çocuklarla girilen ilginç diyaloglar

2 /
prynzm prynzm
bu hafta çocuklara iç organlarımızı ve kısaca görevlerini anlattım. yaş grubu oldukça küçük olduğu için her organın basit basit en önemli görevlerini söyledim ve bu konuda onların bilgilerini test ettim. aldığım cevaplar içinde beni çok gülümseten şeyler de vardı ama bir tanesi içime işledi ancak gülümsettiği için değil.
neyse o gülümseten diyalogları önce yazıp sonra da beni etkileyen şeyi söylemek istiyorum.
ben: eveet böbrekler bizim kanımızdaki zehirli maddeleri süzerler, bu sayede atıklar vücudumuzdan çiş ya da ter yolu ile uzaklaşır. çişimizi yapınca vücudumuzdaki atıklar da uzaklaşmış olur.
ar. : öğretmenim çok sakız çiğnersek bir de o sakızları yutarsak böbreklerimiz tıkanır çişimizi yapamayız dimiii?
-kısa bir gülümseme molası.
ben: kalbimiz bizim için çok önemlidir, vücudumuza kan pompalar bu yüzden ona çok iyi bakmalıyız. asla sigara içmemeliyiz. anne babamız içiyorsa onları uyarmalıyız.
mer. : öğretmenim benim babam annemden gizli gizli tuvalette sigara içiyor.
-gülümseme molası 2 .
ben: evet kalın bağırsaklarımız bizim vücudumuzdaki besinlerin son durağıdır. kakamız gelince bilin ki kalın bağırsaktan geçer.
çın. : öğretmenim ben kabuz olunca kalınciğerim (evet yanlış duymadınız kalınciğerim dedi. bir öncesinde karaciğeri anlatmıştım ikisini harmanlayıp kalınciğer dedi) çok ağrır o zaman dimi?
- son gülümseme molası 3.
bunlarla yeteri kadar gülümsemiş olacağım ki hemen ardından aşağıdaki diyalog geçti aramızda;
ben: ne demiştik kalbimiz bizim için çok önemli ona çok iyi bakmalı ve spor yapmalı, dengeli beslenmeliyiz.
der. : öğretmenim birileri bizi çok üzerse eğer kalbimis ( evet "s" ile) kırılır ağlarıs dimi?
içimde bi yerler cızz etti. bir öğretmen olarak çocuklarımın her şeyi öğrenmesini istediğimi sanırdım ama öyle olmadıgını gördüm. hayatlarının hiçbir evresinde kalp kırıklığının ne olduğunu bilmesinler canları hiç yanmasın istiyorum. karşılarına hep iyi insanlar çıksın onları üzmesinler diye diliyorum. lütfen allah'ım çocukların ve iyi insanların canı hiç yanmasın.
y all know me well enough y all know me well enough
bugün bizleri pek de heyecanlandırmayan bir maç var biliyorsunuz. her şeye rağmen sabah uyanınca duştan sonra giydim eşofmanı ve formamı, çektim kapüşonu, gittim markete. alışverişimi yaptım, yürüyerek dönüyordum eve. her market alışverişimde mutlaka 2-3 tane çikolata alır, yolda veya apartmanda gördüğüm çocuklara veririm. her neyse, feneryolu durağında oturmakta olan 8-9 yaşlarında bir çocuk gördüm. eli yüzü düzgünce bir çocuk. yaklaştıkça benim olduğum tarafa baktı, göz göze geldik ve gülümsedi. hem semtin vermiş olduğu fenerbahçelilik duygusu hem de çocuğun temiz yüzüne aldanıp gülümseyerek sordum.

"kaç atarız bu akşam?"

tamam biliyorum çok yapmacık bir soru ama beklediğim cevap : 3 atarız, 5 atarız gibi bir şeydi. ben de "koçum benim be" dedikten sonra çikolata verip masum bir çocuğu mutlu etmiş olacaktım. kafamdaki plan buydu. çocuğun cevabı beklediğim cinsten değildi :

"cimbom siker atar."

ulan neye uğradığımı şaşırdım. harbiden dumura uğradım. yetişkin bir bireyden bile böyle bir cevap beklenemezken küçücük çocuk çıkardı suratıma suratıma vurdu. dumuru atlattıktan sonra toparladım.

- vay be cimbomlu! bakacağız akşam. yine de dostluk kazansın diyelim mi?
- demeyelim.

valla bir an önce ordan kurtulmak istedim. çıkardım çikolatayı, "iyi madem al çikolata ye" diyerek çikolatayı uzattım. yine nasıl bir tepki geleceğinden de korkmadım değil.

