çocukluk fotoğrafı

1 /
krem karamel krem karamel
genellikle zamanki hallere gülünen fotoğraflardır.eski günler hatırlanır.çoğunlukla eğlencelidir.

bir de erkeklerin meşhur sünnet fotoğrafları vardır ki neden çekildiğine bir anlam veremediğim gibi,bu fotoğrafların gösterilmesine hiç mi hiç anlam veremem.
herkes bakıp bakıp gülerken olayın başkahramanı fotoğrafın görülmemesi için elinden geleni yapar.ama nafile çırpınışlardır bunlar.zira anne kişisi fotoğrafı göstermekte nedense çok ısrarlı olur.nitekim görmeyen kalmaz!
dendelis dendelis
renkleri bir başkadır onların. şimdiki fotoğraf makineleri daha metalik renklerde çekiyor gibi. ahşap tadı var eskilerde.
ortak özellikleri de çiçeklerin yanında çekilmiş olmalarıdır. bu türk annelerine ait bir zevk sanırım.
annem, nerde çiçek açmış bir bitki görse hemen bizi önüne kondurup fotoğrafımızı çekerdi.
bu yüzden bütün çocukluk resimlerim "pollyanna" saadetinde gözükür.
çocukluk resimlerine bakmayı severim.
o fotoğraf anına dönebilmeyi isterim bazı kareleri görünce.
o mumlara bir daha üflemek, sevdiklerime bir daha sarılmak, o kadar tasasız gülebilmek.
sanki her şey daha güzeldir o anlarda.
ve hep somuttur elimizde. şimdilerde dijital makinelerle çekilmiş, bilgisayarda biriktirdiğim fotoğraflarımı o kadar sevmiyorum. somut değiller
o anlar hiç yaşanmamış gibi.
sanki o deniz kıyısında hiç yürünmedi, gülhane parkı'nda oturulmadı saatlerce, güneş başımın arkasından hiç batmadı.
elimde hiç gerçek fotoğraf yok şimdilerde. bilgisayardan kurtarmak mümkün onları biliyorum; ama yine de eskileri isterim ben.
koyumavi koyumavi
bakıldığında büyüdüğün anlaşıldığı anlardır ve büyümek istememenin anlaşıldığı anlar...

kırık bir çerçeve içinde gülümsüyor çocukluğum; masum. çok kez soruyorum dolu gözlerle bakıp fotoğraftaki çocuğa: bben olacağını bilsen yine büyümek ister miydin hevesle? güler miydin fotoğraflara kocaman, yarısı çıkmamış dişlerinle? yoksa yasını mı tutardın o günden yaşayacağım hayat bu zavallının ki mi olacak diye? aklına gelir miydi bir gün ellerinin tütün kokacağı? ister miydi hayatına yük, yarım, yamalı sevdalar biriktirecek bir yürek? istemezdi herhâlde! kim ister ki? ne yazık ki böyle oldu onun için. büyüdü... ben olacağını bilmeden büyüdü. bazen büyümek istemedi kırmızı renkli, kardan adamlı kazağı küçük gelmesin diye. o kazak küçük şimdi: içine giremeyeceği kadar küçük. giyindiği hayatsa çok büyük bedenine: ruhunu boğacak kadar büyük.
gülmek isterdi küçük kız alabildiğine gülmek ama alabildiğine ağlamak düştü payına; denizleri kıskandıracak kadar tuzlu suya sahipti gözleri, o habersizdi sadece büyümek istiyordu. şimdi büyüdü minik kız... küçülmek istese de biliyor imkânsız! gözlerindeki denizi yağmur yapıp akıtıyor göğsüne ferahlamak için... deniz sevdası ve yağmur kokusunda avutuyor yorgunluğunu yüreğinin. ve gülümsüyor kırık çerçeveden alabildiğine: gözleri kısılana değin, belki de ağlıyor içeriden yaşadığım hayatına.
pikolata pikolata
eğlenceli fotoğraflardır.

biraz rengi solmaya yüz tutmuş bazılarının. bazısında yeni yeni oturmaya başlayan ufaklık, bazısında elinde kovası küreği kaptırıp gitmiş kendi dünyasında. bi' bisikletin üstünde bir elinde şekeri var birinde ;diğerinde babasının kucağında, tam göbeğinin üstüne oturmuş.

gülümeseyen fotoğraflardır.

tüm ilginin üzerinde olmasından hoşnut çocuk. çocuk yaramaz biraz. çocuk mutlu. gamzeleri öylesine belirgin gülümseyişinde, saçlarını tepeden toplamış annesi. hep bir şeyin koşturmacası içindeymiş, sanki bi yere yetişecekmiş gibi, yerinde duramayan ifade yüzünde. oyun beklerken onu, sokaklar beklerken. birinde kaldırıma oturmuş kapının önündeki, elinde 1 liraya alabildiği mutluluk veren küçük şeyler: çekirdek, cips, düdük şekeri, leblebi tozu..gözlerinin içi parlamış, sıkı sıkı tutmuş hepsini. küçük değil dünyası; sınırları yok hiç. onun krallığı ne de olsa!

bazılarında herkesin olduğu üstelik. bir doğum gününden mesela. şimdi olamayan herkesin tam yerinde durduğu, sardığı etrafını. herkesin daha genç olduğu, annenin, babanın. hayatın merkezi olduğu , en sevilen olduğu ufaklığın. abiyle yan yana sarmaş dolaş belki de birbirlerini yemeden durabildikleri komik bi fotoğraf ya da, şimdi baktıklarında dalga geçtikleri o halleriyle.

bir diğerinde yaz, bıcırık halleriyle denizde, kocaman kolluklarıyla, yine sarılmış sıkı sıkıya babaya.

biri var ki, kaybetmeye korktuğu. fotoğrafa baktıkça her gün, gördükçe o afacanı, içinde hep sakladığı bir yerlerde, korktuğu baktıkça. öylesine samimi bakmış ki, o kadar güzel ki dünyası, kıskandığı biraz da şimdilerde.

yine aynı şarkı çalıyor...bir resim de şimdilerden açıyor yanına. bakıyor .
değişmeyen gözleri. gülüyor yine belki, inatla. her şeye ve tüm eksilenlere rağmen.
eskisi kadar boyutsuz değilken dünyası,
yine mutluluk veren küçük şeyler yakalamaya çalışırken..

biraz hüzünlendiren fotoğraflardır.
biraz özleten.
biraz komik
biraz sevimli.

hep mutlu.
serbest çağrışım serbest çağrışım
yeni nesil için eskisi kadar anlamlı olamayacak fotoğraflardır. çocukluk fotoğrafı dediğin eski olur renkler daha bir soluk olur. makineden güzel bir kağıda tablettirir tarihlerine göre albümlerde saklar zaman zaman bakar eski günleri hatırlarsın. ama şimdi fotoğrafların kalitesi gerçek görüntüyle aynı , 3 boyutlu resim tarzı birşey çıkmassa dahada gelişmeyecek, dijital makinalarda çekilen fotoğraflar direk telefon, bilgisayar gibi ortamlara aktarıldığından bazen bu kalabalık içinde unutuluyor fotoğrafçılar ise iş yapmaz oldu. daha dün çekilmiş gibi duran bir fotoğrafa çocukluk fotoğrafım diye bakmak insanı pek eskilere götüremez bence
yazmazdım ama artık yazarım yazmazdım ama artık yazarım
hep mutlu olmayandır.

sünnet fotoğraflarını açıp doyasıya izlediniz mi? açılmış bacaklar arasında hemen öncesinde didik didik edilmiş, o zamanlar adı pipi..yüzdeki o acı his..neye uğradığını şaşırmış bir çocuk.

o fotoğrafa tek bakmadığınız gerçeğini de hesaba katarsak;

sorarım bunun neresi mutlu ?
rosalindfranklin rosalindfranklin
18 yıl sonra doğmuşsanız neredeyse her anınızın bir fotoğraf karesine sığdığını görürsünüz. türlü türlü şebeklikler, her türden pozlar vardır. piknikte, gölde, balkonda, birinin saçını çekerken ve daha nicesi... ama kendimi en çok doğum günü pastası ve kola ile evrimleştiğim fotoğraflarım hayrete düşürür. dönemin ruhunu yansıtır. bakışlarım, bıçağı tutmaya çalışmam, saç rengim, saçımın her yıl daha da kısalması tabii ki. ara ara albümü çıkarır bakarım çok da hoştur hani.
nesil on nesil on
az önce hard diskdeki arşivimi karistirken karşılaştım. uzun zamandır da görmemiştim o fotoğrafları. surat tertemiz, saçlar dik dik jöleli, kollar bacaklar incecik...

insan bir yandan o zamanı hatırlamanın mutluluğu içerisindeyken bir yandan da hüzünleniyor ister istemez. bir fotoğrafa bakıyorsun ve hemen hatırlıyorsun.. "aaa bu fotoğrafı bahadırların köyünde çekmiştik, hatta tohum için ayrilan mısırları közleyip yemeğe calismisik!!"... "bak bak burada işe sabahın dördünde burak'la evden kaçıp işkembe yemeğe gitmiştik!!"... sonra birden hatırlarsın, artık hayatında ne bahadır var, ne burak... bahadır ve burak'la önce lisede ayrı düşersin, belli bir süreden sonra farklı yerlere taşınılır, sonrasında da üniversite derken senede bir anca telefonda görüşür olursun... şu hale bak sözlük! çocukluk fotoğrafından konu nerelere geldi...

çok sık olmasa da ara ara bakmakta, o güzel saf duyguları hatırlamakta ve o değişim; kendinizdeki fiziksel ve ruhsal değişimi görmekte fayda var derim.
doludur be meyhaneci bu saatte doludur be meyhaneci bu saatte
kimi zaman bakmaktan korkulandır.

o resimlerdeki çocuğun gözlerinin altındaki uykusuzluk morlukları daha çok yakar canımı.sanki bir junkie gibi umutsuz bakışları vardır.zorla güldürülmüş olduğu bellidir.sanki bugünlerin habercisidir o fotoğraflar.fazla değildir.azdır ama bakılmaz işte.
şizofren psikiyatr şizofren psikiyatr
evrimin var olabileceği fikrine beni inandırmış fotoğraflardır. bi' aynaya bakıyorum, sonra bir de dönüp elimdeki fotoğrafa bakıyorum. n'olmuş ki bana böyle? hani zaman makinesi denen olay olsa gidip geçmişe kendimi severim o denli tatlı bir şeymişim. neyse yazımı uzatmaya gücüm yok, acım büyük. *
berk1905 berk1905
o kadar ilginç ki 10 yıl dahi geçse o fotoğraflara baktığında o anı hatırlıyorsun.
ben o gün rondo yemiştim lan aaa diyorsun
aa o kahvaltıda domates, peynir, omlet vardı diyorsun. sonra konuşmaya katılan kişi zaten fotoğrafta bunlar gözüküyor diyor ve tüm duygusallık orada boka gidiyor.
ulan ben hatırlıyorum yani niye fotoğraftakini söyleyeyim ki sanki.
adamgibiadamdakigibi adamgibiadamdakigibi
az önce baktığım fotoğraflarım.

çok özlemişim o masumiyeti, o mutlu günleri...

bir bisikletim var, şimdiki çocuklara versen hurda bu der burun kıvırırlar ama beni çok mutlu etmiş o zamanlar. ayaklarım yanlara açık, mutluluk çığlığı atıyorum.

evde çırılçıplak koşturduğum fotoğraflarım var, o özgürlüğü özlüyorum.

arkadaşlarım var, bir yandan birbirimize iki kulak yapmaya çalışıyoruz, bir yandan tüm dişlerimiz görünerek gülüyoruz. çıkar ilişkisi yok, birilerini arkasından vurmak yok...

her ne kadar gülümsememe, yeri geldiğinde kahkahalar atmama sebep olsa da üzüldüm bir yandan, en mutlu günlerimin çoğunu fotoğraflar da olmasa hatırlayamayacak olmama üzüldüm.

ben çırılçıplak koşturduğum, bisiklet sürerken dünyanın en mutlu çocuğu olduğum, ''gerçek arkadaş'' larımın olduğu günleri özledim. keşke girip o fotoğraflarda yaşayabilsem şimdi, geri alabilsem o masumiyeti...
1 /