ders alınacak hikayeler

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
1
dedi yazar
maillerimi kontrol ederken gözüme takılan ve ağlatan bir hikayedir. evet 'copy paste' tir mazur görün.

okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul icin bağıs toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. okula kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: 'dışardaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa herşeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. ama yine de oğlum shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. oğlumda doğal olması
gereken şeyler nerede?'

bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.

baba devam etti. 'ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'

ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:

shay ve babası bir gün parkta shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler.
shay sordu, 'acaba oynamama izin verirler mi?'
shay'in babası çoğu çocuğun shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.
shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla birşey
beklemeyerek) shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra 'şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.

shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. sekizinci turun sonunda shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. dokuzuncu turun başında shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
dokuzuncu turun sonunda shay'in takımı yine puan kazandı. şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası shay'e gelmişti.

bu noktada shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? şaşırtıcı bir hamleyle shay'e sopayı verdiler. herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.

ama shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu shay'e doğru fırlattı. ilk topa shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde shay'e doğru attı. shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.

oyun şimdi bitecekti. atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına
kolaylıkla atabilecek ve shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.

ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı.
tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, 'shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!' shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. şaskınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.

herkes bağırmaya devam etti, 'ikinci kaleye koş, ikinci kaleye koş' nefes nefese shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı ... takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.

herkes bağırıyordu, 'shay, shay, shay, bütün yolu koş shay'

karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle shay üçüncü kaleye koşabildi, 'üçüncüye koş! shay, üçüncüye koş!'

shay üçüncüye gelirken diğer takımdakı çocuklar ve seyirciler ayağa
kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, 'shay, hepsini koş! hepsini koş!' shay
hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.

'o gün', dedi babası, gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek,
'iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar'.

shay bir sonraki yaza yetişemedi. o kış öldü. bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
mey333
sıradan bir gün isten çıktım eve gidiyorum, bi' ara sokağa girmemle topun üstüme doğru gelmesi bir oldu,topu atan velet hüdaverdi'nin aynı kaş göz burun... hemen bildiğim tek artistik hareket olan sükseyle topu yerden kaldırdım.
simdi yazacaklarım saniyenin onda birinde oluyor. hüdaverdi bana bakıyo göz bebekleri büyümüş ağız hafif açılmış bildiğin aşık lan bana çocuk. o an fark ettim o hareketle birlikte nasıl bi külfetin altına girdiğimi, belli ki çocuğun yıllardır beklediği sokaktan geçen top canbazı muhtesem hareketler yapan karizma dolu abi benim istesem verecek o derece.
top yere doğru ivmelendi... hüdaverdinin beklenti büyük...
-lan mey biseyler yap
-napayım amuğa goyim bildiğim tek hareketi yaptım az önce
-sektir
-sektirdim
-sektir
-sektirdim, ee simdi
dedim içimden kendi kendime
top yere doğru hüdaverdi bana doğru ivmelendi.
-o kadar bosuna kasmısım hacı tavladım çocuğu, boynuma sarılacak haralde,baksana kolları nasıl açtı, kosuyo.
yanılmadım geldi ve sarıldı ama bana değil topa, birkez daha göz göze geldik,ama o sirin çocuk gitmis, kaslar çatılmıs, gözler buğulanmıs burun delikleri büyümüs.
suratıma baktı.hiç ağzını açmadan
"s.ktir git lan bu mahalleden" dedi,
"ama hüdaverdi elimden gelen bu seni hayal kırıklığına uğratmak istemezdim özür dilerim(üzgün smile)" tek kelime daha etmedi o arkasını döndü kosarak uzaklastı, bense yoluma devam ettim düsüncelerimle " bi b.ka yaradığın yok ne bi ensturüman çalarsın ne bi spor yaparsın, çalıskan desem değilsin, kalifiyesizsin mey kalifiyesiz" o gün kendime çok yüklendim hakikaten ot gibi yasadığım için çok kızdım.
velhasılıkelam belki bir baskası için küçük ama benim için büyük bi hikaye oldu. artık kendime çok daha fazla seyler katmam gerektiğini çok güzel fark ettim. belki hüdaverdinin beklenti bir anlıktı ama, yakın çeverem de benden beklentisi bir ömür boyu sürecek insanlar var...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
ariel
ne kadar doğru ya da ne kadar abartılmış bilmiyorum ama okunmaya değer şöyle bir hikaye var:

