daha adil bir dünya mümkün

2 /
gelutopya gelutopya
madem daha adil bir dünya mümkündü, yirmi yıllık iktidarınızın sonunda türkiye'de sadece bürokraside değil, gönüllerdeki adalet duygusunu bile nasıl yok ettiniz, onun hesabını verin.
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"daha adaletsiz olanı da öyle" şeklinde devam ettirilebilir tabi.

rte'nin ve onun gibi milyonlarca müslümanın adalet anlayışı, batı'nın özgür-uygar-gelişmiş toplumlarındaki adalet anlayışından çok farklı. onlara göre gezegendeki tüm kaynaklara müslümanlar hükmedecek, mülkiyeti onlarda olacak. allahsız ama kitaplı pis kafirler ile kitabı bile olmayanlar ise ya öldürülecek ya da köleleştirilecek ve müslümanlara hizmet edecekler.

sadece tece'dekiler değil, tüm müslümanlar millet-i hakime, kalanlarsa millet-i mahkume olacak yani. adil dünya dedikleri budur.
azwepsa azwepsa
kitabı kendisi yazmış mıdır emin değilim. ama içinde yazanlar %90'ımızın hak vereceği, katılacağı ya da "valla iyi fikir" diyeceği şeyler olacaktır. i̇ç siyaset tribünlerine oynamadığı zamanlarda aslında gayet güzel söylemleri var. sorun zaten eylemleri ile söylemlerinin tutmaması.

i̇çeriğini çok merak etmesem de bir devlet başkanının, devrinin sonuna geldiği speküle edildiği bir dönemde bir kitap yazmasını ilginç buluyorum. ucuza veya bedavaya bulursam alırım.

bu arada ak partililerin halen kitaptan alıntı twitleri yapmaması dikkatinizi çekmiyor mu? birşeyler yanlış galiba. keh keh keh
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"daha adil bir türkiye mümkün mü?

erdoğan'ın kitabını okuduğunuzda bm'ye dönük eleştirilerin bir kısmının türkiye'de yaşanıyor olduğunu görüyoruz. örneğin adaletten ve eşitlikten bahsedilirken, türkiye'de hukuk ile adalet arasındaki uçurumun açılması, mültecilerin türkiye'de uğradığı ayırımcılık, ekonomide özellikle beş müteahhit ya da şirketin ekonominin tam ortasında olması, yolsuzluk, kayırmacılık, gelir uçurumunun korkunç bir boyuta ulaşması konu edilmiyor."

www.gazeteduvar.com.tr

"erdoğan kitabında türkiye'den örnekleri sıklıkla zikrediyor. türkiye'ye dönük örnekler 4 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapması, terörizmle mücadele ve insani yardım konularını içeriyor. buna karşı eseri okuduğunuzda bm'ye dönük eleştirilerin, bir kısmının türkiye'de yaşanıyor olduğunu görüyoruz. örneğin adaletten ve eşitlikten bahsedilirken, türkiye'de hukuk ile adalet arasındaki uçurumun açılması, mültecilerin türkiye'de uğradığı ayırımcılık, ekonomide özellikle beş müteahhit ya da şirketin ekonominin tam ortasında olması, yolsuzluk, kayırmacılık, gelir uçurumunun korkunç bir boyuta ulaşması konu edilmiyor. dahası ve en can sıkıcı soruysa havada kalıyor: bm için bir grup devletin sistemi domine etmesi yerine meclis gibi çoğulcu bir mekanizma çağrısı yapan liderin ülkesinde meclisi pasifleştiren başkanlık sistemini kurması ve savunması ne tutarsızlık değil mi? erdoğan ve başkanlık sistemi savunucuları sıklıkla parlamenter sistemin karar alma ve politika üretmede tıkanmalara neden olduğundan dem vurmuş ve başkanlık sistemiyle bunun aşılacağını söylemişti. oysa aynı başkanlık sistemi bugün türkiye demokrasisi açısından ciddi açmaz ve aşınmaların kaynağı (üniversite rektörlerinin atanmasından, bakanların seçilmesine, parti bağına, i̇stanbul sözleşmesi örneğinden gördüğümüz gibi toplumun hilafına rağmen sözleşmelerden çekilmeye, dış politikada kurumların dışlanmasına kadar…listeyi uzatmak mümkün). peki kendi ülkesinde böyle bir yol seçen bir liderin bm'de çoğulculuk çağrısı nasıl ele alınmalı?

türkiye'nin durumu ve kitabın içeriği konusunda başka bir tezat iklim. erdoğan güncel bir sorun olarak iklim krizinin altını çiziyor. ancak yine erdoğan'ın kendisine karşı olduğu bir durum oluşuyor. örneğin türkiye dünyada paris anlaşması'nı onaylamayan altı ülkeden biri. bm'nin iklim krizi uyarılarına ne kadar kulak verdiği, bunun ekonomi ve enerji politikasında nasıl karşılık bulduğu soru işareti. üstelik iklim krizinden bahsederken iklim dostu mimari ve yapılaşma yerine (i̇stanbul, son sel felaketinde kastamonu) rant ve bir grubun zenginleşmesine olanak veren politikaların kendi döneminde uygulandığını, bunun hatırı sayılır bir kısmının kendi partisinin uygulamalarıyla hayata geçtiğini göz ardı ediyor. bu noktada bm'de reformun gerekçesi iklim kriziyse, eğer bir ülke bunun aksi yönde davrandığı halde talep aynı ülkenin liderinden geliyorsa, aynı lider kendi ülkesinde parlamentoyu ötelerken dışarıda 'kapsayıcılık' diyorsa, sadece inandırıcılığını kaybetmez, ciddi bir güvensizlik ve samimiyet sorununa neden olur."
2 /