derin

1 /
normalşartlaraltındaveodasıcaklığında normalşartlaraltındaveodasıcaklığında
'' bir gün açılır açılmaz sandığın kapına vurunca güneş / bir karanlık daha erişti güne saat neredeyse beş!''

diye dönüp duruyordu beynimde öten şarkı. bildiğim, kurgum olan tüm yollar biraz pusluydu, çok çok tehlikeli. en güvenlisi martılar olmalıydı. ancak ve yalnız martılara emanet edebilirdim sesini. bunu bil istedim. o sebepten sustum. ''kırılma noktası'' adında bir şiir tasarlayan ayyaşlar vardı. ortada dönen şarap şişesinden birer fırt asılıp sabaha karşı, doğaçlama dizeler fırlatıyorlardı zifir karanlığa ok gibi. delinen karanlık kanıyor ama acımıyordu! kırılan kimdi, nokta neredeydi fazla kurcalanamazdı. seziyordum. dedim ya; şarkı tükenmiyordu zihnimde asla! baştan, en baştan! ege denizinin ortalarında, ayvalık açıklarında bir ada bulunur. balıkçılar; güneş adası ya da tavşan adası da derler adına. masmavi iyot kokusunun ortalık yerinde, yalnızca yabani tavşanlar ve martıların ikamet ettiği bir ada! sesin oraya yakışır ve mavi bir ıssızlığın derinliği... çığlık çoğalır, dinginliğe döner. kendini kessen müdahale edecek hiçbir iğrenç el yoktur! güzel. öyle işte. '' bu ayyaşlar bir de o adayı görseler'' diye düşündüm kırlmadan çok önceki yıllar da, noktadan hemen sonraki bağırtılarda. kendimi kestim. tuz yakar. tuz iyi gelir. ben iyi olmak için arada kendimi keserim. arada kendimi dinlerim. iyiyim! mavi güzeldir, unutma. tüm tonlarıyla mavidir sessizlik. ben iyi olmak için adada martılara susarım.

ada.. da!


bunu bir derinliğe ve yoğunluğuna haykırmalı insan: '' midas'ın kulakları'' gibi. mitolojiye bok sürmeli ama yine de insan: ''midas'ın kulaklarını sikeyim!'' gibi.


araba tekerleğinde gözü fışkıran bir kedi yavrusu hatırlıyorum ben. şimdi olsa o şoförü kilometrelerce de olsa kovalar, yakalar, indirip gözünü çıkartırım. çocuktum. ağlamıştım. yalnızca ağlamıştım. susarak ağlamıştım. çok gözüm acımıştı. çok susmuştum. o kedi hep yavru kaldı. ayyaş şiirine bir dize de ben fırlatmalıydım. lakin acelem vardı. sabah ezanına yetişmeliydim. sabâ makamı dolmadan kulaklarıma buz gibi sularda abdest almalıydım bir şadırvanın tenhalığında. o şadırvanın soğukluğunda ürpermeli, ürpertmeliydim ruhumu! sonra secde etmeliydim allah'a. yani acelem vardı diyorum anla işte. ''kırılma noktası...'' kırılsındı, kırılması gereken tüm her şey gibi. zaten karanlık kanıyor ve acımıyor, acıtmıyordu. sorun yoktu. hala daha yok!

sesin hazır o derinlikte. derin, seni meraklandıran belki de! şarkı hep başa, ama hep başa sarıyor. tuhaf bir keyif yayıyor tüm benliğime. bir gün tüm harfler ama tamamı susmaya karar verecekler. harfler susunca kelimeler ve cümleler olmayacak. ayyaşların tasarladığı bir şiir zaten bitmediği sürece anlam ihtiva eder.

ve hepsi bu!




karyatid karyatid
bir arama kurtarma çalışmasının adı gibi.
derin daha derin, en derine, dibini buluncaya kadar.

sanki bir şey var orada, daldırıyorlar ellerini. ulaştıkları yerin adı işte; derin.

diple eş değer anlamları var mı diye düşünüyor insan, aramaya inanmak gibi...

aradığını, bulduğu yetmeyince daha bir bastırmak artık ne verdiyse sokmak, ulaştığı yerin adı mıydı derin?

kuyu ile eşdeğer miydi anlamı?

