die leiden des jungen werthers

1 /
cyd cyd
ucuz diye aptal bir yayınevinden aldığım ve arasında başka bir kitap karışmasından dolayı ortasındaki otuz sayfayı okuyamadığım kitaptır.
cayhan cayhan
okunması ve hemen ardından uzak durulması gereken, alman gerçekçiliğinin piri goethe'den faust'la birlikte bir başyapıt. her yazar için nesnel olmak, izleyici kalmak zordur ama bunu başaran goethe bu sayede aşkın nesnel bir tarifini yapar 200'den az sayfayla. albert ve werther, biri hayata bağlı bir materyalist diğeriyse melankolik idealist. aşk için intahar edilir mi tartışmaları kitabın büyüleyici bölümlerindendir. hele albert'in nişanlısı, sevdiğine bu kadar bağlıyken diğer yandan werther'in onu bırakmasını istemez ya işte bu noktada az düşünürsek "vay orospu", biraz daha düşünürsek "insan ilgi bağımlısıdır" deriz.
werther'le kızın mitolojik aşk hikayesini okudukları bölümde olan yakınlaşmaları onca yıl sonra goethe'ye şükran duymamızı sağlamıştır.
birde unutmayalım, bu kitap almanya'da ilk basıldığında binlerce genç intihar etmiş.
madbrother madbrother
johann wolfgang von goethe'nin ölümsüz eseri. türkçeye "genç werther in ıstırapları" olarak çevrilmiştir. son derece ağdalı ve ağır bir dili olmasına karşın, gerek anlatmak için uğraştığı mesajlar, gerekse şıpsevdi ve sonuna kadar seven bir gencin hikayesini anlatması bakımından çekici. kitap boyunca insan pek çok soru soruyor kendine.
nedir yani rahat bir yaşamım varken neden bir kadın için intihar edeyim? ya da ne bileyim lotte'nin de dediği gibi, madem yakışıklısın sana kız mı yok?
evet farkındayım biraz klasik sorular bunlar, ama werther'in durumu için fazlasiyle doğru. çünkü lotte'den ayrı kaldığı zamanlar da 2 tane daha kıza tutulduğunu varsayarsak, bu tür yolların da karakterimiz için açık olduğunu umumiyetle çıkartabiliriz.

fakat sanırım werther, lotte'yi unutmak için bu yollara sapmış havası veriliyor. zaten yer yer tutulduğu bu kızların "lotte'ye benzerliği" den bahsediliyor. genç werther'in şiirsel mektupları ve bunalımlar içerisinde gidip gelen ruh hali herçekten pek bir günümüz insanları ile uyuşuyor. mesela intihar eden bir insanı savunurken öyle gerekçeler buluyor ki, adeta intiharı kutsallaştırıyor. nitekim lotte'nin eşi albert ile girdiği bir diyalog'da sinirlerine hakim olamayarak büyük bir tartışma çıkartıyor. kesinlikle intiharı "delilik" olarak görmüyor, adeta onu tek çıkış noktası, şartlar altında yapılabilecek yegane iş olduğunu iddia ediyor. sanırım o diyalog'dan buraya bir parça koymak yararlı bir şey olacaktır:
werther:

"insan tabiatının belirli sınırları vardır: sevince acıya, ıstıraba ancak bir raddeye kadar dayanabilir ve bu aşılır aşılmaz, çöküverir. burada sözkonusu olan şey, bir kimsenin zayıf ya da kuvvetli olması değil, ister manevi olsun ister maddi, bütün acıların hacmine onun dayanıp dayanamayacağının, ve öldürücü bir hummadan ölen bir adama korkak denilmesi ne kadar yersiz olursa, ben de hayatına son veren bir kimseye korkak denilmesini, o kadar garip bulurum."

werther burada bize güç ya da kuvvetin göreceli olduğunu önemli olanın insanın kapasitesi olduğuna işaret ediyor. gerçekten de sağlıklı bir insan sağlıksız bir insanın derdinden tam manası ile anlayamaz ve onu "dayanamamakla" suçlayamaz. yine bir insanın yaşadığı aşk acısı onun taşıyabileceği bir safhada ise bu onun hazım kapasitesi ile alakalıdır. yoksa köy'de yaşayan bir saf kızın yaşayacağı aşk acısı ve sonrasında intiharı kesinlikle diğer kişi ile bir değildir.
gerçektende lotte'ye tutulan werther önceleri onu görmek ve onun her şeyine tapınmak arzusu ile yanıp tutuşurken ve bundan zevk alırken, albert ile evlenmesinden sonra tam tersine bu arzularının esiri olacak, bu arzuları ona zevk vermeyi bırakıp acı vermeye başlayacaktır. bu kadar yakınında olan birine el uzatamamak -dokunamamak, ona büyük bir azap çektirecektir. hem kendi vicdani ile hesaplaşacak, hem de çektiği derin aşk ıstırabının kaynağını güzel lotte'de bulmayacaktır. bunun sebebi sadece kaderdir.
lotte ise albertle mutlu bir hayat yaşadığı için werther'e uzaktan bir sevgiyle yaklaşmakta, hatta werther'in "bir daha görüşmemek üzere" sözünden sonra ancak werther'in kıymetinin farkına varacaktır. gerçekten de lotte onun varlığına ve aşkına alışmış, adeta werther'in bu tutkunluğu onun yaşamı için vazgeçilemez bir öğe haline gelmiştir. bana kalırsa lotte'nin werther'e aşık olduğunu söylemek yanlıştır. kuşkusuz arkadaşça bir sevgi duyuyor fakat onu sadece egosu için yanında görmek istiyordu.

genç werther ise imkansız aşkın çıkış yolunu gayri-meşru bir ilişki yerine intiharı tercih ederek bulacaktır. ve bu intihardan sonra yazdığı mektubda öyle bir dil kullanacaktır ki, intiharından gayet mutlu ve öbür tarafta sevgilisini bekleyen bir ruh hali portresi çizecektir. intihar ettiği silahı bile lotte'nin elinden çıkmış olarak değerlendirecek, adeta bu yola girmesini lotte istemiş gibi algılayacaktır.
bucuu bucuu
--spoiler--(evet sanırım öyle oluyor bu)

ah, bildiklerimi herkes bilebilir; yüreğim sadece bana aittir… şimdi bu yürek ölü, içinden artık hiçbir coşku yükselmiyor, gözlerim kurudu ve dökülen gözyaşının ferahlatıcılığını tadamadığım için, kaygılı kaygılı alnımı kırıştırıyorum… kurumuş bir çeşme gibi kalakaldığımda tanrı’nın karşısında; o zaman işte kaç defa kendimi yerlere atıp, tunç rengi gökyüzünün altındaki toprağın susuzluk çektiğini gören ve yağmur için yalvaran bir çiftçi gibi, tanrı’ya bana gözyaşları bağışlasın diye yalvardım.
tanrı’ya, onu bana bağışlaması için dua edemiyorum; ama yine de o sanki bana aitmiş gibi geliyor. tanrı’ya, onu bana vermesi için dua edemiyorum; çünkü o bir başkasına ait.
görüntüsü beni nasıl da her yerde izliyor! uyanıkken ve rüya görürken, hayallerimde bütün ruhumu sarıyor! gözlerimi kapatınca alnımın ortasında, iç görme gücümün birleştiği bu yerde siyah gözleri duruyor! burada! sana bunu ifade edemem. gözlerimi yumuyorum, hemen karşımdalar. bir deniz gibi, bir uçurum gibi önümde, içimde açılıyor, alnımın içindeki duyuları dolduruyorlar.

johann wolfgang von goethe-die leiden des jungen werther
(122-137/138-141-148/149)



ortaya çıktığı yıllarda intihar salgınına yol açmış, son derece güzel eserdir. goethe'nin önemli eserleri arasında hiç kuşkusuz önemli bir yeri vardır.
ilk başalarda sıkılır gibi olduğum ama olaylar geliştikçe durmaksızın okuduğum kitaptır, kitaplığımın en hoş yerlerinden birinde durmaktadır şimdi de.
ayrıca ölümü de çok kötü olmuştur, okuduğumda yüreğim acımıştı.

--spoiler--(evet sanırım öyle oluyor bu)
ellisande ellisande
2.kitapta 9 mayıs'ta şöyle bir cümle geçer:
"ah, benim bildiğimi herkes bilebilir ancak kalbim sadece bana aittir.."

orijinali:
"ach, was ich weiss, kann jeder mann wissen - mein herz habe ich allein.."

harika bi kitaptır.. çünkü goethe'nindir.. en sevdiğimdir..
1 /