- teşekkür ederim ama annem tanımadığın insanlardan çikolata - şeker alma dedi.

ulan biraz önce sikip atar falan diyen çocuk gitti, yerine mükemmel derecede terbiye ve akıl ile yetiştirilmiş bir çocuk geldi. bir kere daha onun içindeki saflık özüne güvenerek gülümsedim ve :

"haklısın. annen de haklı. ben yine de sana vereyim bu çikolatayı, sen istersen yemezsin. hem zaten bugün 23 nisan. bayram niyetine sana hediye vermiş olurum." deyip çikolatayı uzattım. yaptı yine yapacağını.

- "insanları bayıltıp kaçırıyormuşsunuz. çığlık atarım hemen gitmezsen."

çikolata verip bir çocuğu mutlu edelim dedik, yerin dibine sokulduk. bir çocuk kaçakçılığımız eksikti. iyi yahu ben yerim o zaman diyerek çıkardım jelatini başladım yemeye. şimdi geldim eve ama hala sinirliyim. çikolata da iştahımı kaçırdı. bi pazar kahvaltısı keyfimiz vardı, onu da zehir ettin zıpçıktı!
düş doktoru düş doktoru
(yemek masasındayız)
"düş doktoru ablaaaa"
"efendim"
"ben seni çok ince buluyorum."
burada kast ettiği şey kibarlık, naziklik değil. zayıf olmam. ince buluyorum nedir ya cdjffdkjdjk

aynı çocuk durup durup:
"düş doktoru abla sen bana benziyosun. senin ablan da benim ablama benziyo." kendisi de ben gibi 12 kilo civarlarında bir kızcağız olduğu için mantıklı hadi. diğer ikisi hafif iri kıyım.

(koltukta oyun oynuyoruz, elimizde pony'ler falan var.)
annem: "ablanla da oynasana oyun, niye onla oynamıyorsun, bak sıkılmış. düş doktoru ablanla oynuyosun hep."
çocuk: "ama ablamın yaşı büyük." ablası 15 yaşında, ben 23 yaşındayım.
iinformonme iinformonme
lisedeyim o zamanlar. okuldan çıkmışım eve doğru hülyalı hülyalı yürüyorum. bi parkın yanından geçerken bankta oturan 10 - 12 yaşlarında iki çocuk gördüm. dialog da şu;
çocuk: - abla, sana bir şey söyleyeceğim.
ben: - söyle bakalım
çocuk: (yanındaki arkadaşını işaret ederek) -
arkadaşım senden hoşlanıyormuş. (çocuk beni görür görmez beğenme ile kalmayıp neredeyse ışık hızıyla hoşlanma aşamasına geçmiş. )
ben: - ama ben seni beğendim
çocuk : ( tatlış bir şekilde sırıtarak) - olur
tabi ben dumur.. öyle bir satış yok.
bu da böyle bir anımdı işte.
ctrl x ctrl x
victor hugo'nun kendisi için tuttuğu notlarından;

devrimden sonra
...

üç yaşındaki bir yumurcak "mourir pour la patrie" (vatan için ölmek) marşını söylüyordu:

- bunun ne demek olduğunu biliyor musun? nedir vatan için ölmek?

- evet biliyorum, dedi çocuk. elinde bayraklarla sokaklarda dolaşmak demektir.
berk1905 berk1905
vallah ben birkez girmiştim onda da karakteri oturmamış piç laf sokmuştu.

17 yaşında falandım galiba o zamanlar.
10 yaşında çocuklar top oynarken ver bakim bir pas dedim. "vermiyorum lan" demişti.

sikerim topunuzu amk
skipper skipper
yeğen ve şahsım arasında geçen konuşmadır;

+ amcacığım, hani şimdi seni öpüyorlar, sarılıyorlar ya?
- evet.
+ işte büyüdüğünde bunların hiçbirisini göremeyeceksin...
- (4 yıllık yaşamı boyunca ilk şoku yedi)
+ büyüdüğünde ne olacak biliyor musun? (uygulamalı olarak; elini tuttum-kafa tokuşturup) baba n'aber diyecekler dedim.
- (duygusal bir ses tonu) ama ben büyümek istemiyorum! / dedi.

biraz daha zorlasam salya sümük ağlayacaktı çocuk. ama hayatın gerçeklerini anlatmam gerekiyordu, her çocuğun büyüme hayali vardır; rol modelini büyüklerinden alır, devamlı daha büyük olmak ister... büyüdüğünde ise çocukluğunu yaşamadığını fark eder...benim ettiğim gibi.
bu nedenle kendisine kötülük yapmışım gibi görünsem de aslında iyilik yaptım.
caracal34 caracal34
beni uyandırmaya gelen 3.5 yaşındaki yeğenimle aramızda geçen diyalog:

-şerefsiz dayı kalk hadi.
-olm nerden öğreniyor sunuz bu kelimeleri?
-sen öğretiyon dayı.
-şerefsize bak ya....
-sensin şerefsiz!!!
-+-+?? ()(??+-+-
durbinin alternatif testi durbinin alternatif testi
6 yaşındaki kuzenim ilayda. fazlasıyla şımarık bir kız. çoğumuz çocukken istediğimiz olmadığında ağlamışızdır. fakat bu başka bir şey. en ufak bir olumsuz bir cevap aldığında morarıcak seviyeye gelene kadar bağırıyor ağlıyor. bir gün dışarda yemekteyken çıldırdım artık.

ben : ( bağırarak) ilayda yeter. neden istediğin olmadığında hemen ağlıyorsun?

ilayda: ee olsun diye.