amerika'nın viet nam savaşı'ndan sonra asker bir çocuk ailesini arar. haftalardır ondan haber bekleyen babası oğlunun sesini duyduğuna çok mutlu olur.uzun uzun konuşurlar , hasret giderirler. ancak oğulun babadan bir isteği vardır. savaşta yaralanmış bir arkadaşını bir süre misafir etmek istediğinden bahseder. babası "tabi ki" der ve peşine hemen sorar ne rahatsızlığı var diye.oğul arkadaşının bir mayında yaralandığını ve bir kolu ile bir bacağını kaybettiğini söyler.baba hemen burun kıvırır , hayatlarını ona göre şekillendiremeyeceklerinden bahseder. oğul arkadaşının kimsesiz olduğu için gidecek bir yeri olmadığından , en azından bir iş bulana kadar kendileriyle kalmasını ister. baba buna rağmen uzun süreli misafir edemeyeceklerini oğula anlatmaya çalışır. çocuk sinirlenir ve telefonu babasının yüzüne kapar ve babasını bir daha aramaz. ailesi onu ve arkadaşını bulmak için aramadık yer bırakmaz ama oğullarının izini bulamaz. baba bir gün , günlük gazetesini alır ve acı haberi alır. savaş sonrası depresyonu aldayamayan oğlunun evlerinin çok yakınındaki bir binadan atlayıp intihar ettiğini öğrenir. eşiyle birlikte oğullarını almaya giderler.oğulun bir kolu ve bir bacağı yoktur.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
yorgun pijama
adamımız bir fabrikada gece bekçiliği yapmaktadır. günlerden bir gün rüyasında patronunun bir uçak kazası geçireceğini ve o uçaktan kimsenin sağ kurtulamadığını görür. ertesi gün de patronun uçak ile seyahat edeceğini öğrenince hemen yanına koşar ve der ki ;

- efendim rüyamda uçak kazası geçireceğinizi ve öleceğinizi gördüm. lütfen o uçak ile yolculuğa çıkmayınız der..

patronda o uçak yolculuğuna çıkmaz ve gerçekten de o uçak kaza yapar. kimse kurtulamaz. ptron hemen adamımızı yanına çağırır.

- evet gerçekten haklı çıktın. teşekkür ederim hayatımı kurtardığın için
der.

ve ekler ;

- maaşın ne kadar senin?

+ x tl efendim.

- sana şu anda maaşının 2 katını veriyorum ve işten çıkartıyorum

der.

e tabi adamımız şaşırır ve sorar ;

- neden efendim?

+ senin bu fabrikadaki görevin ne? gece bekçiliği. ama sen geceleri uyuyup rüya bile görüyorsun. hayatımı kurtardığın için tekrar teşekkür ederim ama görevini yerine getirmediğin için seni işten çıkartıyorum..
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
ayçiçeği
zevkle okunan eğitici hikayelerdir:

bir akıl hastanesini ziyareti sırasında adamın biri sorar:

- bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?

doktor:

- bir küveti su ile dolduruyoruz. sonra hastaya üç sey veriyoruz: bir kaşık, bir fincan ve bir kova. sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. siz ne yapardınız?

adam:

- anladım. normal bir insan kovayı tercih eder. çünkü kova kaşık ve fincandan büyük.

- hayır, der doktor. normal bir insan küvetin tıpasını çeker.

"gerçek akıl, sadece bize sunulan çözümleri seçmek değil, en uygun çözümü bulabilmektir."
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
1
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın