doğu almanya nın olimpiyat başarıları

nautilus nautilus
bütün ülkelerin katıldığı 1988 seul olimpiyatlarında 16 milyonluk doğu almanya, amerika yı geçip, madalya sıralamasında ikinci oldu.

ne büyük başarı değil mi? şu anda z kuşağına doğu almanya diye bir ülke adı söyleyin acaba biliyorlar mu?

2009 yılında federal almanya da, eski doğu alman sporcular kendilerine verilen dopinglerden dolayı insanlık suçu işlendiği ile ilgili haklarını aramaya başlamışlardı.

"dopinge alet edilenler, teşhisi mümkün olmayan hastalıklara yakalandıktan, sakat kaldıktan ya da doping yüzünden öldükten sonradır ki gerçek idrak edilmeye başlandı. geipel'e göre, çoğu doping kurbanı hala tazminat ödenmesini ve yaşam perspektifine kavuşturulmayı beklerken kimi psikiyatrik tedavi görüyor, kimi ise ömrünün sonuna kadar sakat kalacak."

www.dw.com
telmessos telmessos
dönemin kadın sporcuları günümüzün dayıları, amcaları oldular. günde iki kez sakal traşı oluyorlar. erkeklerin halinden bahsetmek bile istemiyorum. artık ilacı, dopingi nasıl başmışlarsa, hormonlar ne yapacağını şaşırmış.
dumrul dumrul
soğuk savaş çok acayip bir şey.

aslına bakarsanız doğu almanya diye bir ülke yoktu. doğu almanya, sovyetlerin en batıdaki toprağıydı. bulgaristan'ın filan alman işgalinden kurtulması salt kızıl ordu'ya bağlı değildi. kendi iç dinamikleri de etkili olmuştu. dolayısıyla bunlar sscb'ye bağımlı ama yine de ayrı devletlerdi. doğu almanya ise salt hukuki ve siyasi nedenlerle ayrı devletmiş gibi yapmak zorunda olan bir sovyet oblastından başka bir şey değildi.

doğu almanya, soğuk savaşın ileri kalesi olduğu için, sosyalizmin diğer ülkelere yayılması çabasında da ileri karakol görevi görüyordu. bizde pek bilinmez. soğuk savaş yıllarında orijinal tkp'nin (şimdiki çakma tkp değil) merkezi de doğu almanya idi. batıdaki tüm istihbarat faaliyetlerinin merkezi burasıydı. sovyet güdümündeki parti ve örgütler de oradan yönetiliyordu. bunun hem lojistik hem de diplomatik avantajları vardı.

günümüz medeniyeti "batı"nın ürünüdür. sosyalizmin kendisi de "batılı"dır. rusya da kapitalist dünyayı koşullayan bu kuvvetli etkeni alt edebilmek için "görkem"e yatırım yapmak gibi ciddi bir stratejik hataya düştü. bunun arkasında hayranlıkla karışık bir kompleks var.

hayat bir - sıfır'lardan oluşmuyor. kapitalizmin sosyalizme, sosyalizmin de kapitalizme nispetle güçlü ve zayıf yanları var. sosyalizm aşırı merkezi ve kolektivist bir yapı kurduğu için batıya oranla hızlı kalkınma ve üretilen refahı topluma yayma imkanı vardı. onlar bu avantajlarının altını çizmek yerine "biz daha uzağa işeyebliriz" yarışına girdiler. batı da "oyunu" gördü ve sovyetleri bu alanda sürekli kaşıdı ve doğu blokunun kaynaklarını eşitsiz şekilde bu "görkem" takıntısı için harcamasını kışkırttı. sovyetler, dahil olduğu soğuk savaşın gereklerini kesinlikle anlayamadı. sonuç olarak başlangıç koşullarındaki entelektüel - kültürel gücü zaman içinde sürekli kırıldı ve inanılmaz şekilde sığlaştı. bunu her alanda kolayca gözlemleyebiliyoruz. batı bu süreçte çok yönlü olarak gelişirken ruslar entelektüel anlamda sürekli gerilediler. yani 1917'yi milat olarak alsak bu tarihten sonra kalkınma hızı bakımından rusya çok önde ama bu gelişim derinlikli değil yüzeysel olduğu için de balon gibi şişti şişti ve nihayetinde patladı.

konunun spora yansıması da aynı şekilde oldu. ruslar "görkem"e yatırım yaptılar. daha kaslı, daha hızlı, daha yüksek vs...

oysa sovyetler aşırı merkezi bir yapı olduğu için en kıyıda köşedeki köylü çocuğunun bile eğilimlerini gözleme ve dolayısıyla yetenekli olduğu alanda eğitme imkanı vardı. bu muazzam bir avantaj. ama aşırı merkezileşmenin sana sunduğu avantajlardan daha fazla dezavantajı vardır. sen sscb gibi merkezileşiyorsan bunu dengeleyecek mekanizmalar yaratman lazım. ama ruslar "okul" denen şeyi bile yanlış anlıyorlardı. ekol nedir? biz ekolü nasıl kullanırız? okulla farkı nedir? ekol ve okul batıda aynı şeydir. yani okul, bildiğiniz üzere fransızcadaki ekolün türkçesi. (etimolojik bağlantıları yok) bizde bu iki kavramın ayrımı şöyledir: okul merkezidir, ekol yereldir. okul totaliterdir, ekol bireyseldir. okul satha yayılırken ekol derinleşir. bilginin kolektifleşmesi, topluma yayılması aşırı değerli bir şey. ama bilgiyi topluma yayarken kaba bir eşitlikçilikle yaklaşırsanız o kalabalık içinde kimse derinleşemez. bunu yine bizim tarihimize bakarak anlayabilirsiniz: cumhuriyet, eğitimi tabana yaymak konusunda başarılı bir proje değil mi? okur yazarlığı yüzde 10'lardan aldı ve neredeyse mucizevi bir şekilde yüzde doksanlara çıkardı. sovyetler de bunu çok daha geniş bir alanda çok daha hızlı bir şekilde yaptı. antikomünistler kudursa da burada bir sovyet mucizesi vardır. ama cumhuriyet, kendine özgü, derinlikli bir aydın kuşağı yaratamadı. bu konuda da aşırı başarısız oldu. cumhuriyetin kurucu kadroları ve ilk aydınları osmanlı'da yetişmişlerdi. işte cumhuriyet, eğitimi tabana yayarken osmanlının yetiştirdiği kurucu aydın kadrolar gibi bir kuşağı yaratmada başarısız oldu. rusya da tam olarak aynı durumda. eksiksiz. tam olarak...

işte şimdiki sorumuz da antikomünistleri değil, komünistleri yerinde zıplatmalıdır. sovyetler, 1917 sonrası doğan yüz milyonlarca insan içinden bir tane tolstoy, bir tane dostoyevski, bir tane lenin, bir tane kropotkin, bir tane bakunin, bir tane neçayev, plehanov, meyerhold, eisenstein hatta hepsini bırakın bir tane stalin yetiştiremediyse bir oturup düşünmeyecek misiniz arkadaş?

yani koca ülke eskiye göre çok daha zengin, teknik olanakları çok daha geniş. 1945 sonrasını düşünürsen rusya, almanya'nın yarısı, romanya, çekoslovakya, polonya, bulgaristan doğrudan senin elinde. abd dahil her ülkede sana bağlı parti ve örgütler var. insan malzemen eski rusya'nın hayal edemeyeceği kadar çeşitli ama yeri doldurulamayacak kadar nitelikli tek bir adam yetiştirememişsin. hem de hiçbir alanda... siyaset, bilim, sanat, felsefe... herhangi bir alanda böyle bir insan yok. salt bunun üstüne düşünen bir insan bile "emberyalizmin oyunları bunlar" kafasını bırakıp "biz nerede yanlış yaptık" diye düşünmeye başlar. gözü uyku tutmaz.

işte sporda bunların yaptığı da kendi alanında derinleşememiş salt fiziksel güce indirgenmiş bir kuşak yaratmak oldu. amaç batıya üstün gelmek. batıda ise her şey hala devlet kontrolünde gelişmiyor. dar kafalı politikacılar bir medeniyetin kaderini bütünüyle ellerine alamıyorlar. bu da çok dar bir ekibin kontrolündeki merkezi bir yapının herkesi bir banttan çıkan seri üretim haline getirmesini engelliyor. burada evrim mekanizmaları kendi doğal seyrinde işliyor. seni kendi öznelliğin içinde eğitebiliyor. çünkü pek çok farklı kişi bir amaca ulaşmanın pek çok farklı yolunu test edebiliyor. bunlar içinde daha iyi işleyen teknikler diğerlerini eliyor. merkezi sistemlerin yapamadığı ve yapamayacağı şey bu.

bizde önüne gelen demokrasiye sallıyor ama demokrasi, sürünün beş senede bir sandığa gidip hepsi birbirinin aynısı olan yüz tane dallamadan birini seçmesi değildir. bizim okul anlayışımız ile batının ekolleri arasındaki (yukarda anlattığım) farktır. doğrunun her zaman bulunabilmesi değil ama seni geri çeken şeylerin sistematik olarak sürekli elenebilmesidir.

sonuç olarak ne oldu? ister doping sayesinde ister çocukluktan başlayan aşırı disiplinli eğitim sayesinde doğu bloku sporcuları bir dönem çok büyük başarı sağladılar ama istikrarlı şekilde aynı yöntemlerle sağlanan bu gelişme rekabetçi bir gelişim ortaya çıkaramıyordu. sen habire ilk bulduğun tele vurup duruyorsun karşı taraf sürekli varyasyonlar üretiyor. bir doğa yasası olan evrime göre uzun vadede hangisi kazanır? evrimin abecesini biliyorsak cevap çok açık...

şimdi sonuca bakalım. sovyet tarafı habire aynı tele basıp bütün gücüyle propaganda yarışına asılırken sürekli "biz çok güçlüyüz, en yükseğe, en ileri, en hızlı" diye bağırıyordu. batı ise kısık sesle çok fazla şey söylüyordu. nihayetinde olan ne? batıdan doğu blokuna giden sporcuların hepsi tam kadro geri dönerken sovyetlerin yetiştirdiği onlarca sporcu batıya gittiği her müsabakada oraya iltica ediyor. sen yığınla kaynak ayırdığın bir alanda başarılı olanları sürekli rakibe kaptırıyorsun. niye tersi hiç olmuyor? türkiye bile bu furyadan pay alabildi değil mi? (bkz: naim süleymanoğlu)

hangisinin propaganda gücü daha yüksek? senin aşırı başarılı sporcular çıkarabilmenin mi yoksa bunların kafileler halinde sürekli batıya iltica etmesi mi?

"solcu" arkadaşlar, sizinle her zaman kavga edebiliriz ama aynı mahallenin adamlarıyız lan. azcık düşünün kardeşim. sizin saçma şekilde gönül verdiğiniz stalin kafalı partiler bize hala 1930'ların ezberlerini anlatıp duruyorlar. bunların kafalarıyla bir şey kazanılabiliyor olsa dünyanın üçte birine hükmeden sbkp - çkp kafası onu çoktan kazanmış olurdu.
1