devrim arabaları

2 /
cellman cellman
bu rüya gerçekleşmiş olsaydı şimdi bu filmi değil devrim arabalarının üretim tesislerinin belgeselini izliyor olacaktık.
absinthe absinthe
taner birsel önderliğindeki ocean s eleven vari dev kadronun afişine bakıldığında bile gururlanıyor insan. afişte suratlar tek tek küçülüyor ama isimler küçülmüyor. daha önce babam ve oğlum gibi filmlerde de böyle dev kadrolarla karşılaştık ama pek çok eleştirmenin dediği gibi "devrim arabaları, türk sinemasında bir devrim!" küçük küçük rolleriyle yardımcı oyuncular bile profesyonel seçilmiş. özellikle bayan oyuncular; vahide gördüm, bahar kerimoğlu ve seçil mutlu filme renk kazandırmışlar.

fragmanda da görüldüğü gibi film, "129 gün kaldı" ibaresiyle başlıyor. "ya yaparsak" diyolar ve film baştan sona alıp götürüyo bi anda. bu kadar az zamanda bi tanesi bile imkansız görünürken iki tane başarı örneği yaratıyolar. 1960' ların tarihini ve böylesine bir olayı mükemmel yansıtan bir birlik ve inanç öyküsü bu film. bu emeklerin karşılığı verilmeli..
jansset jansset
hikayesini, sonunu, az biraz da olsa içeriğini bilerek gitmeme rağmen bu kadar akıcı, etkileyici olacağını hiç beklemediğim filmdir. sonunda lütfen yürüsün bu araba, durmasın diye sayıklarken buldum kendimi. çok gerçekçi, çok hüzünlü, yer yer eğlenceli konusuyla, şahane oyunculuklarıyla arşivlerde yer alması gereken filmdir. aynı zamanda istersek neler yapabileceğimizi göstermiştir. butun imkansızlıklara, olumsuzluklara ve aksini düşünenlere inat yapılmıştır devrim arabaları. günümüzde yolda kalan araba olarak hatırlanması belki de en acı tarafıdır bu hikayenin.yapanların oynayanların herkesin ellerine sağlık dedirtmiştir.
gebesh gebesh
izledikten sonra gaza gelip ben de istersem yapabilirim mi demem gerektiğini yoksa bürokrasinin, cemal aga nın ve amerikan ve ingiliz goygoycularına sövmem mi gerektiğini bilemediğim çok başarılı çok anlamlı çok etkileyici bir film. oyuncu kadrosu çok başarılı aynı zamanda bununla birlikte türk sinema sektörünün gerçekten kendi karakterini oturtmaya başladığının güzel bir sinyali de bu filmde verilmiştir.
akçabardak akçabardak
inanç deyince durup eleştirileri tekrar gözden geçirmek gerekir.
filmin konusunu,konunun işlenişinin güzelliğini anlatmayacağım.hakkında dizi çekilebilecek bir konudur bana göre araba olarak 'devrim'.filmde yer alan türk mühendisleri,onların kendilerine olan inancı göz doldurur yer yer. -fakat yapıtın bir sinema filmi olmasından kaynaklı zaman probleminden olduğunu düşünüyorum- bir ustabaşı hariç arabanın yapımında emeği geçen işçilere hiç değinilmemiştir. halbu ki o sıralar devrim her türlü işçinin özlem duyduğu bir şeydir zira o dönem fabrika baskınlarının,işçi sendikaları-işveren çatışmalarının dorukta olmasa bile yükselişte olduğu dönemdir ve işte bu yüzden devrim in yapılmasında emeği geçen her işçi yaptıklarıyla gurur duyarak,akıttıkları her damla alın terini türk milletine helal ederek çalışmıştır.

bunun yanında filmden akılda kalan cümleler vardır:
-adı devrim olan arabanın sokaklarda dolaşmasına izin vermezler
-en azından bir avantajımız var: hiç kimse yapabileceğimize inanmıyor
-yapabileceklerine inanmaları yapmalarından çok daha önemlidir
-garb kafasıyla araba yaptık,şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk( süleyman demirel in benzin vardı da biz mi içtik? sözü gibi deyimleşmiştir)

