denize düşen yılana sarılır

piedra piedra
türk milletini tanımlayacak bir cümle* varsa bence bu olmalıdır.felaketten felakete sürüklenmek de denebilir.bugünkü genel psikolojiyi de başka nasıl açıklayabiliriz.şeriatten kaçan türk insanı bir anda ihtilal şakşakçısı olup çıkmıştır.şaşıranlara hemen söylemek gerekir ki bu ne ilktir ne de son olacaktır.her seçimde gider oyunu şuursuzca savurur türk halkı sonra da salar temsilcilerini çayıra.ne oluyor ne bitiyor diye sormak aklının ucundan geçmez.devlet edenler de bu fırsatı değerlendirmeyi iyi bilirler.kimisi yer içer,kimisi göz yumar.devletin suyu çıkar,halkın anası ağlar.sonra kapıda yeni seçim gözükür.bir önceki temsilcilerinden memnun kalmayan türk halkı önüne çıkan ilk düzenbaza oyunu savuruverir.neticesi cumhuriyetin ve laikliğin peşinden yollara dökülmektir.2 gün evvel gözünü kırpmadan ülkesini kimlere emanet ettiğini fark edenler can havliyle sarılacak birşey ararlar.büyük boyutta bir sivil darbenin bizim insanımız için imkansızlığı göz önüne alındığında bu pekçok kişi için askeri darbe olur.nitekim tarihin tekerrürden ibaret oluşu ama nedense türk milletinin hiç ders almaması sanırsam bu sözü yeterince doğrulamaktadır.
zogo zogo
fransız ve ingilizlerden yardım istemiş ancak bu bizim meselemiz değil biz karışmayız dedikleri için mecburen rusyaya yanaşılmıştır.tabi şöyle bi durumda var osmanlı bu sırada rusya ile savaş halindedir.1838-1839 osmanlı rus savaşı.ve ikinci mahmud denize düşen yılana sarılır demiştir.tabi rusyanın güneye inme siyaseti açısından kaçırılmaz bir fırsattır bu kabul edilir.ve osmanlı-rus yakınlaşması başlar.bundan ingiltere ve fransa tedirgin olur.kıçları korkar yani tabir-i caizse.
ıslık çalamadığı için metroyu kaçıran adam ıslık çalamadığı için metroyu kaçıran adam
günümüz türkiye'sini oldukça derinlemesine anlatan atasözüdür. hele de denize düşenler yüzme bilmiyorsa, vay gelmiştir hallerine. can havliyle çırpınırlar, çırpındıkça da ellerine ne gelirse yapışmaya çalışırlar. kimi zaman yılan gelir, kimi zaman da denizanası.

ilk önce dediler ki, bu belge fotokopi. aslı olmadığı sürece hiçbir geçerliliği yoktur bunun. en başında bu yılana sarıldılar ama çok geçmeden bu yılan parmaklarının arasından kurtulup gitti. belgenin orijinalini kapı gibi önlerinde görünce bizimkiler tabi ki tekrar çırpınmaya başladı.

bu sefer, imza taklit edilmiş yılanı geldi ellerine. bu yılan biraz da olsa rahatlamalarını sağladı ama çok sürmeden bu da ellerinden kayıp gitti. adli tıp, polis ve jandarma kriminal bu yılanı ellerinden çekip aldı. nihayetinde can bu; bizimkiler yine çırpınmaya başladı. fark etmedikleri tek şey de çırpındıkça daha da batmakta oldukları idi.

şimdi de parmak izi yılanına sarıldılar. belgede parmak izi bulunamamış da vay efendim öyle şey mi olurmuş da bilmem neymiş. kusura bakmayın ama bu sefer sarıldığınız yılandan size hiçbir hayır gelmez hatta bu yılan sizi zehirleyebilir bile.

kasmayın artık. inkar etmek de boşuna; bunu anlayın artık. cassandra sendromuna kapılmayın siz de birileri gibi. demokrasi, laiklik, irticaya hayır diye cıyaklamak yerine şapkanızı önünüze koyup bir düşünün.
lepisma sakkarina lepisma sakkarina
ergenekon mahkumlarının serbest kalması, on yıldır darbecilikle suçlanan barolar birliği ile kol kola gezilmesi bu atasözünü açıklar. gerçi 2. abdulhamid'e atfedilir bu söz.
yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz
tinerciden kaçarken en yakın şantiyeye kaçmam. o sırada beton dökülüyor olması ve onlarca gözün bu ne yapıyor bakışlarıyla güvenlik tedbiri alınmayan yerlerden insanlara ulaşmaya çalışmam.bir adamın gelme gelme diye bana doğru gelmesi üzerine ben de inşaat mühendisiyim diye cevap vermem. anasını satayım cevaba bak sanki kanat takıyorlar bize düşmüyoruz. korku göte bela.