dayak birincisi

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
düzen ve kargaşa
1979 altın kirpi gülmece yarışması armağanı, bulgaristan sviştov kenti özel ödülü, 1978 nasreddin hoca altın ödülü kazanmış olan muzaffer izgü'ye ait bir hikaye kitabı ve bu kitabın ilk hikayesinin adı.

ilk okuduğumda liseye gidiyordum sanırım. bu trajikomik kitabı okurken gülmekten kırılmış ve tekrar tekrar okumuştum.

kitabın aynı adlı ilk hikayesi de tam olarak şöyle:

"oldu bitti karakollardan korkarım. önünden geçerken bile içim titrer, ayaklarım birbirine dolaşır. hele karakolun bahçesinde bir polis varsa yolumu bile değiştiririm. olur ya, adam yürüyüşümü beğenmez, kaşımı beğenmez, gözümü beğenmez, alır beni içeri, neren ister neren istemez...

işte geçen gün karakoldan bekçi kanalıyla bir çağrı alınca, öyle korktum ki, öğle yemeği değil, akşam yemeği bile yiyemedim. hani bir evden ölü çıkar, hani bir evde çok önemli bir olay olur, tüm akraba, eş, dost o evde toplanır ya, onun gibi, "dost kara günde belli olur" diyen tanıdık hısım akraba doldular bizim eve.

- eee şunu baştan anlat hele!
- bir bekçi geldi, bu kağıtta adı yazılı olan sen misin, dedi. hı, benim, dedim. öyleyse yarın saat dokuzda karakola gel, dedi.
- ne için diye sormadın mı?
- yoo hayır.
- bu yakınlarda ne yaptın iyi düşün?
- bir şey yapmadım.
- kimlerle gezdin, iyi düşün?
- kimseyle gezmedim.
- orda burda ne konuştun, iyi düşün?
- hiçbir şey konuşmadım.

akraba, dost, hısım erkekleri, ellerini başlarına koymuşlar, bu bilmeceyi çözmeye çalışıyorlardı. kadınlar suskun, çocuklar felaketi anlamışlar gibi, bana acıyan gözlerle bakıyorlardı.

- iyi düşün, polis mutlaka bir şeyini saptamıştır?

kafamı patlatıyorum, son bir haftayı, on beş günü, hatta bir ayı gözlerimin önüne getiriyorum, olayları usuma vuruyor, hayır, ben polislik hiçbir şey yapmadım, diyorum. bir kez, tüm akraba, hısım, dost, dayak yiyeceğime yüzde yüz gözüyle bakıyorlar, yalnız bu dayağın ölçüsü ne olacak, onu bilmiyorlardı. çünkü polisin her suç için önceden konmuş belirli bir dayak kontenjanı vardı. şu iş için şu denli dayak, bu iş için bu denli dayak… peki, hiç suç işlememiş bir insan için? işte en fenası bu ya. dayım öyle diyordu:

- en fenası bu.. işlemediğin suç için atılacak dayağın ölçüsü yoktur. bazen yarım gün döverler, bazen bir gün, bazen de bir hafta.

amcam,

- o zaman yeğenim, yemek yememek olmaz. çok iyi gıda almalısın, sabahleyin de sıkı bir kahvaltı yapmalısın, dedi. ancak o zaman dayağa karşı güçlü olabilirsin. yoksa mahvolursun. mümkünse tok tutan şeyler ye. kaç gün dövecekler belli olmaz!

- hap yutmalısın, dedi küçük amcam. karakola gitmezden önce sakinleştirici hap yut, o zaman dayağı sakin sakin yersin. çünkü sinirlenir, polise karşı gelirsen daha çok döverler.

- aslına bakarsanız, dedi arkadaşım, bu konuda antrenman yapmak gerek. ben derim ki, antrenman olsun diye arkadaşa şimdi bir posta dayak atalım, sabah da bir posta. karakolda hiç sıkıntı çekmez.

akıl akıldan üstündür. komşumuz,

- banyo yapsın, dedi. iyi bir tıraş olsun. saç tıraşına, sakalına, gömleğine kafayı takmasın polisler. çünkü bir kezinde ben karakola düşmüştüm de, polisler uzamış sakalıma kızıp kızıp ver ettilerdi dayağı.

son öneri babamdan geldi.

