çocukluk anıları

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
2
hristov ciklipaf
annenin evin en karanlık odası olan yatak odasında uyumasından bıkmış küçük bünye bodrum katlarındaki evlerinin sadece insanların ayaklarının ve bazen de kedilerin gözüktüğü penceresinden gözlerini "dışarı"ya dikmiştir. ilk fırsatta evden kaçılır. hedef eve gelen komşu teyzelerin, sokaktaki arkadaşların sürekli bahsettiği, içinde kocamaan dönen bir şey olan ve hatta çarpışan arabalar da olan panayırdır.
ayağa 5 numara büyük gelen ters giyilmiş anne terliği, beyaz aklet ve neredeyse koltuk altına kadar çekilmiş mavi beyaz çizgili pijaması ile kasabanın ıssız sokaklarına renk katan bu küçük çocuğu çok geçmeden farkeder polisler. akabinde hemen karakola gidilir. ağlamaya başlayan çocuğa avunması için önce çokoprens verilir ve ardından sorgu sual başlar:

polis: baban ne iş yapıyor senin bakalım?
çokoprensiyle hayli meşgul küçük çocuk: boyacı.
polis: peki annen çalışıyor mu?
çocuk: evet.
polis: peki ne iş yapıyor?
çocuk: evi süpürüyor.
!?!

çok geçmeden gözyaşları çizgi filmlerdeki gibi iki yanında fışkırarak ağlayan anne ve babaanne karakola gelir. ne kadar babaanne tarafından korunmaya çalışılmışsa da anneden bir kaç tokat darbesi yiyerek ve polis amcalardan yüzlerce tembih alarak evin yolu tutulur. fakat hedefe ulaşılamamıştır. dönen şey hala oralarda biyerlerdedir. sonraki birkaç kaçma girişimi yine aynı hedef üzerine olmuş fakat daha sonra karakolda verilen çokoprens daha cazip gelmiş ve evden çıkma fırsatı bulunduğunda direk karakolun yolu tutulmuştur.

(bkz: bu da böyle bir anımdır)
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
biyolojiksaat
yaşantımızın en ilginç, değişik, eğlenceli tanımlamasını hakeden anılardır.

hala çözümleyemediğim-kesin olarak- ve kimseyle de paylaşmadığım çocukluk dönemimin uzun bir dönemini kaplamış ayrı ayrı anılar yumağına sebep bir durum.
günlük yaşantımızın içinde azdan çoktan herkeste aynı yankılanmalara neden kelimeler cümleler vardır.ki sorunda, olay döngüsüde bendeki bu kopuşla kendini göstermişti; herkes de aynı anlama gelen kelimeler bende ,beynimde aynı anlamlarda ifadesini bulmuyordu,benim bambaşka bir alfabem, sözlüğüm vardı...durum ilerledikçe de, acayip olaylara gark oldukça da içime kapanmama sebep olmuştu.
delilikle normallik arasındaki sınırda mı yaşadım, yoksa başka bir şey miydi?! hala bilmiyorum, belki de biliyorum da kabul etmek istemiyorumdur.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
minik kurbaga
9 yaşımda "yerden yüksek" oyunu oynarken karşı kaldırıma yüksek diye çıkayım dedim. adımımı atmamla beraber bana bisiklet çarptı. o hızla uçmuşum, kendimi bir atın kucağında buldum. at arabasını altından çıkarttılar beni. birkaç dikişle kurtuldum ama atın yaşattığı tarvma bambaşlaydı:)

(bkz: at altında kalan kurbağa)
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
varolmanın dayanılmaz hafifliği
anne ve baba çalışmakta, kardeş kreşe gitmekte, o sıralarda yedi yaşında olan kahramanımız yaz tatillerinde pek bir başıboş kalmaktadır.

üstelik herkesin annesi evdedir. kahramanımız sabah erken kalkar. her çocuk gibi böyle lüzumsuz bir alışkanlığı vardır. annenin masada bıraktığı kahvaltıya şöyle bir bakar ve dışarı çıkar. kimse dışarda değildir tabi. anneleri bırakmaz ki böyle erken. derken vakit ilerler, bir arkadaşı çıkar dışarı. oyunlar oynanır. çocuğu annesi eve çağırır. o gider, başkası gelir. kahramanımız dışarda devriye görevi görmektedir, ara elemandır.

yine böyle bir yaz günü diğer çocuklar evlerindeyken bizim çocuk etrafı gözlemlemekte ve kim bilir çocuk aklıyla neler düşünmektedir... birden bacağında bir acı hisseder. siyah bir terrier gelip yapışmıştır zavallının bacağına. çocuk bacağını sallar, sallar, nihayetinde köpek ağzında çocuğun pantolonundan bir parçayla fırlar ileri. çocuğun çığlıkları sokağı doldurur. karşıdan bir amca gelmektedir. ağlayan çocuğa "korkma kuduz değildir." der ve gider. çocuk daha çok ağlamaya başlar. "bir de kuduz olucam" diye. neyse birileri gelip kahramanımızı hastaneye götürür.

olay on yedi yıl önce yaşandığı için karnına kocaman bir aşı yaparlar. bu arada baba da hastaneye gelmiştir. hayvan hastanesine gidilir teşhis için. yoktur tabi köpek. eve gidince tüm bu eziyetin üstüne bir de baba kızar çocuğa. sanki çocuk "köpeğe gel beni ısır" demiş gibi... neyse ki diğer aşılar koldan yapılır ve o anlar çocuğun belleğine kazınır altın harflerle.

