cümle

bilmez miyim hiç bilmez miyim hiç
ahmet güntan şiiridir.

"kurmadığım cümle kalmadı.

cümle bir cenderedir, hepsi.

esas muhalefet hakkı bütün
cümleleri kurmuş bitirmiş
olanındır.

kırsan, büksen, ne yararı var,
cümleyi kuracaksın, ortada
bırakamazsın.

dadacılar cümleleri ortada
bırakırdı, zimzim zanzibar
zimzalla zam, ama onlar
ancak fikir olarak güzeldir.

kalpten kalbe bir şeyler aktığı
da bir gerçek ama.

cioran'ın cümleleri
uykusuzluğun taşıdığı
sonrasızlık ritmiyle akar, akar,
bu kadar haklılık dilin
kaldırabileceği bir şey değildir.

ama cümle, karakteri icabı
hep bir haklılık ileri sürer.

haklılıktan vazgeçmek için
belki iki yüzyılı görmüş
geçirmiş olmak lazım, fikirler
evrile devrile ne hale geliyor,
kur bakalım hadi artık o
cümleleri.

thomas mann, iki yüzyılı
görmüş bir yazar olarak
(1875-1955), dilin yakasını
bırakmış bir adamın
cümlelerini kurar.

abdülhak şinasi hisar da
iki yüzyılı görmüştür
(1888-1963), ama
cümlelerinin dizginlerini
bırakacak hoşgörü onda
yoktur.

cümlelerin etrafını boşaltarak onları
görünür kılan şairlerdir.

ilhan berk, alfabe değiştiğinde
on yaşındaydı (1928),
cümleleri okula yeniden giden
öğrenci, cümlenin kolayca
kurulabileceğini biliyor.

"maksadımızı tam olarak
anlatan söz dizelerine cümle
deniyor", nasıl eski bir tanım.

cümle sıcak mücadeledir,
yoksa niye ömür boyunca arka
arkaya aralıksız bu kadar çok
cümle kuralım?

sıcak mücadelenin dışına
çıkma ihtimali şairlere belirir,
o da biraz, şair şanslı,
inatçıysa.

cümle kurmadan anlaşma
imkanı var mı, var, ama ona
medeniyet demiyorlar, cümle
kurmak medeniyettendir
diyorlar, o zaman abi gibi
insanın koluna giren
cümleden daha medenisi var
mı?

hintliler ingilizce konuşurken
"şuradan bir simit alalım"
yerine "şuradan bir simit alma
durumu ortaya koyalım"
derler, tercih kesin, bizdeki
"şuradan bir simit alma
durumu ihdas eyleyelim" ile
aynı.

herkesin gönüllü katıldığı
bir diktatörlük, cümleler
diktatörlüğü.

at ali, at! tut ali, tut! bu
karga ne budala!

bir şair olarak toplumun
sustuğu anı arıyorum."

(bkz: mahkeme kitap)
morfolog morfolog
metni oluşturan ve her biri ya yargı bildiren ya da belirsizlik içeren, yazı dilinde büyük harfle başlayıp bir cümle sonu işareti ile biten parçalar. cümle morfoloji açısından da son derece önemlidir. cümlenin ifade ettiği anlam bütünlüğü kelimelerdeki eklere sirayet eder, onları belirginleştirir.

cümle denince aslında karmaşık cümleler gelmemeli akla. çünkü basit yapıda bir cümle cümlenin prototipi olmalı. zira onunla edat, bağlaç ve ekleri kullanarak daha karmaşık cümleler yapılabilir. edat ve bağlaçlar da sırf bu nedenle cümle dışı unsurlar gibi görülüyor olabilir. yani tuğlaları birbirine yapıştıran çimentonun tuğlalardan sayılmaması gibi. mesela karmaşık bir cümle ele alalım. "bu akşam ankara'ya gideceğinden eşyalarını hazırladı." yazı bakımından bu bir cümledir fakat anlamca iki cümle içerir: cümle-1: "bu akşam ankara'ya gidecek." cümle-2 "[cümle-1] nedeniyle eşyalarını hazırladı." burada -den eki iki cümle arasında "nedeniyle" ilişkisi kurmuştur.
düzen ve kargaşa düzen ve kargaşa
bir düşünceyi, bir duyguyu, bir dileği, bir isteği, bir olayı, bir durumu vb. tam bir yargı bildirerek anlatan sözcük ya da sözcük dizisidir.