çok net.
saiyajin saiyajin
staja kamuflajla gidiyorum, küçüklerden biri sordu abi asker misin diye, hayır dedim. peki neden kamuflaj giyiyorsun dediğinde çünkü üşüyorum cevabını verdim fakat izlememişlerdi filmi, kendi kendime gökyüzüne bakıp bir sigara yaktım.
actions speak louder than words actions speak louder than words
kuzenimin çocuğu var.

4 yaşında çocuk, ilgi ve sevilme bekliyor hep. e şimdi sıpa bu, bende çocukları seviyorum muhabbet etmeyi de severim.

şöyle bir huyu var: mesela babası bir şey alıyor, sonra bana veya başkasına gösteriyor " x(isim) bunu ben sana hediye aldım" diyor.

balkonda oturuyoruz. pinterestten sanat resimleri gösteriyorum, bazen mimari, bazen manzara falan. "diyorum bak böyle böyle yapmış, buradan bakınca farklı gözüküyor." falan. hani bir şeyler öğretmeye çalışıyorum. gerek genel kültür, gerek teknik vesaire.

muhabbet biraz ilerledi ve şöyle:

+actions abi bak ben anneme karpuz hediye aldım, babama araba tekerleği aldım, sana davul aldım, anneanneme kolye aldım (halbuki almıyor ahahah)
-ooo ne kadar güzel. gelirin iyi o zaman. ne iş yapıyorsun?
+ ben burada çalışıyorum


oturduğumuz yer evin balkonu, akrabalar arasında kahkahalar gırla.
2
brsmsl brsmsl
sevgili kızımla yakın zamanda girdiğim diyalog;

malum seçim tantanasının olduğu dönemlerde kızıma ve onun kankası pelinsu'ya yemek hazırlayacaktım..

tahmin edebileceğiniz üzere diğer bekar babalar gibi ben de pratik olanı seçtim ve hayat kurtarıcı köfte makarna ikilisine yüklendim..

sonra bizim kızları sofraya davet ettim..
ancak o sırada televizyonda kızların favori çizgi filmi prense sofia olduğu için pek de gelmek istemediler sofraya...

ben tekrar çağırdım falan..
neyse geldiler işte bunlar da sofraya...

tabii ben de yemek yerken dikkatleri dağılmaması için televizyondaki prenses sofia'yı kapattım. onun yerine seçim yorumlarını izlemek için halk tv'yi açtım
ve diyalog başladı..

brsmsl: hadi bakalım kızlar, tabağınızda yemek bırakmayın...

pelinsu: brsmsl amca ben sadece makarna yesem olmaz mı?

brsmsl: olmaz pelinsu vücuduna protein almazsan büyüyemezsin, kasların güçlenmez.

kızım deniz: pelinsu bitir şu yemeğini yoksa babam bize halk tv izleme cezası verir....prenses sofia'yı izleyemeyiz.


evet. bu diyalog gerçektir.
artık kızım halk tv'yi benim yüzümden bir ceza gibi görüyor. fanatikliğin her çeşidi zararlı..
neverendingblueroad neverendingblueroad
3,5 yaşındayken elinde dolu soda şişesiyle beni sabır imtihanına tuttuğu anlardan sadece biri.

+ anne yere atmak istiyorum bunu, atsam ne olur?
- kırılır tabi ki
+ atayım mı bi kere?
- sakın atma çocuğum, kırılır bak
+ ama anne atmak istiyorum ben ya
- evladım atmak da nerden çıktı, bak sakın atayım deme.
+ babam olsa at derdi
- hayır demezdi. bırakır mısın onu elinden?
+ anne bi kere ne olur yaaa
- offf at ulen, at hadi
+ neden?

bir anne nasıl mavi ekran verir, ispatı.
kendinibulamayankız kendinibulamayankız
ben çocuklara aşırı bayılmıyorum açıkçası, şımarıklarsa hele hoşlanmıyorum. bi de çocuklara salak muamelesi yapılması inanılmaz sinirime dokunuyor. hanimiş şöyleymiş böyleymiş..bebek değil bu çocuk çocuk.. sonra neden şımarık, neden büyüyor ama büyüyemiyor, sorumluluk almıyor, pısırık, güvensiz.. bugün çok işim olduğu için gerginim, ama yazdıklarımın arkasındayım.
tanım: girmediğim diyaloglar.
2 /