- en iyisi, dayısı, iki amcası, ben, varsa başka gelecek, hep birlikte karakola gidelim dedi.

bu öneri hepsinden çok beğenildi. eşim sofrayı hazırladı, on iki tane lop yumurta yedim. evde su ısınıncaya dek, berbere gidip sinekkaydı bir tıraş oldum. arkadaşım sağ olsun, ilk posta dayağı çekti. sıkı sabah kahvaltısından sonra, amcamlarım tuttu, arkadaşım falakaya yatırdı. onun ardından sakinleştirici üç hap…

ben önde, karakola götürme komisyonu ardımda karakolun yolunu tuttuk. sağ olsunlar, o denli moral veriyorlardı bana, ama ne dayak antrenmanı, ne aldığım gıdalar, ne de içtiğim hap güçlendirmiyordu beni. karakola yaklaştıkça dizlerimin bağı çözülüyordu. hele kapıda, az daha kalbim duracaktı. içeri girdik. benimle birlikte tastamam yedi kişiyiz; babam, iki amcam, dayım, komşumuz ve arkadaşım. karım ve çocuklarımı da alsam acaba nasıl olurdu?

iyi ki almamışım…

niye mi? çünkü önce arkadaşımı aldılar içeri, bir güzel dövdüler. sonra komşumuzu. onun ardından dayım yedi dayağı. iki amcamı birlikte aldılar. onların içerden çığlıkları gelirken, babamı kolundan yakalayıp götürdüler. içlerinden en güçlü ben çıktım, ne sarardım, ne korktum, sıram gelince içerde dayağımı yedim çıktım. en az da beni dövdüler. çünkü ne sakalım vardı, ne de tıraşım, gömleğim de tertemizdi. üstelik hap içtiğim için çok sakindim. polislere karşı gelmedim. hatta bana dayak atan polislerden biri:

"işte, dedi, dayak yiyecek adam bunun gibi olmalı. insan böylelerine dayak atmaktan âdeta zevk duyuyor. insan efendi efendi dayağını yiyip gitmeli. şu adamdaki efendiliğe bak, tıraşı, sakalı, gömleği… lütfen ayağınızı biraz daha uzatır mısınız, sopa tam denk gelmiyor da…"

bırakırlar diye bekliyoruz. bırakmadılar. ifademizin alınması için beklettiler. bu arada komiserin nöbeti bitti mi ne oldu, yeni gelen bir komiser, bizi orada bardak gibi dizilmiş görünce, polislere,

- alın bunları, ıslatın biraz, dedi.

bu kez benden başladılar. sırasıyla, babam, amcalarım, dayım, komşumuz ve arkadaşım, dayağı yiyen çıktı. ikinci posta dayakta yine efendiliğim, sakinliğim, temizliğimle birinci geldim. polisler kutladılar beni. hatta komiser de kutladı,

- nerden öğrendiniz bu denli güzel dayak yemesini? diye övdü.

ne ifade, ne de bir şey, saldılar bizi.

eve doğru koşmaya başladık. şaşkınlıktan hiçbirimizin aklına gelmedi. gerçekten biz ne için gitmiştik karakola? öyle ya, bekçi bir iş için çağırmamış mıydı beni? yoldan döndüm, geri gittim karakola. komisere,

- bekçi dün beni çağırmıştı da, dedim.
- ha, adın neydi? diye sordu.

söyledim. önündeki notlara baktı,

- ha, dedi, seni bir vergi borcunu tebliğ için çağırmışız. imzalayın şurayı…

imzaladım. tebliği aldım. komiser, oradaki polise,

- arkadaşa dayak atmış mıydınız? diye sordu.
- biraz önce atmışlardı efendim, dedim.
- ha öyle mi, dedi, iyi iyi, o zaman gidebilirsiniz."*

http://www.weblebi.com/r_...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir

sneaker tarihinin ikonik ailesi the air max

instela
air max 1 modelinin başını çektiği nike air max ailesi, kendi kişiliğini yansıttığı birkaç kuşağa dayanıyor. her biri birbirinden farklı özellikleriyle sneaker tarihine damga vuran air max modelleri; cesur renkleri, enerjik desenleri ve görünür hava konseptinin evriminde oynadığı kilit rolleriyle öne çıkıyor. nike, 2. air max günü için geri sayıma devam ederken, geçmişe doğru zamanda yolculuk ederek air max ailesinin ikonlarını hatırlıyor.



air max 1

devrim yaratan hava taban inovasyonunu görünür hale getirerek sneaker tarihini değiştiren nike air max 1, 1987 yılında tanıtıldı. bir yastıklama sistemi olarak geliştirilen nike air, bir anda kendini ifade etmek, stilini cesurca ortaya koymak ve performans göstermek için adeta bir fırsat penceresine dönüştü. 28 yıldır evrimini sürdüren air max ailesi şimdiye kadar yüzlerce unutulmaz versiyonunu geliştirse de, her yeni modelin varlığını bir ölçüde nike air max 1'e borçlu olduğu bir gerçek?

air max'i hayata geçiren nike baş tasarımcısı tinker hatfield, "nike air, o zamanlar bir yenilik değildi. 1978 sonlarında nike air tailwind modelinde ilk kez kullanılan air taban ünitesi, köpüğün içine etkin bir biçimde gizlenmişti. bir gün, paris mimarisinin sıradışı yapıtlarından esinlenmek adına, şehri ve özellikle pompidou center'ı görmek için paris'e gittim. orada, mimarlık eğitimi almış olmamın verdiği bakış açısıyla, daha önce hiç karşılaşmadığım ters yüz edilmiş pompidou center binasında esinlenerek oregon'a geri döndüm. almış olduğum ilhamdan ortaya çıkardığım fikirleri, daha büyük air tabanlar üzerinde çalışan teknisyenlerle paylaşarak, onlarla, air taban teknolojisinin görünür hale getirebileceği ve benzeri olmayan bir ayakkabı yaratabileceği üzerine görüşmeler yaptım. o zamanlar birçok insan, bunun tuhaf bir fikir olduğunu düşünüyordu. ancak ben ve ekibim, dönemin koşu ayakkabılarından daha farklı olmak ve görünürlük mesajını iletmek amacıyla köpük tabanın orta kısmını kestik. böylece daha büyük bir air taban ünitesini açığa çıkararak, görünürlüğü artırdık. bununla birlikte ilk nike air max'te, dikkat çekici ve cesur bir renk paleti kullandık." dedi.



air max 90

durduğu zaman bile hareket halindeki bir şaheser gibi görünen nike air max 90, kendine has duruşuyla fark yaratıyor. 1990'da sahneye çıkan ayakkabı, air max ailesinin dördüncü modeli olma özelliği taşırken, öncekilerden daha büyük nike air hacmine sahip. modelde, ayağa mükemmel bir uyum sağlamak için çıkıntılı paneller kullanılırken, çeşitli bağcık seçenekleri sunuluyor. ayrıca modelin daha sonra "infrared" olarak adlandırılacak canlı kırmızı rengi, görünür havayı vurgularken, tıpkı modelin formu gibi nike air max 90'la birlikte hatırlanıyor.

kendinden sonraki yıllarda ilk formunun çeşitli kombinasyonları geliştirilse de, ilk günden itibaren popüler olan ve yeni bir 10 yılı sembolize eden nike air max 90, her zaman için en sevilen ve temel formlardan biri olmaya devam ediyor.



air max 180

nike air max 180, hatfield ile air force 1 tasarımcısı bruce kilgore'un ortak zekâsının bir ürünü olarak doğdu. iki efsanevi ismin max air ünitesini dış ve orta tabanda görünür hale getirmek ve ayakkabının 180 derecelik yastıklamasına vurgu yapmak için yola çıktığı modelde, ayakla birlikte esneyen yeni ve dinamik bir iç kılıf yer alırken, kalıplı topukla ayağa destek sağlanıyor.

modelin, kısa zamanda dünyanın her yanında tanınmaya başlanan görünür hava konsepti, air max 1'de olduğu gibi efsanevi çizerler, özel efekt ustaları ve sinema yönetmenleri tarafından yaratılan reklamlarla desteklenerek büyük bir üne kavuştu.



air max 93

nike air max 93'ün itici gücü görünürlüktü. defalarca şaşırtılmış bir kitlenin nasıl yeniden şok edileceği üzerine düşünen hatfield, topuk kısmının her zaman odak noktası olduğu bilinciyle hareket ederek en yeni eserini air max 90'ın esnek kanalları üzerine inşa etti. bu kapsamda bu yeni modelde; ayağa ve bileğe ekstra destek vermek için dinamik, uyumlu neopren iç kılıf kullanılırken, plastik süt şişelerinden ilham alınarak geliştirilen şişme kalıplı air taban ünitesi yer aldı. böylece model, görünür hava konusunda dünya çapında bilinir hale geldi.



air max 95

1995 yılında tanıtılan ve cesur formuyla öne çıkan nike air max 95, görünür air tabana ayakkabının ön bölümünde yer veren ilk ayakkabı olarak dikkat çekti. yastıklamaya yepyeni bir yaklaşım getiren bu uygulama, çift hava ünitesiyle koşuculara üstün konfor ve destek sunuyordu. siyah orta tabanlı ilk air max modeli olma özelliği taşıyan nike air max 95, bu özelliğiyle geleneksel koşu ayakkabısı tasarımlarından ciddi anlamda farklılaştı.

insan vücudundan esinlenilen bir silueti tanımlayan özellikler, air modellerinin yaygınlaşmasına yol açtı. omurgaya dayanan orta taban, tasarımın belkemiğini oluşturuyordu. modelde yer alan naylon ip delikleri kaburgayı, üst yüzeyin katmanlı panelleri ve file dokusu ise kas lifleri ile vücudu temsil ediyordu. üst kısımda koyudan açığa degrade renk kullanılarak, modelin arazi koşularında bile temiz kalması amaçlanıyordu. markanın göze çarpmayan bir şekilde kullanılması ise başka bir özellik olarak öne çıkıyordu.

nike air max 95, tasarımda dünyaya bir pencere açarak küresel bir hareket başlattı. bu kapsamda new york'tan londra ve tokyo'ya kadar her yerde yeni jenerasyonun gelecek olarak tanımlanan modeli ayağına giymek istemesi sağlandı. model, pek çok versiyonun ardından hala baş döndürmeye devam ediyor.



air max 97

ilk tam boy max air taban ünitesinin kullanıldığı model olarak bilinen nike air max 97, çığır açan bu sıra dışı inovasyonla, diğer air max modelleri arasından öne çıkmayı başardı. modelde yer alan reflektif çıkıntılar, air max 97'ye ışıkta dikkat çeken bir görünüm kazandırırken, ilham kaynağını tokyo'nun yıldırım hızındaki kurşun renkli trenlerinden alan ayakkabının, gümüş tonuyla başlayan akıcı tasarımı göze çarpıyor. bu özellikleriyle öne çıkan model, her şeyin daha maksimalist olduğu bir dönemde; müziğe, sinemaya ve modaya en uygun ayakkabı olarak, o yılları tanımlayan bir tasarım klasiği haline geldi.



air max 2003

minimize edilmiş bir üst yüzle maksimum yastıklama yaklaşımını buluşturan model olarak tanımlanan nike air max 2003'de, daha önce air max 97'de kullanılan air taban ünitesi ödünç alınırken, kalıp, üretim ve yastıklamadaki yeni gelişmeler sayesinde ayak, zemine yaklaştırılarak ilave esneklik sağlandı. daha önceki air max modellerinin cesur renkleri yerine daha pastel tonlarda sunulan air max 2003'e, 2000'li yılların başında yeni bir estetik kazandırıldı. üst yüzde atletizm ve futbol ayakkabılarında kullanılana benzer bir teijin performans malzemesi tercih edilirken, ayakkabıya hafif ve agresif bir görünüm kazandırıldı.



air max 360

orijinal air max tanıtıldıktan 20 yıl sonra, kullananı havada yürüyormuş gibi hissettirme misyonu, nike air max 360 ile gerçekleşti. nike, daha fazla hava yastıklı denge sunan yepyeni bir max air taban ünitesi geliştirerek, termo-kalıplı bir yapı sayesinde ilk kez, köpük katmanların yerine 360 derece yastıklama sistemi kullandı. modelde, orijinal air max renklerine saygı niteliğinde bir renk paleti kullanılırken, üst yüzde görülen lazer kesim degrade etkilerle, air max 95'in görünümü yeniden canlandırıldı. bir defaya mahsus üretilen sınırlı bir seride ise bu yeni taban üzerine bazı ikonik air max üst yüzleri uygulandı.



air max 2015

hem keşif, hem de bir devrim özelliği taşıyan nike air max 2015, 2013 yılında lanse edilen esnek ve ultra rahat max air yastıklamanın dinamik hareketiyle uyumlu bir üst yüzle sunuldu. performans koşu ayakkabısı olarak yaratılan model; nefes alan, hafif, teknolojik ve neredeyse kesintisiz bir file üst yüze sahip olma özelliği taşıyor. ayakkabı, nike flywire teknolojisiyle birlikte ayağı saran bir yapıya da sahip. boru tipi yastıklama yapısı ve esnek kanallarla konforlu ve enerjik bir koşu deneyimi sunan model, standardını yeniden tanımlıyor. nike logosunun ters yönde kullanımı bile alışkanlıkları değiştirirken, stilde yeni bir dönemi müjdeliyor.

http://inste.la/nikeairma...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın