diktatörlük

1 /
azwepsa azwepsa
1930'larda avrupa'da moda olmuş yönetim şekli. artık modası geçmiştir. hala diktatörlükle yönetilen ülkelerle dalga geçilmekte ve sonunda amerika tarafından özgürleştirilmekte ve kurtarılmaktadırlar.
(bkz: son of a bush)
(bkz: saddam)
heavy heavy
baskıcı ve muhalif bastıran sistemlere denir. sanıldığı gibi tek kişinin isteklerinin olduğu düzen değildir, belli bir zümrenin görüşlerinin temel alındığı düzenlerde olabilir. ya da bir çok görüşün var olduğu ancak belli düşüncelerin "düşünülmesini" yasaklamak da despotizme girer.
dumrul dumrul
diktatörlüklerde tüm kurumlar kendi görevlerinin farkındadırlar. mesela diktayı oluşturan kliğin hoşuna gitmeyen herhangi bir şey yaparsanız hemen her çeşit kurum sizin açığınızı bulmak için üzerinize odaklanır.

heyhat kim derdi ki çarklar bir gün cemaat için de dönecek.

dershanelerle ilgili yayın yapan cemaat kanalları rtük'ün nazar-i dikkatine şayan olmuşlar. dün liberallerin başına gelen buydu. bugün malum cemaat hedefte. yarın sırada kimin olacağını kim bilebilir?

en alakasız, en önemsiz konudaki en önemsiz muhalefet bile güç sahipleri tarafından şeytanlaştırılarak, karalanarak, savaş açılarak cevaplanıyorsa orada dikta vardır.

bunu halen göremeyen varsa beyinsiz, görüp de arkasında duran varsa orospu çocuğu bir diktacıdır.

(bkz: "rtük'ten gülen'in sözlerine inceleme" iddiası - #türkiye fethullah gülen'in "firavun" açıklamalarının ardından yapılan yayınlar konusunda rtük'ün inceleme başlattığı iddia edildi. rtük ise yazılı bir açık... radikal )
yerdeniz büyücüsü yerdeniz büyücüsü
diktatörlüğe tek başına direnen alman.

august landmesser, 13 haziran 1936'da hamburg'taki donanma eğitimi sırasında nazi̇ selamı vermeyi reddeden alman işçi asker. o tek direnişçi, bu fotoğrafın bulunmasından sonra dünyada, diktatörlüğe tek başına direnen, direnebilen kişi olarak ikon haline geldi. fotoğraf 1991 yılında ilk kez die zeit gazetesinde yayınlandı. savaşta, hırvatistan cephesinde öldüğü kayıtlara geçti. nazilere karşı nefretinin bir nedeni de, yahudi sevgilisiyle evlenmesine yasaların izin vermemiş olmasıydı denebilir. bu yüzden nazi partisi'nden de atılmıştı. resmi evliliğine izin verilmeyen karısı irma eckler ise toplama kampında öldü.


*özcan yüksek'ten alıntıdır.
dumrul dumrul
son anayasa mahkemesi kararından sonra hakkında iyice düşünülmesi gereken şeydir.

yani iktidarlar için büyük bir rahatlık. pekii neden tüm ülkelerde bu uygulanmıyor? yani hangi iktidar yasamayı, yürütmeyi, yargıyı elinde tutmayı istemez? yüksek yargıyı bile takmak zorunda değilsin. ordu, istihbarat, merkez bankası gibi stratejik kurumları dahi günlük kaprislerinle yönetebiliyorsun. hangi iktidar niye bu gücü arzulamasın?

birincisi bu bir denge işidir. dengeler senin lehine değilse adamın götünden kan alırlar. bu maceraya girmek isteyenin elinde yeterli ekonomik, siyasi ve askeri güç olacak. akp bu işe girerken önce ne yaptı?

ekonomi başlığında:

uzan'a, karamehmet'e, ciner'e filan çöktü. ülkedeki bazı büyükbaşların parasını gaspedip kendi havuzunu oluşturdu ve bu havuz üzerinden kendi kodamanlarını besledi. ülker, akın gibi fetöcü büyükbaşlar dahil islami sermayeye oluk oluk para aktardı. bütün ihaleleri kendi adamlarına vererek devletin bütün kaynaklarını kendi kasasına akıttı. sosyal devlet ilkesi gereği yapılan her çeşit yardımı da propaganda ve siyasi yatırım aracı olarak kullandı.

siyaset başlığında:

rakiplerini ve olası rakiplerini sindirmek için her şeyi yaptı. yüzde 7'lik oy almış olan uzan'ı ekonomik olarak bitirdi ve ülke dışına kaçmaya zorladı. demokrat parti, saadet partisi, bbp gibi sağ partilerin sözü geçen isimlerini tehdit, şantaj ya da satın alma yoluyla kendi bünyesine kattı. dün kendisine "hırsız, çapsız, şerefsiz vs" diyen adamların teker teker en büyük yalayıcılara dönüştüğünü gördük. süleyman soylu (demokrat parti), numan kurtulmuş (saadet partisi), tuğrul türkeş (mhp), yalçın topçu (bbp), mehmet metiner (hadep)... vb aynı tavrı ulusalcı yiğit bulut gibi isimlere kadar uzattı. yedek lastikler devlet bahçeli ve doğu perinçek'i zaten saymıyoruz.

askeri başlıkta:

tsk'yı balyoz, ergenekon vb operasyonlarla çökertti. bu operasyonlarda kullanmak için ordu, polis, yargı alanında konumlandırdığı fetöcülerin ipini çekerken de eskiden tasfiye ettiği ulusalcıların intikam duygusundan yararlanmaya çalıştı. sonuçta maşa kullanırsan elin yanmıyor. necdet özer, hulusi akar gibi sızmaları da köşe başına yerleştirerek bu operasyonu tamamladı. yani akp'nin üstteki on - on beş generali gömerek genel kurmay başkanı yaptığı adamın 70'lerde abdullah gül'ün kankası olması tesadüf değil herhalde. orduda işler olağan şekilde yürüse orgeneral olamadan emekli olacak çapsızlıktaki iki adam genel kurmay başkanı olabildi.

ne diyorduk? diğer iktidarlar neden diktatörlüğe geçmek istemesin? ilk cevap dengelerdi. ikinci cevap ise bu işin sosyal faturasının yüksek olması. diktatörlüklerde toplumsal organizmanın niteliği düşer ve orta vadede sürdürülebilirlik sorunu yaşanır. dikta rejimlerinde liyakata yer yoktur. işler biat esasına göre yürür. bu yüzden de niteliksizlik, vasatlık ortama hakim olur. bu arada nitelikli unsurlar sadece etkisizleşip sizi güçten düşürmez, beyin göçü vasıtasıyla başka ülkelere kan taşımaya başlar. şimdi düşünün almanya'da nazi diktası olmasa abd bugünkü gibi güçlenebilir miydi? hepiniz de biliyorsunuz ki mümkün değil... almanya'daki nazi diktası türkiye'nin dahi kimi kazanımlar elde etmesini sağlamıştır. sscb avrupa'nın yarısını nazi diktatörlüğü sayesinde ele geçirmiştir. bugün israil'in bir devlet olarak var olması dahi bununla bağlantılıdır. güncel örneğe gelelim bugün suriye'de kürtlerin devletsi bir yapıya kavuşmasında en büyük etmen hem suriye hem de türkiye'deki diktatoryal yapılar ve bunların birbiriyle rekabetidir. yani diktatöryal yapılar hem ulusal hem de bölgesel kutuplaşmaya sebep oldukları için kendilerini güçlendirirken düşmanlarını da güçlendirirler. kimse ortada kalamaz. durumlar, duygular, yapılar radikalleşir. bu radikalleşme toplumları kaçınılmaz olarak ayrıştırır. ekonomi de bu ortamda çöküşe doğru gider. çünkü para ılılmlı havayı sever.

yine bununla bağlantılı bir reaksiyon; olağanüstü iktidar araçlarının olağanüstü muhalefet araçları doğurmasıdır. yani mesela eski türkiye'deki yapı ne kadar sıkıysa fetö gibi, pkk gibi karşıt hareketler de olağanüstü araçları daha büyük kararlılıkla kullanmaya başladılar. bu coğrafyadan 40 - 50 yıl sonrasını planlayan radikal dinci bir hareketin çıkması sizce de ilginç değil mi? islami gruplar arasında bu fetönün başka bir örneği yok.

yani devletler "demokrasi"yi kendi güzel niyetleriyle, iyiliklerinden, hoşluklarından seçmezler. uzun vadede sürdürülebilirlik (beka) sorunu yaşamamak için "seve seve" kabullenmek zorunda kalırlar. dikta rejimnin dilinden düşürmediği beka sorununun kaynağı da dikta rejimlerinin bu özelliği zaten. ancak bunu görmek için kuş bokundan daha hacimli bir beyne sahip olmak gerekiyor. akp'nin ise her şeyi var tek eksiği biraz zeka. tüm partiyi silkelesen kuş bokundan hacimli beyin bulmak kabil değil.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
"eğer itilmezse hiçbir diktatör düşmez, etkili darbeler dışarıdan vurulamaz. ama yalnız ve dayanışmacı mesleğimizle binbir biçimde yardım edebiliriz; olanları duyurarak, olmuşları yeniden ortaya çıkararak ve bu kötü rüzgarlar değiştiğinde olabilecekleri kestirerek."

biz hayır diyoruz / eduardo galeano
dumrul dumrul
özetle: "dilediğim şeyi, dilediğim kişilere, keyfime göre peşkeş çekerim"

diktatörlüğün daha güçlü bir tanımı yapılamazdı.




bu arada şehir üniversitesi'nin fethullahçı ülker ailesine ait olduğunu da hatırlatalım.
dumrul dumrul
saray soytarılarından abdülkadir selvi "gençler, şimdiden uyarayım dislike atan dislike'lanır." demiş.


soytarının salladığı sopa aslında çok bariz. sen diktatöre koşulsuz biat etmiyorsan girdiğin filan sınavlar boş. bu ülkede işlerin nasıl döndüğünü herkes çok iyi biliyor.

ama sadece diktatörden rahatsız olan gençler değil, onlara bir şekilde kendilerini, ifade etme olanağı sunan platformlar da bedel ödemeli.


'niçin youtube, twitter, nekstflisş gibi sosyal medyalara karşı olduğumuzu anlıyor musunuz? bu millete bu tür mecralar yakışmıyor. bir an önce parlamentomuza getirip tamamen kaldırılmasını, kontrol edilmesini istiyoruz.'

https://twitter.com/bbcturkce/status/1278265979085164544

bir mecrada diktatörü beğenmiyorsan, o mecra çok kakadır, pistir. ama diktatör bizzat kendisi de o mecralarda propaganda yapmaya çabalayıp durur. dahası bizim paramızla troll sürüsü besleyip o mecrayı domine etmeye de çalışır. kötüyse sen niye kullanıyorsun?

youtube'u twitter'ı kapatacağına kendi hesabını kapatsana. yapabilir mi? trollerini çeksene. yapabilir misin?

bu herifler iktidarı kaybetmek değil, basit bir spontan protesto ile biraz dislike aldıkları için sosyal medyayı kapatma derdine düşüyorlar, hala bunun bir diktatörlük olmadığını düşünecek kadar keko insanlar var aramızda.

yazık yemin ederim.
dumrul dumrul
vladimir putin denen orospu çocuğu diktatörün 2036'ya kadar başkanlık yapabilmesinin önü açılmış.

ufakken filan ben de kendi kendime çok soruyordum. "otuz yıl, kırk yıl başta kalan heriflere nasıl tahammül ediliyor acaba?" diye. bunlar bir şekilde geliyorlar, sonra alıştıra alıştıra boktan numaralarla iktidarda kalıyorlar.

neyse putin bugüne kadar sürekli olarak "görev sürem şöyle görev sürem böyle... yasa anayasa bik bik" diyordu.

pekii bizde durum ne? anayasa gereği bir cumhurbaşkanı kaç dönem görevde kalabilir biliyor musunuz? pekii rte kaçıncı döneminde?
2
metruk metruk
seçim ile giden diktatör kavramı zihinde bir tasavvur oluşturuyor; fakat demokratik seçim ile gelen bir diktatör söylemi her açıdan açık hedef bir söylemdir.

putin oligarkların desteği ile görev başına geldi. en azından oligarklar ile iş tutan selefi yeltis'in önce yanına alması ve sonrasında aday göstermesi ile geldi diyebiliriz. fakat sonrasında önce medyanın kontrolünü eline geçirmiş sonra ise iş dünyasının siyaset üzerindeki nüfuzunu kırmış ve oligarklar onu kontrolü altına almadan o oligarkların kontrolünü ele geçirerek dolaylı iktidar olmaktan uzaklaştırmıştır. bu arada bu sürecin doğal sonucu olarak ülkesinde ekonomik kalkınmayı da sağlamıştır. bu esnada hodorkovski adında petrol oligarkı olan iş adamını da muhalefeti sebebi ile tutuklatmış olduğu durumu da vardır. bu durum vergi kaçakçılığı kisvesi altında yapılıyor ve ödenmeyen vergi karşılığı iflas ettirilip şirketi kamulaştırılıyor. baştan aşağı bir diktatörlük diyemem lakin kuralına uydurulmuş diktatörlük çizgileri yer yer beliriyor. bir diğer husus da daha öncesinde valiler bölgesel seçimler ile görev başına gelirken yaptığı yeni düzenlemeler ile bölge kurullarına gönderilen listeler arasından seçiliyor. belki bu durumlar diktatörlük izlenimi verse de daha çok sanki merkeziyetçilik olarak değerlendirilmesi doğru olur diye düşünüyorum.

putin haliyle ülkesini içinde bulunduğu bataklıktan kendisi çıkardığını biliyor ve halkın güçlü desteğini henüz daha elinde tutuyor. sıcak denizlere inmek gibi asırlık ülke politikalarını hayata geçiriyorken kimsenin buna engel olmasına ve yarıda kesmesine izin vermeyecektir. kaldı ki bunun için yasalara yahut tüzüklere takılmasını beklemek beyhude bir bekleyiş olur. rusya'nın suriye üzerinden akdeniz'de kalıcı düzenini tesis etmeden putin'in siyaset sahnesinden çekileceğini hiç zannetmiyorum. eminin ki putin devletin kılcal damarlarında iç siyasetten ziyade dış siyaset için vazgeçilmez lider olarak görülüyordur.
acarabi acarabi
onu bunu bilmem.
bir ülkede halk istemez ise diktatörlük olmaz olamaz. isteyenler de kıçının üstüne oturduktan sonra ağlamaya başlar ama ne fayda. kıça kaçmıştır artık mısırın koçanı, çıkarması oldukça zahmetli ve en azından iki nesilin boşa gitmesine sebep olacak olan uğraştır.
geçmiş ola...
1 /