doğu karadeniz yaylaları

depresif depresif
içerisinde artvin bilbilan yaylasının da bulunduğu, elinizi uzatsanız bulutlara değecekmişsiniz hissi veren oksijen depoları. tv falan zaten yoktur, birçoğunda cep telefonları da çekmez, kafa dinlemek için ideal yerlerdir. bir küçük detay; ayılara dikkat!
butterfly butterfly
doğu karadeniz dendi mi akıllara ilk gelen objelerden birisidir. karadeniz'in olmazsa olmazı adeta yalancı cennettir. yaylanın sıcağı tam sıcak, soğuğu da tam soğuk olur. hatta yazın sıcağında bile kafanızda soru işaretleri ile gidersiniz. acaba hava sıcak mı olur? soğuk mu? gibilerinden. hırka giyme gereksinimi duyarsınız çoğu vakit. çocukluğumda yazın her hafta sonu olmazsa olmazlarımız arasında yer alan faaliyetlerimizdendi. her karadeniz'li insan evladının sevdiği ve benimsediği yerlerdir. huzura ermek için birebirdir çünkü.

(bkz: kümbet)
(bkz: bektaş)
(bkz: koçkayası)
(bkz: paşa konağı)
nesin nesin
vakti zamanında uğruna çok insanın öldüğü yaylalar. köyler birbiri arasında o yayla senin bu yayla benim kavgası yaparmış. giresunluyum ben ama bilmem oraları. babam anlatırdı.
ıslak tuvalet terliği ıslak tuvalet terliği
i̇nsanların tatil mevsimi gelmesiyle antalya,izmir muğla gibi yerlere denize koştuğu bu vakitte benim dört gözle aradığım yer kesinlikle memleketimin o güzel yaylalarıdır. hani uzakta bulunan bir sevdiğin vardır ve uzun süre sonra kavuşacağın gün yaklaşır.günler öncesinden o zamanın gelmesini iple çekersin.şu an tam da o moddayım ben.
büyük şehrin verdiği yorgunluk ,stres ve bunaltıcı yaşantıdan sonra ilaç arıyor insan. o kadar sıkıntı dert tasanın arasında o yaylaya çıkış bir kurtuluş reçetesi resmen. orada yaşadığınız, geçirdiğiniz anlar bambaşka olur. öyle ki 2500 rakımın üstünde 2 gün kaldığınızda sanki ciğerlerinizin daha önce hiç nefes almadığını hissedersiniz. her gün nefesiniz daha da açılır.. hayatınız boyunca 0 rakımda yaşayıp bir anda o havayı uzun süre teneffüs etmeye başladığınızda ilk başta o kuru ve nemsiz havayı biraz yadırgayabilirsiniz,ama çektiğiniz her nefesin ciğerlerinizin her köşesini doldurduğunu hissedebilirsiniz. sabah muhlamayla yapılan kahvaltının, akşamları löküs lambasının(bizim orada löküs denilse de halkın geneli lüks lambası diye bilir.) altında kuzine soba dibinde yapılan sohbetlerin yeri bir başkadır. gece dışarıya baktığınızda hele ki sis yoksa kendinizi bir yıldız tarlasının altında bulursunuz. yaz mevsimi olmasına rağmen gece soğuk olduğu için yazın bile kalın yorgan ile yatmak durumunda olursunuz.
yaylaya çıktığınızda mutlaka şenlikler olur. hele meşhur olanları vardır ki dışarıdan insanlar akın eder bu şenliklere katılmak için.(bkz: ayder yayla şenlikleri )
yayladayken insanın içini kimi zaman kıpır kıpır eden,kimi zaman da hüzün ve kederin en derinini yaşatan bir ses duyarsınız sürekli. evet bu ses tulum sesinin ta kendisi. gündüz vakti horon halkasını yöneten bu ses,akşam olduğunda bütün eşin,dostun ,akrabanın toplanarak hep bir ağızdan güzel türküler söylemesine vesile olur.















bunlar da vazgeçilmezler;






işte böyle bir ortamda aylarca olmasa bile 1 hafta bile kaldıktan sonra kalabalık bir şehirde tekrar yaşamak insana resmen zulüm gelecektir.