divan şiiri

husatin husatin
bir zamanlar yazılmış ve sanatsal değeri olan şiir türü.yeteneklilerle yeteneksizler kolaylıkla ayrılıyordu.önüne gelen kalitesiz kafiyesiz ölçüsüz şiirler yazıp şairim diye geçinemiyordu o zamanlar.şimdilerde yazılamamasının bir nedeni de kelime kıtlığı yani cehalet ve duygu yoksunluğu.üst sınıfa hitap eden şiir türü de diyebilirsiniz, bence herkese hitap edebilir...
aytok aytok
ölü doğmuş bir edebiyatın şiiridir. ruh yoktur divan şiirinde, kan yoktur sadece aklı zorlamaya dayalı abartılı benzetmeler silsilesidir divan şiiri. bu durgunluğu kıran şairler yok değildir. fuzuli, baki, nedim, şeyh galip, naili, nefi gibi şairler yeni benzetmeler yeni açılımlar getirmişlerdir şiire ama yine de şiir hep kalıp benzetmelerin şiiri olarak kalmıştır. öylesine aynıdır ki bu şiirler bilenler bilir çoğu şair vezin ve kafiye defterleri kullanarak yazmıştır şiirlerini. ya da nebileyim kasidelerdeki övülen kişinin adını çıkarıp birbaşka kişinin adını koyduğunuzda hiç bozulmaz anlam; ama yine de güzeldir divan şiiri.
possible dreams possible dreams
divan şiiri hiçbir zaman varolmamış bir döneme ait bir şiirdir. normaldir bu, işlediği konular da öyle değil midir zaten? varolmamış aşklar..
ölü doğan şiir diyebilir miyiz biz buna, bilemem. eğer öyle olsaydı fuzuli'nin şiirleri halen birilerinin kalplerini acıtmaz, halen "aşk" dediğimiz zaman "leyla ile mecnun" gelmezdi akıllarımıza.
divan şiiri tekrar eder kendini. çünkü onun ilgilendiği konu insanın en dibindeki duygulardır. insan da sürekli değişen bir varlık olmadığına göre; yani her insan aşık olduğuna, her insan mutlu olduğuna ya da üzüldüğüne veya her insanın içinden fışkıran belli duygular olduğuna göre, bu, doğaldır.

berceste diye birşey vardır edebiyatta.
ben şahsen fuzuli ya da baki'nin aylarca önlerindeki tabloya kelamlar yerleştirdiğine inanmıyorum.
ha berceste'ye dönersek; okuduğumuz zaman aklımızı durduran beyitlerdir. ama özelliği, şairlerin bir çırpıda ağızlarından çıkmış olmasıdır, yani, konuşurken adam kuruyor bu cümleyi, bin yıl sonra "biz nası yazmış lan bunu" diyor, "şair burda ne anlatmak istemiş hııımmm.." diyoruz.

divan şiiri, batıda hiçbir zaman var olamayacağı gibi doğuda da gerçekliğini yitirmeye yüz tutmuş şiirdir.
harflerin art arda dizilmesinden öte duyguyu taa yüreğinin dibinde hissettirir. edebiyat kitapları inatla onu en köşe sayfalara sıkıştırsa dahi..
acayip biri acayip biri
başlıca üç özelliği vardı bu şiirin:

mevzun (vezinli)
mukaffa (kafiyeli)
muhayyel (hayal dolu)

13-14. yüzyıllarda yeni doğmuş bir bebek gibiydi divan şiiri, vezin tam oturmamış, kafiye de çok azdı; ancak bu yüzyılda şiirlerde yabancı kelimeler, tamlamalar görmek mümkün değildi. 15. yüzyıldan itibaren hem türkçe hem de yabancı kelimelerle yazıldı divan şiiri, üstelik bu yüzyılda padişahlar da şiir yazmaya başladılar. (fatih sultan mehmet, 2. murat, 2. bayezid...) 16. ve 17. yüzyılda artık klasik olarak nitelendirilen bir edebiyat çıktı ortaya, artık vezin kusursuz, hayaller sınırları zorlamakta ve kafiyeler de muhteşemdir. ancak bu dönemde şiir artık burjuvazi bir hal almaya başlar. dil ağırlaşır, türkçe kelime kullanmak ayıpmışçasına terkedilir yerine arapça, farsça kelimeler tamlamalar tercih edilir. 18 ve 19. yüzyıldan sonra git gide gücünü yitirir ve gözden düşmeye başlar divan şiiri. artık şiirde yeni akımlar benimsenmeye çalışılır. ancak yine de şeyh galip, nedim gibi usta sanatçılar vardır bu yüzyılda da. artık son demlerini yahya kemal beyatlı zamanında yaşar ve tanzimat döneminden itibaren yavaş yavaş terkedilir..
gamzee gamzee
fars edebiyatı, fars şairleri örnek alınarak ortaya konulan eserler. 16 ve 17. yüzyıl divan şiiri için en bereketli yıllardı.
orgomelih orgomelih
tema olarak tasavvuf, aşk, şarap gibi konular işlenmiştir.

yapı özellikleri gazel, kaside, mesnevi, kafiye, redif vs.

dil-anlatım arapça-farsça kelimeler kullanılmıştır, anlatım oldukça süslüdür.
cunku essegin nickinden dolayi cunku essegin nickinden dolayi
içinde apayrı, müstakil bir dünya barındıran, muhteşem şiirimiz.
en güzele ulaşma çabasının en güzel yolu.
kelimelerin ne kadar güçlü olduğunun en büyük ispatı.
okudukça okunası, içine girdikçe kendine çeken şiir..
jouissance jouissance
şimdi lise yıllarıma geri dönsem ve o tahta sıralarda divan şiirleri ezberlesem, içlerindeki aşkı çözmeye çalışsam ilahi ya da dünyevi ayrımı yapmadan, sınıfımdaki güzel birkaç kızı büyülesem bu sayede.. kıymeti şimdi şimdi anlaşılan şeylerden biri divan şiirine giriş niteliğindeki o edebiyat dersleri (halbuki ne de sıkıcı bulurdum o zamanlar, sıranın altında matematik soruları çözerdim gizlice-para eden ve etmeyen ayrımını kim sokmuştu ki kafama o yaşta?-)
bıdık bıdık
ölçüsü aruz, nazım birimi beyit, dili arapça farsça etkisinde kalmış yüksek zümreye hitap eden bir türkçe...
hede hödö. bunlar işin ansiklopedik kısmı.
divan şiiri, aşkın ve özlemin insan ruhundan kağıda en şiddetli yansımasıdır. divan şiiri abartıdır, uçlarda gezer, gerçekçi değildir. zira anlatıldığı gibi yaşanacak bir aşk hem bedene hem de ruha zarardır. bundandır ki yazarlar sürekli belli başlı kalıplar içinde dolanırlar şiirde. konu birliği olmasa bile bütünde kavratılmaya çalışılan genelde aşktır.
divan şiiri kadını, kadının güzelliği feyz alır. anlatıldığı gibi kadınlar yoktur aslında, bunlar yazarların kendi hayak dünyasında oluşturduklarıdır. elbette şairlerin aşk hayatı olmuştur ama anlatıldığı gibi tek tip kadından söz edilemez.
(yazarların yazdıkları kadınla, aşık oldukları kadınların özdeşleşmesini divandan çok sonra görmeye başlarız)
divan şiiri ağırdır. ama kime göre? aşık olan, sevmeyi bilen anlayacaktır divan şairini. zira bu şiiri anlamak demek sadece içindeki ağır imgeleri anlamak demek değildir. ses güzelliği, kulağa hoş gelişi hiçbir çeviri sağlayamaz.
ruhta uyandırdığı sevgi ve bağlılığı serbest şiir veremez zannımca.
okunduğu zaman anlaşılacak bir şiir değil bu. hatta türkçe çevirilerinde bile "hönk!" dediğimiz oluyor. divan şiiri, şairin duyuş ve düşünüşünün en baskın olduğu şiirlerden biri. şair anlaşılmak için değil de içinden geldiğinden yazınca da böyle bir karmaşa çıkmış halkımız için.
ama olsun.
divan şiiri bir arap geleneği değildir. türk anlayışını yansıtan ve dar kalıplarla harikalar yaratılan bir şiirdir. bugün biz cumhuriyet dönemi okuyucuların aruz çok uzak gelir. ancak bilmeliyiz ki bir aruz kalıbıyla iki satırlık bir şiir bile oluşturamayız. böyle düşünüldüğünde divan şairinin kıvrak zekası da ortaya çıkıyor.
(bir diğer kıvrak zeka için (bkz: halk şairi)
divan şiiri osmanlıya has bir şiir akımı olarak görülse de aslında türk coğrafyasının kendi edebiyatı dışında bile başarılı olacağını gösteren yegane şiirdir. bu şiire soğuk yaklaşmamak gerek. biraz okudukça duyuş ve düşünüşteki güzelliği fark edeceksiniz.
omer e omer e
şerbet-i mevti sunar sana tabîb-i gerdûn
fenn-i hikmette olursan da eğer eflătun
(nedîm)

ârif isen etme bu făni cihana i'tibăr
görmedi kimse vefăsın olmadı hîç pâyidâr.
(âdile sultan)

bende yok sabr-ı sükûn sende vefâdan zerre
iki yoktan ne çıkar fikr edelim bir kere
(nâbî)

gibi eserlerdir.