ürkütücü bir kelime aslında, orada ne bekler bizi bilinmez. güzel bir şey olsaydı yüzeyde olur muydu? orada oluşu onun güzelliğini saklama çabası mıydı?

ne demiştik, derin aranılanı en olmadık yerde bulmanın diğer adı, evet tam da bu, ötesi gereksiz.
sandıktakikardelen sandıktakikardelen
bu adı taşıyan, içime işleyen bir şiir var. oylun pirolli'ye ait...

deri̇n

attığım imza hergün değişiyor
ve bir alacaklı ordusu kovalıyor günlerimi....
kalk!
şiddetli bir göç etme hevesindeyim.
bu arada söyle anneme,
ben yokken geçmişimi temizlesin.
ayaklarım nerede...
nerede çıkılacak yolun başı?

beni vazgeçtiğim yerlerden cesaretlendirme!
zaten çatırdamakta tutunan yanlarım kirişlerinden.
sabahları gördüğün hüzün bu yüzden...
hergün biri gidecekmiş gibi sevdiklerim içinden
tercihli bir ölme isteği zihnimde.
ve sırt ağrısı yapacak kadar
yer etmiş yatağımda güven duygusu...
i̇çimde şiddetli bir göç etme isteği;
kanatsızım ve kanıyorum! ! !
sense bir şiirlik aşk olma hevesinde bile değilsin.

hadi kalk...!
kalk ve bana çay yap...!
isınamıyorum geceleri sıcak yerlerimden..
bedenimi kullan at ve zihnimi gebe bırak..
parçalara böl beni kararından bir gün önce fakat;
olabildiğince
kör olmalı kullandığın bıçak...
kolay başlamalı, bir o kadar zor bitmeli işin!
abartılı olsun ölümün rengi ve
renksiz kal caniliğinde cinayetimin...

sana bu konuda güvenebilir miyim?
derin...
derin olsun bundan sonra ismin!


git al beni bırakıldığım şeffaf şehirden
selam getir acıları için terk ettiklerimden.

orda,
renksiz sesli şarkıcılar tanıdım derin...
dişilikleri yenilip yutulmuş kadınlar...
bedenim orda kalabilir bu yüzden
bedenime orda çay yap derin!
gözlerim....
gözlerim orda evimi özlesin...

derin..i̇yiki varsın derin...
pisi pisi...derin, judas sever misin?
o halde sarıver linç edildiğim yerlerimi
ya da üstüme ser tüm sevdiklerimi ayaktayken
derin acılara ihtiyacım var derin sana seslenmek için.
ölecek kadar sevememekten korkuyorum hikayem bitmeden...

çocukları olmayan ana-babalara dönüşmüşken akıl verenlerim
son on yılın intiharını talep ediyorum.
bu mümkün olabilir miydi sence derin?
yaşayabilir miydi devamını kaldığı yerden 'yaşamak? '


doğum günümde canlı yayındayız..
i̇şte hayatiniz!
sevdikleriniz bir kaç yıl gecikmeli gelecekler...
öncelik sosyal orospularda...
derin!
kalk gidelim!
sen bana çay demle şefkatli yerlerinle
ya da içime ak şefkatli yerlerimden...
soru sormayı kes artık derin...
sinirimi bozuyor yaşama bağlandığın yer!
mutfaktaysan kediyi de gömüver..
sevecek yerlerimi de yedim ağlayarak!
kül oldu yıllardır yakarak ısındığım hayaller

bu durumu yöneticiye anlat derin!
zihnim ılımadı bütün kış!
bir de gitmişken soruver;
dört şekerli acıların aşklarına yakışmak ayıp mıymış?
1 /