dibe vurmak

8 /
mhmtalizm mhmtalizm
değişim noktası. dibin en güzel yanı daha fazla kötüleşmeyecek olmasını bilmektir. ve bundan sonra yapılacak iki şey vardır. ya yukarı çıkıp sorunları düzeltir yada bulunduğun konumda çürürsün
zette zette
birkaç sene önce istanbulda yaşıyordum kız arkadaşımla beraber. bir yıldır falan birlikteydik. düzeni kurmuşuz falan. etrafta örnek gösterilen mutlu çiftiz. cidden mutluyuz da. neyse evlilik planları falan derken ailesiyle tanıştırdı beni. geleceğe dair epey şey konuşuldu. beş gün sonra "senin kadar iyi birini tanımadım, beni hep başının üstünde taşıdın ama ben eski sevgilime dönüyorum" diyerek terketti :) o gece küçük bir çanta toplayıp kalan bütün eşyaları bırakıp ilk uçakla antalyaya döndüm. işi-gücü, sosyal hayatı falan her şeyi bırakıp odama kapandım. sanırım üç ay kadar odamdan çıkmadım. boyum 183 ve o dönem 54 kiloyu görmüştüm en son. annemin bana bakıp ağladığı tek zamandır.

zaman geçiyor tabii, her şey geçiyor. bitmiyor tabii ama değişiyor.
yoluna girdi hayat yavaş yavaş. hatta beklediğimden iyi ilerledi; kariyer, sosyal çevre falan.

6 ay önce hayatta en çok saygı duyduğum insanı kaybettim. aylarca başında, hastane koridorlarında bekledikten sonra kaybettim. cenazesini yıkadım.

o günden bugüne işlerim bozulmadı aksine daha da iyiye gidiyor. sosyal yaşam olarak çok güzel bir dönemdeyim. ailemle ilişkilerim iyi. böyle uzar gider bu liste ama farklı bir dibe vurmuşluk duygusu var içimde. saçlarım beyazlıyor. uyku düzenim sikilmiş durumda. böyle bi' boşuna yaşıyormuş hissi, mutlu olamama, tatmin olamama falan. çok değişik gerçekten.

yani diyeceğim o ki; dibe vurmak her zaman her açıdan dibe vurmayı gerektirmiyor. bazı insanların takdir ettiği, desteklediği ve hatta belki özendiği hayat sizin cehenneminiz olabiliyor.

hiç geçmeyecek gibi geliyor tabii ama hepimiz biliyoruz ki geçecek. sanırım önemli olan mümkün olan en kısa zamanda ve en az hasarla atlatmak.

gerisi laf-ı güzaf
a me lee a me lee
hemen hemen hepimizin başına bir şekilde gelen olay. kimisi kolayca yükseliyor. kimisi biraz daha yavaş yükseliyor. en büyük sıkıntı dipte kalmayı tercih etmek. mücadeleden vazgeçmek.

bu illa aşk meşk işleri için değil ki. iş hayatın olur, aile olur, bir yakını kaybedersin. en olmadı amacını kaybedersin. bir insanın bunu yaşaması için başına çok kötü bir şeyin gelmesine de gerek yok. gayet mükemmel bir hayatın varken de bir bakarsın diplere doğru çekilmişsin.

her zaman birisi gelip sizi kurtaramaz. mevzu yine bizim kendimizde bitiyor. inişler ve çıkışlar her daim var.

hayatlarımızın ne kadar boktan olduğunun yarışını yapmayalım. herkesin acısı kendisine en büyük. "bu mu lan senin derdin?" demek hiçbir şey ifade etmiyor.

yeterki mücadeleden vazgeçmesin insan. bir şekilde kendisini kapattığı kuyudan dışarı doğru çıkmak için ilk hareketi yapsın.
ölümsüz ölümsüz
güzel giden işinde,belediyenin yaptığı yol çalışması nedeniyle bir anda iflas edersin.ailen vardır.onlara bakmak için üniversite mezunu biri iken bulaşıkçı bile olmayı kabullenirsin.ama o işi bile bulamazsın.cebinde tomarlarla para varken,1 liranın hesabını yapmaya başlarsın.bu duruma dayanamayan eşin seni öylece bırakıp,gider.sen bir işsizden ibaret olursun artık.intihar etmeyi bile düşünürsün günlerce.ancak sen tam intihar kesin bugün edeceğim derken,bir telefon gelir ve iş görüşmesi için çağrılırsınız.olmayan umudunuz ile görüşmeye gidersiniz.ama olmaz derken bir anda işe kabul edilip,yeni umutlara dalarsınız.işte benim dibe batıp,çıkmam böyle olmuştu.
ozon tabakasının delik kısmı ozon tabakasının delik kısmı
cesur insanların altından kalkabildiği, korkakların ise beraber yaşamaya alıştığı durum.

öyle şeyler var ki; dibe vurmadan tekrar yükselmek namümkün. bu durumda geriye iki şey kalıyor: ya teslim olmak ya mücadele etmek.

ben hep mücadele edenlerden oldum. bir kez değil, birçok kez dibe vurdum. ama güçlenerek çıktım. en güzel öğrendiğim şey ise, dibe vurmaktan korkmamak oldu.

bu dünyada en zor mücadele kendin olarak kalabilmek. seni diğerlerinden tamamen farksız yapmaya çalışan bu dünyada hele. işte dibe vurmak, sırf bunun için değerli.
ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
ezgi ayvalı'nın şahane bir yazısı var eylül kafkaokur'da, tek tek sizin için yazdım.

okuyun lütfen.

unutmayın her şey geçer...

durdum. dinlendim.
güneşler geçti üzerimden,
yağmurlar, rüzgarlar geçti.
kara kara bulutlar gelip durmuştu başımda,
derken baktım, onlar da geçti.

bekledim, günler geçti üzerimden,
başta saydım bir bir, sonra bıraktım.
aylar geçti.
bir başıma oturup düşündüğüm balkonlardan,
serin sessiz yaz akşamları geçti.

gittim sonra,
şehirler geçti yanı başımdan.
şehirler dolusu insanlar geçti yanı başımdan, el sallamadan.
hepsini sevdim.

çağırdım.
ay göründü karşıdan, kuşlar geçti.
insan yalnız gelmeyeceğini bildiğini böyle fazla çağırır.i dedim.
acılar geçti.

duruldum.
yüreği dedim, yumuşak tutmalı her zaman.
kurumuş olan kırılır ancak.
ağrılar geçti.

çoğaldım.
bir bebek doğdu evde,
gülerek uyandı her sabah,
gözlerim doldu izlerken.
göbek bağının düştüğü gün,
tüm birikmiş üzüntüler geçti.

öğrendim.
başkasının yüzüne onu önemsiyormuş gibi bakmanın ayıbını,
oyunlar geçti.
komşular aradılar,
öksürüğün geçti mi diye,
yemek getirdim evde yoktun diye,
sen yokken çiçeklerini suladım diye,
tüm ümitsizlikler geçti.

sarıldım.
tüm ailenin, beraberliğin koşulsuz gücüne.
bir kez daha inandım.
hastalıklar geçti.

oturup ağladım sonra tüm bu geçip gidenlerin rahatlığından.
ağaçlar gibi döktüm kuru yapraklarımı, yenilendim, tazelendim.
yeni köklenmiş bir fide gibi berrak, umutlu ve huzurlu şimdi zihnim.
ne öfkem kaldı, ne özlemim.
hepsi geçti.
hepsi geçti.
8 /