doğallık

syyr syyr
herkes olduğu gibidir. nasıl büyüdüyse odur kişi. eğer 15 sene dindar olarak büyütüldüyse dindar kalmak; ateist olarak büyütüldüyse de yaşamının devamında da ateist olarak kalmalıdır. kendisini değiştirirse o zaten kendisi olmaz ki nasıl mutlu huzurlu olsun. insan nasıl büyüdüyse öyle kalmalı kendini sorgulamamalı. kendini sorgularsa deli olur. ama başkalarını kendi doğrultularında sorgulayıp, suçlamak senin doğalındır. bu doğallıkta onları öldürmek dahi senin en doğal güdündür. hakkın vardır böyle bir şeye.
efendi efendi
içerisinde yabancı katkı maddesi bulunmayan yahut üzerinde oynama yapılmamış.doğanın sunduğu ham haliyle bulunan madde
depresif depresif
hödüklükle arasında ince bir çizgi olan kavram. "doğal bir insanım, ağzıma geleni düşünmeden söylerim" diyorsanız kusura bakmayın o doğallık olmuyor, inceden hödüklük sınırına dayanmış oluyorsunuz.
red dragon red dragon
aslında kocaman bir şemsiyedir farkında olmadığımız. herkese olmamak lazım gelendir aslında. aksini yapabilen de farklı farklı onlarca hayat yaşıyor olsalar gerek. bu zamanda tek kimlik koca bir şemsiyedir işte aga.

"to hurt or to be hurt" işte bütün mesele bu.
belirsiz belirsiz
doğal sayılan çoğu şey öğenilmiş, doğallık argümanlarının çoğunun nihai hedefi de faşizm oluyor. çünkü bahsettikleri hiç akışına bırakmak olmaz, belli bir uydurulmuş doğaya iktidar ilişkilerinin yürüyebilmesi için sıkıştırmak olur. tanıl bora bir ucundan, milliyetçilikten tutmuş:

"milliyetçiliğin ayakta kalmasını ve insanları kolay tavlamasını sağlayan yanı, aynı zamanda en tehlikeli yanı, bu doğallaştırıcı söylemidir. tepkileri, duyguları, bunların dışavurumunu doğal, insanın tercihinden bağımsız, kabaran bir doğal afet kadar doğal, bedenin bir refleksi kadar doğal sayar ve bu son derece tehlikelidir. duygular sandığımız kadar kendiliğinden oluşmuyor. duygular oluşturulan, beslenen, büyütülen, eğitilen güçlerimizdir. milliyetçilik özellikle duygu siyasetini yönetmekte çok iddialı ve mahir. çünkü her şeyden önce elinde çok güçlü araçlar var; hiçbir şey yoksa millî eğitim tornası var. onun "doğal tepki" dediği şey aslında insanların içine ekilmiş tohumlarla, kurulmuş duygusal mekanizmalarla alakalı. pek o kadar "doğal" değil yani! milliyetçilik doğallıkla meşrulaştırılamaz. hem o kadar da doğal olmadığı için, ikincisi, "doğal" olan sorgulanamaz olmadığı için. insanın temel vasıflarından biri kendi doğasını da sorgulayabilmesi ve değiştirebilmesi değil mi?"
gamzede gamzede
maddi veya manevi çıkarcılığın bulaşmamış hali.
farzı misal örneğimiz bir mandalina olsun, üretici daha çok kâr için daha çok mandalina üretmek amacıyla türlü hileye başvurmamışsa o mandalinanın doğal kalma şansı olabilir ki sağlığımız için böylesi daha iyi.
örneğimiz süt olsun. üretici daha çok süt için ineğine hazır yem vermişse bir de sağdığı süte su katmışsa o süte doğal demek imkansızdır.
gelelim insana. örneğin bir iş görüşmesinde karşısındaki zatı etkilemek için gayet kendinden emin görünen kardeşimizin ukalalığa varan davranışlarının ardındaki hırs bir süre sonra en büyük düşmanı olur.
ya da hoşlandığı erkeği hatta çıtayı yükseltip "bütün" erkekleri güzelliğiyle büyülemek isteyen kadına artık ne makyaj ne de moda yetmez ve soluğu plastik cerrahta alır. yani yapaylığın dibine vurur. hedefine ulaşsa da bir süre sonra bu yapaylığı en çok onu incitir.

belli çıkarlar uğruna feda edilen, varlığı en çok özlenendir doğallık.
büyücükostok büyücükostok
hiçbir süs ve makyaj bir kadını, analık sevgisi kadar güzelleştiremez... doğallığa ve saflığa verilecek en güzel örnek analıktır. doğallık=analık
ne demek efendim ne demek efendim
bir kere içtenlik gerektirir doğallık. gülümsediği zaman da kaşlarını çattığı zaman da anlamalısın içinden kopup geldiğini.
doğal insan kendi kendine omuzlarına en az yükü yüklemiş insandır hayatın zorluklarına daha çok yer açmış insandır. oyunla kandırmayla pek işi olmaz yormaz kendini.
doğal insan sevilesidir bana göre ama öyle bir çizgi vardır ki eğer onu geçerse o zaman üzerine üzerine gelen olaylar karşısında şaşırır kalır.