(bkz: sözcük türleri)
*masa, dağ, yaprak vb. varlıkları karşılayan sözcükler ya da sözcük grupları,
*akıl, şiir, öngörü vb. kavramları karşılayan sözcükler ya da sözcük grupları,
*büyük, kısa, ağır vb. nitelikleri karşılayan sözcükler ya da sözcük grupları,
*aşağıda, hızlı vb. durumları karşılayan sözcükler ya da sözcük grupları,
*atmak, kırmak, yolmak vb. hareketleri karşılayan sözcükler ya da sözcük grupları

tek başlarına bir yargı bildirmezler ve bu yüzden tek başlarına kullanıldıklarında cümle oluşturmazlar. bir cümlenin oluşabilmesi için yargı bildiren çekimlenmiş bir fiil ya da ek eylem alarak çekimlenmiş bir isim gereklidir. yargı bildiren çekimlenmiş bir fiil de, ek eylem alarak çekimlenmiş bir isim de tek başına bir cümledir.

örneğin,

"geldim.", "yürüdü." cümleleri yargı bildiren çekimli fillerden,
"vicdanımızdır.", "kararlıydım." cümleleri ek eylemle çekimlenmiş isimlerden oluşan tek kelimelik cümlelerdir.

cümlede yargı yüklemle verilir ve bu yüzden cümlenin temeli yüklemdir. yüklemin bildirdiği yargıyı gerçekleştiren ya da yüklemin bildirdiği yargıya konu olan öge de öznedir. yüklem olmadan cümle kurulamaz. sadece yüklemden oluşan cümlelerde özne, yüklemin aldığı eklere bakılarak saptanır: (bkz: gizli özne) diğer ögeler ise gereklilik duyulduğu an kullanılarak anlatım zenginleştirilebilir.

bir metnin içinde cümlenin ifade ettiği yargı, kendisinden önce ve kendisinden sonra gelen cümlelerle birlikte bir bağlam içinde değerlendirilmelidir. cümle metnin tamamına bakılarak bir bağlam içinde değerlendirildiğinde ifade etmek istediği anlam tam ve doğru olarak anlaşılabilir.

(bkz: isim cümlesi)
(bkz: fiil cümlesi)

(bkz: kurallı cümle)
(bkz: devrik cümle)

(bkz: basit cümle)
(bkz: birleşik cümle)
(bkz: bağlı cümle)
(bkz: sıralı cümle)

(bkz: olumlu cümle)
(bkz: olumsuz cümle)
(bkz: soru cümlesi)

(bkz: cümlenin ögeleri)

ayrıca:

"ebbinghaus, harf, hece, sözcük ve cümlelerin öğrenildikten sonra ne kadar süre içinde unutulduğunu karşılaştırmalı olarak araştırmıştır. elde ettiği bulgulara göre, harfler bir saat sonra, heceler bir gün sonra, sözcükler ise bir hafta sonra unutulmaktadır. buna karşın cümleler daha kalıcı olmakta, aylar ve yıllar boyu saklanabilmektedir (gauquelin, 1993.s.70)."

"richaudeau, aralarında anlam bağı olmaksızın liste halinde verilen sözcüklerin kaç tanesinin anımsandığını araştırmıştır. araştırma sonunda ortalama 5 sözcüğün anımsandığını belirlemiştir. ancak, cümle halinde verilen sözcüklerden ortalama 15'inin anımsandığını saptamıştır. bu sayının, deneklerin eğitim düzeyi yükseldikçe arttığını ve ortalama 22 sözcüğe çıktığını bulmuştur."


geçmiş zaman yolcusu geçmiş zaman yolcusu
"beylik laflara razıydım. susmayı seçtin. sahiden susmuş muydun? peki şu dudaklarının acı kıvrılışları? içli mi, yoksa umursamaz mı olduğunu kestiremediğim bakışların? ya şu küçük darbelerle saçlarını dağıtan acemi ellerin? susmuştun güya. halbuki baştan ayağa tek bir sözcük olmuştun. seni okumak o kadar kolaydı. yan yana gelince şiir olacağımızı kurmuştum. oysa şimdi bütün anlamlarını yitirmiş, hiç bilmediğim bir kelimeden ibarettin. o gün orada ayrılırken garip bir önsezi geziniyordu içimde. günün birinde, sen bu zoraki cümleden bir yüklem gibi bütün canlılığınla kaçıp gidecektin; bir özne gibi olduğum yerde katılıp kalacaktım ben ve seni durdurmak elimden gelmeyecekti. bu gitmek arzusu, öylesine bir uzaklıktı işte. öyle ki, ölmüş bir bedenin gördüğü rüya gibiydin ve ağıt gibi bir sesle bu karanlığı tasvir etmeye çalışıyordun."*