devlet ve siyasal iktidar

kisil kisil
devlet ile siyasal iktidar arasındaki ilişki her daim siyasetle uğraşanlar için cevaplanması gereken bir soru olmuştur. bu soruda her ikisi arasındaki ilişki tarif edilmeye çalışılırken, birbirlerine göre konumlanış ve hiyerarşileri, dahası belirlenim altında kaldıkları yapıların neler olduğu cevaplanmaya çalışmıştır. kuşkusuz bu cevapları veren kişiler kendi nesnel gerçekliklerinden, maddi dünyadaki konumlanışlarından ve belirlenim altında kaldıkları düşünce birikiminden bağımsız değildir. ancak bir gerçek var ki; bu öznellik arasında arayacağımız cevaplar maddi gerçekliğin kendisine dayanacaktır; yani nesnel olmaya çalışacaktırlar.

önce siyasete dair bir ortodoks önerme ile çıkalım: siyaseti belirleyen asıl şey sınıf dinamiklerinin ve mücadelelerinin kendisidir. o halde sınıf mücadelesinin asli hedefi siyasal iktidarın alınmasıdır. siyasal iktidar bu mücadelelerin merkezinde duran asli unsurdur. siyasal iktidarın kendisi; belirli bir anda ve alanda karar alabilme, bu kararları uygulama mekanizmasıdır. bu karar süreçlerini etkileyen olgular ise siyasal iktidar kavramının kapsamında kalan bir alanı tarif eder.

devletin kendisi ise çoğu siyaset bilimci- aslında bu kavram burjuva bir bilim için geçerlidir, ancak şimdilik bu kavramı kullanmaya devam edelim- için bir aygıttan ve düzenleme aracından ibarettir. genel olarak ise devletin konumu ve görevi bir hakemlik olarak tanımlanmaktadır. ancak bilindiği üzere siyasetin kendisi maddi gerçeklikten beslenir ve çeşitli düzlemler üzerinden belirlenir. devletin yalnız bir hakemlik görevi üstlenmesi hem tarihsel açıdan hatalıdır, hem de siyasal açıdan. diğer taraftan devleti dör başı mamur bir ideoloji ve baskı aygıtı olarak gören, bu aygıtı tamamen egemen sınıfın belirlenime bırakan anlayışta açıkçası devleti hiçleştiren bir anlayıştır. bazılarının aklına 60'lı yıllardan itibaren başlayan avrupa marksizminin önemli düşünürleri olan miliband, althusser, laclau gibilerin fikirleri aklımıza gelebilir. nitekim poulantzas'ın devleti hiçleştiren yaklaşımı ile althusser'in devleti mutlaklaştıran, diğer tüm toplumsal ilişki biçimlerini onun içine sokan yapısalcı anlayışa bir itirazda bulunmak gerekiyor.( kriz yazıları, louis althusser, ithaki yayınları, 1978) hem entelektüel açıdan belirli noktalarda sakat, hem de siyasal açılardan. özellikle siyaset gibi entelektüel alandan beslenen ama onunla açı farkları bulunan bir düzlem için son derece önemlidir.

burada durarak siyasal iktidar hakkında bir hatırlatmada bulunalım. siyasal iktidarla sınıf iktidarı aynı şey değildir. sınıf iktidarı belli bir formasyonda bütün yapıları kapsarken, siyasal iktidar bu iktidar biçiminin siyasal düzlemdeki izdüşümüdür. bu noktadan asıl vurgulanması gereken şey ise devletin varlığı siyasal iktidar için mutlaktır. devleti kitleler açısından hem ideolojik yapısı ve gelenekleriyle hissettirmeyen, hem de yaptığı siyaset ve baskı aygıtıyla her an hissetiren duygu buradan gelmektedir. siyasal iktidar açısından elzem oluşu. aynı anda hem hissedilen, hem de hissedilmeyen devlet aygıtı hakemlik görevinin çok ötesinde meşruiyet, kanun yapma yetkisi ve nesnel şartlarla belirlenen toplumu bir formasyona sokma gücü verilir. bu gücün ana kaynağı ise siyasal iktidarsa, siyasal iktidarın gücünde de sınıf iktidarı yatmaktadır.

sonuç yerine belirtmek gerekiyorki; mevcut devlet anlayışının sınıf mücadelelerini aklayan bir konumda bulunduğu, siyasal iktidar denilen olguyu göz ardı edişi bulunmaktadır. bunun bir an önce silinmesi gerekmektedir. çok özel bir düzenleme kurulu olan devletin mevcut sınıf mücadelelerinden etkilenmediğini iddia etmek gülünç olduğu gibi, siyasal iktidar aygıtını es geçen anlayışlar da mahkum edilmelidir. devlet ve siyasal iktidar arasındaki ilişki, hiyerarşi ve meşruluk kaynakları bir kere daha yeniden irdelenmelidir. devletin özerk alanı muğlaklaştırılmış, siyasal iktidar kavramı ise yerin dibine sokulmuştur. buna dair hem siyasal, hem de entelektüel bir çalışma zarurudir.

kaynak: ı.ıldır, 2009, devlet ve ideoloji, s.7, akt.kisil, babanın inşaat işçisi olması #10672133 - uludağ sözlük alnın hakkıyla evini geçirmek için çalışıyorsa, evdeki ailesine bir kuruş getirmek için ter döküyorsa ne olduğu farketmez. baba babadır. uludagsozluk
demokles demokles
literatürde önemli yer tutmuş tartışmalardan biridir. devleti kendiliğinden bir olgu olarak gören yaklaşıma karşı bu aygıtı çok yönlü değerlendiren yön marksist düşündür. avrupalı marksistlerin çeşitli yönlerden katkıları bulunmaktadır.

nicos pouluntzas, louis althusser gibi kuramcılar doğrudan antonio gramschi gibi kuramcılarda dolaylı yollardan önemli katkılar sunmuşlardır.

(bkz: ideoloji ve devletin ideolojik aygıtları)

(bkz: kapitalist devlet sorunu)

(bkz: devlet iktidar ve sosyalizm)
kisil kisil
bir parantez açmakta fayda var. bu konu da çokça yazıp çizen batı marksizmi'nin bu konuda en büyük sıkıntısı olayın siyasal ve ideolojik süreçlerini teknik bir yapı olarak görmesidir. iradeye tanıdıkları fare delikleri onları bu konuda gerçekliğin haylice uzağına düşürmüş ve en sonunda garip bir sivil toplumcu anlayışın etkisinde bırakmıştır.