die versiegelte zeit

demlenenzi demlenenzi
andrey tarkovski sinemasıyla ilgili önemli ipuçları veren, yönetmenin kendi yazdığı sıkı kitabı... ant yayınları'ndan çıkmış olan yapıtı dilimize füsun ant çevirmiş.

ek: ben yukarıdaki kısa bilgiyi, türkçe konuşulan bir ülkede yaşadığımı düşünerek "mühürlenmiş zaman" başlığının altına yazmıştım, gördüm ki kitabın almanca adının altına taşınmış. bu durumda sözlükte başlık açabilmek için almanca bilmem gerektiğini bana anımsatan yetkililere teşekkür etmek de boynumun borcu oluyor.
setamaha setamaha
bu kitap üstad andrey tarkovski'nin yönetmenliğin çok çok ötesinde ve üzerinde bir şahsiyet olduğunu gösteriyor...

şüphesiz zaten... o bir bilge ve filozoftur da...

kitap ne kadar salt sinemayla ilgiliymiş gibi gözükse de, aslında üstadın hayata bakışı konusunda da sağlam ipuçları veriyor. hem onu tanımak hem de onun yoluyla perspektifimizi biraz daha genişletmek için bu kitabı mutlaka okumalıyız.
kusagami san kusagami san
tarkovski'nin mühürlenmiş zaman kitabı. onun ne dediğini bir an için boş verelim. ve yönetmenin kendisine yoğunlaşalım. verdiği muazzam örneklerin ölüm ile ilgili olmasının anlık bir deneyime bağlanan haiku'dan ne farkı var. özellikle tarkovski'nin bergman ve kurosawa örneklerini verelim. yedi samuray filminin son sahnelerinin birinde samuraylardan biri ölür ve çamur içinde yapılan savaşa baktığımızda samurayın bembeyaz bacakları görünür. yağmur'un sürekliliği ve samurayın ölü bedeni. yağmur bacakların üzerindeki çamuru yıkamıştır. arınma, donukluk, hareketsizlik o meşhum ölüm anı. samurayın bacakları çamur değildir çünkü artık ölüdür. bergman'ın filmi ise benzer bir sahne üretmiştir. virgin spring filminde kıza tecavüz edilir ve öldürülür. ölü bedenin yaşama kayıtsızlığı üstüne yağan kar tanelerinin erimemesi ile verilir. çünkü kar vücudun sıcaklığı ile erir. ne muhteşem mevsim haikuları çıkarılır.
lea lea
rus yönetmen andrei tarkovsky'nin eseri.

"insanoğlu bıkıp usanmadan kendisi ile dünya arasında bir ilişki kurar. bu dünyayı sahiplenmek, sezgisel olarak algıladığı idealiyle bu dünya arasında bir uyum sağlamak için yanıp tutuşur. bu isteğin yerine getirilemez olması, insanların hoşnutsuzluğunun ve kendi benliğindeki eksikliğin yarattığı acının bitip tükenmeyen bir kaynağını oluşturur."
armagnac armagnac
"bir insan şu ya da bu bilimsel sisteme katılmak istediğinde, mantıklı düşünme yeteneğini harekete geçirmek, belli bir eğitim sistemine iyice vakıf olmak, onu anlamak zorundadır. sanat ise herkese yönelir, herkes tarafından hissedilebilen bir etki oluşturmayı, duygusal sarsıntı yaratmayı ve kabul edilmeyi umar.

sanat, insandan, katı mantık kurallarından çok, sanatçılarca iletilen manevi enerjiye boyun eğmesini bekler. ve sanat, en olgucu anlamıyla da olsa bir eğitim temeli değil, manevi deneyim talep eder.

sanat, insanları çevresinde toplamaya iten o sonsuz, dur durak tanımayan idealin, maneviyat özleminin duyulduğu yerde ortaya çıkar ve gelişir. modern sanatın geçtiği yol yanlıştır, çünkü hayatın anlamını arama adına salt kendini onaylama peşinde koşmaktadır. bu yüzden bu yaratıcı uğraş, kendi bireyci eylemlerinin bir kerelik değerlerini haklı göstermeye çalışan egzantrik kişilerin garip bir çabasına dönüşmüştür. ne var ki, bireyin kendini sanatta kanıtlaması imkansızdır, çünkü sanat daha farklı, genel ve yüksek bir düşünceye hizmet eder.

sanatçı kendisine neredeyse bir mucize sonucu bahşedilmiş sayabileceğimiz yeteneğinin bedelini ödemek zorunda olan bir hizmetkârdır. günümüz insanı hiç bir şey feda etmeye yanaşmıyor; oysa gerçek bireyselliğe varmanın tek yolu özveriden geçer. ne yazık ki, bu gerçeği giderek unutuyoruz, dolayısıyla insan olma duygusu da yitip gidiyor."

yine sanat kavramı üzerine:

"sanat yaratma kapasitesidir. yaratıcının aynadaki yansısıdır. biz sanatçılar bu jesti tekrarlamaktan, taklit etmekten başka bir şey yapmıyoruz. sanat, yaratana benzediğimiz belirli bir andır. bu yüzden yaratandan bağımsız bir sanata asla inanmadım. tanrısız bir sanata inanmıyorum. sanatın anlamı yakarmadır. bu benim yakarışım. eğer bu dua, bu yakarış, benim filmlerim insanları tanrı’ya yöneltebilirse ne mutlu bana. yaşamım esas anlamını bulacak: hizmet etmek. ama bunu asla başkalarına empoze etmeye kalkışmayacağım. hizmet etmek fethetmek demek değildir."
(bkz: les mardis du cinema)

"doğu, ebedi gerçeğe daha yakındı. ama batı uygarlığı maddi hayat beklentilerini karşılayarak doğu'yu yutuverdi. bunu anlamak için doğu müziğiyle batı müziğini karşılaştırmak yeter de artar bile. batı, "işte, ben buyum!" diye bağırıyor."bana bakın! dinleyin! ben ben ben!.. oysa doğu kendi hakkında tek kelime etmez."
digital militia digital militia
det sjunde inseglet'i yazıp yöneten ingmar bergman'ın "çağımızın en önemli yönetmeni" olarak nitelendirdiği andrey tarkovski'nin, sinema ve hayat ile ilgili görüşlerini ele aldığı kitabı.




kitap dahilinde tarkovski'nin filmlerinin nerelerden doğduğunu, hayatta edinilen kişisel tecrübelerin nasıl evrensel bir açıyla sinemaya aktarıldığını, tarkovski'nin kullandığı yöntemleri ve muazzam bir yönetmen olmasına rağmen sahip olduğu mütevazılığı, bu ve bunun gibi sayısız noktayı bizzat kendisinin sözcükleriyle öğreneceksiniz. dostoyevski okuyormuş hissine kapılabilirsiniz, bu gayet normal, zira ikisi de insan ruhunun en derin noktalarına iniyor.




stalker ile ilgili şu iki paragrafı yazarak giriyi sonlandırıyorum:

"sık sık 'bölge'nin aslında neyin simgesi olduğu sorulur, olağanüstü saçma tahminler yapılır. bu tür sorular ve tahminler karşısında korkunç bir çaresizliğe kapılıyor, adeta deli oluyorum. hiçbir filmimde simge kullanmadım. 'bölge', bir 'bölge' işte. insanın katetmek zorunda olduğu hayat, hepsi o kadar. insanın ya yok olduğu ya da dayandığı bu yerde ayakta kalmayı başarıp başaramayacağı kendine olan saygısıyla, önemliyi önemsizden ayırma yeteneğiyle belirlenir.

her birimizin içinde olan o özgün insanilik ve ebedilik üzerinde düşünmeyi teşvik etmeyi görevim sayıyorum. ne yazık ki bu sonsuzluk ve öz, insanın kendi yazgısını kendi elinde tutmasına karşın sık sık görmezden geliniyor. birtakım aldatıcı idealler peşinde koşulması yeğleniyor. ancak gene de geride insanın varlığını inşa ettiği ufacık bir kırıntı kalıyor: sevme yeteneği. işte bu kırıntı insan ruhunda, hayatını belirleyecek bir yer işgal edebilir, varlığına anlam katabilir."
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
''yönetmen tarkovsky'' demekten ziyade sinema düşünürü ya da salt bir filozof olarak da adlandırmalıyız tarkovsky'i. çünkü yazdıkları ve yaptıkları bir ''yönetmen'' sıfatının çok ama çok ötesinde.

20. yüzyılla birlikte insanın ilgi ve değer alanları da değişti, değişiyor. sinema ise 20. yüzyılda doğmuş ve bugün de güncelliğini koruyan ve insan için hem sanat alanı, hem kültür, hem bilinç, hem propaganda, hem haz, hem sosyal alan olarak ilgi görüyor. bir antik kentin agorası, bir metropolitan kentin merkezi meydanı ile eşit bir anlam ifade ediyor artık sinema. -ki görsellik üzerine oluşturulduğu için günümüzde sanal alanların genişlemesiyle gazete, dergi ve malesef kitapların yayılamadığı kadar çok yayılma şansı buldu kendine. bu da ileri ki çağa kendini taşıyacağı anlamı taşıyor. yeni bir kamusal alan olan sinema hakkında düşünürümüz oldukça sanatsal ve estetik değerlendirmeler yaparken okuyucuya ''film nasıl izleniri'' öğretiyor resmen. üniversitede ders alanlarımız içinde aldığımız eğitimlerden biri de sinema ve görsellik olduğu için tarkovsky'i işlemeden geçmememizin büyük hazzını yaşıyorum.

kitap öylesine çok alıntılanacak cümleye sahip ki bu yazıyı alıntılamadan geçmek çok zor olacak ama deneyeceğim. -sinemada dostoyevsky- başlığı altında tarkovsky'i okuyabiliriz aslında. çünkü dostoyevsky romanlarını okumuş ve dostoyevsky çözümlemesi yapmış biri tarkovsky'nin bakış açısını ve sanat dilini çok ama çok rahat görecek ve anlayacaktır.

aslında kitap sinemanın sanatsal estetiğini işlemekten çok sizlere romanlardan okuduğunuz ve hafızanızda yer edinen sahneleri canlandırmanızı ve o mükemmeliyetçi bakış açılarının barındığı romanlarda yaşanılan detayları yeniden kurgulamanızı istiyor.

sanatın ticari bir meta haline getirilişiyle sinemanın da sektörel bir kazanç alanı haline dönüşmesi karşısında tarkovsky, bizlere kendi gözümüzle oluşturacağımız filmleri kurgulamamızı istiyor.

hayat gerçekten de kazanmak, mutlu olmak için değil, var olmak ve bir ruh geliştirmek için insana tanınmış bir süredir. ve okuduğunuz romanlardan hareketle kurgulayacağınız sahneleriniz ve diğer tüm detaylarınız, ruhunuzu yükseltecektir. yaşamdan zevk almanın tek ve en gerçekçi yolu kendi kendine yeter bir gücü her zaman elinde bulundurmaktır. yapayalnız olsa da insan bakış açısı sayesinde hayatın felsefesini rahatça ele geçirebilir bir düzeye ulaşacaktır. kitap öyle güzel ki, dostoyevsky'e değindiği kadar schopenhauer'a da değiniyor. insanı okyanusa ulaştıran muazzam bir ırmak. içinde tüm zenginlikleriyle alüvyonları taşıyan...