"küçük emrah etkisi" yaratabildiysem bünyelerde ne mutlu bana!
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
heroine
heroine miniminicikken evlerine yemeğe çat kapı misafir gelmiştir.babanın restoran sahibi arkadaşından zeytinyağlılar börekler sipariş edilir.misafirimiz de yemekleri çok beğenir ve aman efendim ellerinize sağlık ne zahmet ettiniz çok güzel olmuş gibi iltifatlar yağdırır.bunun üzerine
küçük heroine-annem yapmadı kiii restorandan aldııııkkk. der

tabi olay üzerine anne ufaklığı mutfağa çeker ve azıcık azarlar.dersini alan heroine bir dahaki sefere aynı hataya düşmeyecektir.

bir süre sonra yine bir gün misafir gelir.bu sefer yine aynı restoran sahibinden balık sipariş edilir mangalda pişirmek üzere.
heroine annesini mutfağa çeker ve sorar

-sorarlarsa balıkları babam tuttu mu diyim?
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
kiaransalee
#3148409
benzerini bir daha bir daha yazmaya gerek yok sanırım... araba çizerken polise yakalanıp dayak yemek, kasalardan üzüm çalarken arıların saldırısına uğramak, poşetle dik yokuşlardan aşağı kaymak, bakkaldan bilimum patlayıcılar alıp piyasayı patlatmak, travestilerin ne yaptığını merak edip camlarına tırmanırken düşmek, ikisi asla çıkmadığı için bir türlü tamamlanamayan futbolcu resimleri albümü ve akabinde asla alınamayan orijinal futbol topu... gereksiz bir çaba, acaba siyahlara dokununca elimize kara bulaşır mı diye... sabaha kadar kesilmeyen çığlıklar arasında uyumaya çalışmak... anılar işte... acısıyla tatlısıyla, acılarını farketmeden tatlı gibi yaşadığımız çocukluk...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
tıfıl afet
bazen aile bireyleri tarafından, "komik" anı olarak her anlatıldığında yüz kızarmasına sebeptir:

4-5 yaşlarındayım. büyük bir otelde mühendisler için gece düzenlenmiş, herkes eğlenirken, piyanist şantörün yanına gidip "amca ben şarkı söylemek istiyorum" demiştim. adamcağızda beni kırmayıp, tutuşturmuştu elime mikrofonu. sanıyor ki daha dün annemizini, mini mini bir kuşu söyleyeceğim..
tam o zamanlarda da büyük seçim var. anavatan partisi'nin seçim müziği de sezen aksu'nun "en büyük kim?" adlı nadide eseri...

ve, bilin bakalım ben o nadide eseri nasıl söyledim???

hadi bakalım kolay gelsin
bir acayip zor yarış
bana ne aman ben anlamam
pek hesaplı ince is

anavatan en başta
bu en büyük yarışta
koşuyor mesut yılmaz
gülerek gülerek en başta

(bkz: #3125638)*
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
aloe vera
ilkokulda bir kleptomanik olmam sebebiyle sıra arkadaşımın kalem kutusunu çalmıştım. sonra çok utandım tabi. hemen siyah bi'poşete koyup çöpe attım. resmi bi'gündü herhalde 23 nisan veya 19 mayıs gibi. sürekli askerler geçiyor polis arabaları falan. korktum beni almaya geldiler sandım. tuvalete saklandım. annemler gelene kadar da çıkmadım ağladım bütün gün. korku işte...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
saclarını kesen rapunzel
henüz yaş ... hatırlayamadım şimdi.neyse aklım eriyor ama yaptığım manyaklığa

bizim evde bir ufaklık var.kardeşim olur kendileri.pek uyuşmaz elektiriklerimiz.küçükken , gücüm yeterken yere yatırır, ellerini tutar ayaklarının üstüne otururdum hareket edemesin diye.zavallıcık ne zaman sesini cıkardı saclarımı kafasına uzatır ağzına sokardım baktım hala susmuyo çoraplarımı koklatırdım zorla.o zamanlar varmış baya manyaklık bende.şimdi gel zaman git zaman eşşek gibi oldu kerata.boyu var 1.85 şimdi ben sesimi çıkarıyım bişeye olacakları tahmin edemiyorum.
(bkz: ne oldum dememeli ne olucam demeli)

edit: bunları yaptığımda çok çok küçüktüm yanlış yargılara varılmasın hakkımda
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
2
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın