diyetisyen

1 /
maia
size "ah canım sen zaten normalsin ama çok istiyorsan gel bir 5 kilo verdirelim." dedikten sonraki kontrolünüze 1,5 kilo vererek gitmeniz gerekirken 700 g. alıp gidince deliren insan. "bunlar diyetle sınırlı değil, bir yaşam biçimi. her gün 2 kase aşure yenilir mi?" falan diye ağzınıza da sıçabiliyorlar.
kadıncağız bilmiyor ki ben borderlineım, abartmayı severim. neyse artık.
halukk
hastanelerde yatmakta olan hastaların besin olarak günlük ihtiyaçlarını ve gerekliyse özel kısıtlama ya da arttırmalarını da ayarlayan insanlar..
idiopathic
diyetisyenlik; anatomi, fizyoloji, mikrobiyoloji, tıbbı biyoloji ve genetik gibi tıp fakültesi dersleri, sosyoloji, antropolji, pikoloji,iktisat, işletme, demografi gibi sosyal bilimler dersleri yanında besin kimyası, beslenme biyokimyası, hastalıklarda diyet, ana çocuk sağlığı, toplu beslenme yapılan kurumlarda beslenme gibi bölüm dersleri dahil birçok dersin harmanlaması sonucu mezun olan, çalışma alanları çok geniş olan bir meslek grubudur.
cant do a thing with ashes
hastane personelinin bütün yeme içme, mutfak ihale, iaşelerinden, hasta yemeklerinden (diyabet/çocuk beslenmesi/ serumla beslenme/ yeni doğan beslenmesi vs.) sorumlu olan, bunun yanı sıra çeşitli polikliniklerden kendilerine gönderilen hastaların yeme düzenlerini belirleyici poliklinik hizmeti veren (diyet polikliniği) sağlıkçılar.

her diyaliz merkezi mutlaka bir diyetisyen çalıştırmak zorundadır. her yemek şirketi mutlaka diyetisyen yahut gıda mühendisi çalıştırmak zorundadır.

hastaneler için konuşuyorum, eskiden daha zordu işleri, bütün mutfak üzerlerine zimmetliydi, 1kg. patates kaybolsa, sicillerine işlenirdi, şimdi özel şirketler onların söylediği yemeği kendi bildikleri gibi hazırlıyorlar, en azından zimmet olayından kurtuldular ama bu sefer de şirketle burun buruna geliyorlar, ihale zamanı özellikle acaip yalakalık yapar yemek şirketleri diyetisyenlere.

yemek listelerini hazırlarken, kişilerin günlük ve haftalık alması gereken cal. miktarını, bir haftada yemeleri gereken sebze, meyve, et efendime söyliyim kuru baklagiller vs. hesaplanır ve o şekilde yemekler hazırlanır. bu yüzden zaman zaman abuk sabuk yemekler çıkabilir ama onlar kanunun ve mesleğin getirilerini ve de şirketin elinde olan malzemeleri vs. kullandıkları için, iy bu yemek pis diye diyetisyene yüklenilmemelidir, gıcık oluyorlar haberiniz olsun. yoksa onlar da çok iyi biliyor yazın ortasında 50 derece sıcakta çot diye kurubaklagilllerden bir yemeği dayandırmayacaklarını ve fakat kader.

doktorlar niyeyse, her işlerine burunlarını sokarlar. diyete göndermesi gereken hastaya çeşitli beslenme "tavsiyesinde" bulunurlar ve göndermezler, örneğin en son çıkan bir kararla, sanıyorum sıvı beslenmesi diyetisyenlerden alındı mı ne öyle bi şeyler. saçma tabi. var doktorlarda böyle bir her şeyi hor görme, her şeyi ben bilirimcilik. bilirsin güzel kardeşim de yüklenme kendine bu kadar, bak adamlar da bu mesleği okumuşlar, beslenme tavsiyesinde bulunma direkt yolla diyetisyene hem onlar işlerini yapsınlar hem de sen kendi işine odaklan.

sonuçta, çoktur efendim sağlık sektöründe diyetisyenlerin yükü. poliklinikler, servisler, mutfak. ara sıra sağlık bakanlığının da iş kitlediği olur, süt eğitimi verilmesi vs. gibi. süt eğitimi dediysek, sağlık bakanlığının istediği gibi bir eğitim vermek zorundalar tabi, öyle kendi düşüncelerini, kendi bilimsel verilerini kullanamazlar, örneğin tetrapak'ı övmek zorundalar. bu noktada derya baykal'dan bir farkları kalmıyor. tetrapak iyidir, uzun ömürlü süt candır, süt kaynatılmaz helölölö diyceksin özetle diyorlar işin açığı.

6 haziran'da günleridir.

diyetisyen bir annenin bitmez çilesine tanıklık etmiş bir evladım ordan biliyorum.

not: koca hastanenin bütün yemeklerini ayarlama kapasitesine sahip bir insanın her akşam "ne yemek yapiim?" sorusunu sorması da son derece ironiktir. eklemeden geçemicem.

not 2: eğer diyetisyen bir anneniz olsaydı, bütün yemeklerin toplamda yarım yemek kaşığı yağla pişebildiğini öğrenip şaşıp kalabilirdiniz. evet efendim pişiyor, bütün yemekler pişiyor üstelik inanılmaz da lezzetli oluyor. bunlarda getirileri.
maia
cins insanlar. daha önce özel hastanede gittim, "senin kilon normal, diyet yazamam." deyip kızdı. yalvarınca şöyle iyisinden 1400 kalorilik bir diyet yazdı, nedeni zaten bazal metobolizma hızımın 1600 kalori olmasıydı. neyse diyet falan hak getire ki bugün bir üniversite hastanesinde tekrar gittim.
şimdiii... diyetisyen bey evladım çok şeker çocuktu tamam. ama kiloma boyuma baktı (bir öncekiyle aynıydı) "dur sana 1800 kalorilik diyet yazalım ayda 2-4 kilo ver." dedi. dedim "bak şekerim her şey iyi hoş da, 1800 kalori ile ben ayda 2-4 kilo alırım ancak, veremem." neyse anladı, "1600 yazalım öyleyse." dedi. baktım bir iş çıkmayacak bu elemandan takıl kafana göre dedim. sonuç olarak günde 10 dilim ekmek yenilen -ki mümkün değil benim için- bir diyet yazdı.
sonuç olarak tanım şu: her şey gibi iyisi makbul olan insan.
stocky2001
benim gibi bir çok şeker hastasına karbonhidrat sayımı öğreten, sadece şişmanlardan değil, hayati rahatsızlıkları da olan insanlardan para kazanan ve bu kazançları da hak eden meslek sahipleri...
aguer
21 yaşındaki bendenize yaptığı tektiklerle vücudumun 26 yaşında gibi davrandığını söyleyen kişi.çok çarpıcı bir gerçekti lan uyucam diyete.
arctic fur ve elementium plated exhaust pipe
olayı yanlış anlamış insanlardan oluşabileceği gibi, olayı yanlış anlamış insanlar tarafından da yargılanabilecek meslek grubudur.

diyetisyenin görevi, kişinin kilo alıp vermesini sağlamak değil; homo sapiens sapiens türüne ait bireylerin metabolizmalarını düzene sokmaya çalışmaktır. "şişmanım" diyerek diyetisyene koşulmaz. kimyasal dengesizlikler sebebiyle başvurulur ve diyetisyen kişi, hastasına, problemine göre bir yol çizerek tedavi etmeye çalışır. - işini ciddiye almayan, rant peşinde koşan tıp hekimleri gerçeğini bir kenara atarsak, iş ahlakının düzlemi budur. bu sebeple bir diyetisyenin şişman olup olmaması, hiçbir haltı ifade etmez.

kilo vermekle, yemek/hareket düzeni oturtabilmek arasındaki farkı gör(e)meyen insan sayısı bol oldukça da, fast food severler derneği olarak yaşamaya mahkum olmak da zorundasınız, ne yazık ki.
dünyarüyaiçinderüyadır
ömrümde sadece bir kere o da öss' den sonra gittim. öyle de çok kilolu değildim ama işte anne kiloyu sevmeyince, kilo aldın sen baskıları vs. gittim.
gider gitmez hastanedeki görevli kızla hemşehri çıktık, al sana rezalet. kız bir de geçmiş olsun dedi. neyse dedim girdim içeri, tartıldım falan sonrasında diyeti verdi. o ayda doğum günüm var dedim pastamdan da mı yemiyim. günlük yoğurdunu ve bir dilim ekmeğini keseriz, ince bir dilim yersin dedi. işte ben bu cümleyi unutamıyorum sözlük.
her şeyi unutabilirim hatta kadını da unuttum ama sen benim yoğurdumu nasıl kesersin be kadın?
zaten gün boyu bir kase yoğurt yeme garantili insana 3 kaşık demişsin, hadi bunu atlatmışım; sen üstüne bir de bunu çıkarırsak diyorsun.
sonrasında da dört kilo vermiş şekilde görüşelim dedi sanırsın yirmi kilo fazlam var.
işte bunlar hep beş yıl önce falan oldu, ben bir daha diyetisyene gitmedim.
tabii ki o kilolarda okula başlayınca falan gitti.
ama diyetisyenlere karşı bir önyargı oluştu ben de. beni kimse yoğurt yemekten alıkoyamaz.
1 /