çok güzeldi son zamanlarda çok etkilenerek izlediğim bir kaç filmden biriydi.
inanç deyince akan sular duruyor; sen suları durdurmak istemeyegör..
yaşlı çocuk yaşlı çocuk
cesur filmdir. ama bazı acı gerçekleri de yüzümüze kötü vurmuştur. bi yerde diyor ki: biz her şeyi halletsek, üretsek de yabancı otomobili satmak daha kârlı. o yüzden de doğuş otomotiv rahatlıkla sponsor olmuştur bu filme. ilk bakışta bi çelişki gibi görünse de wolkswagen in seat ın türkiye distribütörünün bu filme sponsor olması, üstünde düşününce çok normal geliyor. yani diyor ki; "bu ülkede denenmiş türk otomobili üretmek, üretilmiş de ama verimli olmamış, biz de o yüzden yabancı otomobil satarak memleketimize yararlı oluyoruz."

olun bakalım, ama bu böyle gitmez, elbet bu ülke yeniden uyanır, zor olacağını bilse de yeniden üretmeyi dener kendi otomobilini de, her şeyini de... ama siz durmayın, devam edin elin arabasını satmayı, iyice zengin olun bakalım. kolay gelsin hepinize.
nuka nuka
güzel filmdi. 45 yılda ideallerimizden ne kadar uzaklaştığımızı anlatan bir filmdi.. , kalkınmamızı , güçlenmemizi istemeyenlerin çabaları ve işbirlikçileri sayesinde , bu günlere nasıl gelindiğinin mesajı vardı filmin içerisinde ...
bir kez daha anladım ki...değişen birşey yok...
ülkemin filmdeki o insanlara ihtiyacı var.
ülkemin o idealistlere ihtiyacı var.
ülkeleri için , idealleri için , görüşleri ve konumları farklı da olsa birbirine tahammül eden hatta saygı duyan , bir arada fedakarca çalışacak, insan olduğunu unutmayacak insanlara ihtiyacı var.
ihtilale değil..........
bu ülke insanı olarak , ne hale geldiysek.... ,
olması gerekeni arıyoruz ...olması gerekeni özlüyoruz...
aslında olay çok basit... ülke idealleri açısından olmamız gereken,yapmamız gereken bu değil mi.......
ayrıca , bu cesur , idealist insanların arkasında duran , onları ayakta tutan , onlara destek veren , anlayış gösteren , sevgili fedakar eşleri ise unutmayalım... onlara da çok ihtiyacımız var...
bu film okullarda da izlettirilmeli....belgesel olarak.....
177 177
lisede gördüğümüz şu dandik fizikten, özellikle mekanikten nefret eden beni bile filmi izlerken bir 20 dakikalığına makine mühendisi mi olsaydım acaba diye düşündürmüştür. öyle bir anlatmışlar ki arabayı yapışlarını gidip el atasım geliyor, bir aksilik olduğunda yüreğim ağzıma geliyor. sonunda biliyoruz araba yürümüyor(aslında yürüyor da işte), yaşanmış bir hikaye zaten filmin amacı şaşırtmak değil, bir hikayeyi anlatmak, bir mesajı vermek. ama belki yürür araba diye destekliyoruz içimizden.

bir necmi karakteri var, 24 yaşında bir mühendis. son derece toy kendisi. insan kendine yakın hissediyor. bir de ustası var, biraz eziyor onu. özellikle bu usta çırak ilişkisi hoşuma gitti benim. selçuk yöntem çok iyi oynamış ustayı. onur ünsal da çırağı. onun dışındaki tüm oyuncular da başarılıydı aslında. roller oturmuştu her birine denebilir.

neden bu kadar az yapılmış reklamı, veya neden yankı uyandırmamış fazla anlamadım. son derece izlenesi, bunun gibiler tekrar çekilmeli denesi.

burda filmin afişi ve hakkında yapılan önemli yorumlar var, hayır bana inanmıyorsanız onlara inanın..(bkz: おいしい新鮮野菜を食べよう!official movie website 美味しい野菜なら野菜が嫌いな子供でも食べられるようになるかもしれません。安心で安全な新鮮野菜をいっぱい食べて健康的な生活をおくっていきましょう devrimarabalari )
üşengenç üşengenç
129 günde bir yandan tasarımı bir yandan kesimi ,montajı yapılan arabalardır. açık vagonlarla ankaraya getirilen arabaların yolculuk sırasında kıvılcımlardan alev almaması için depoları boşaltılmıştır. son durak öncesi iletişim eksikliğinden benzin alınmadığı için geçit töreninde ilk araba yolda kalmıştır. dönemin cumhurbaşkanı arabadan inerek "garp kafasıyla otomobili yaptınız ama şark kafasıyla ikmali unuttunuz."der...
'70lerde kendi tasarımızla kendi arabalarımıza binebilecekken..."alırsın ford, olursun lord" demeyi tercih ettik...
2 /