doktor hasta diyalogları

29 /
kiymali karnabahar kiymali karnabahar
annem ile doktor arasında geçmiş, hatırladıkça beni gülme krizine sokan diyalogtur.

üniversite sınavlarına hazırlandığım yıl sağ kulağım tıkandı ve hiç bir şekilde duyamıyorum. annem de tabi panik direkt doktora götürdü sınav üstü çocuk etkilencek diye panikliyor.

doktor kulağımı temizledi ama annem panik içinde. noldu, bitti mi, iyileşecek mi? sanki ameliyat olmuşum.

doktor dedi ki bol bol sakız çiğne iltihap aksın.
annem o anki panikle şekerli mi şekersiz mi doktor bey dedi..

doktor yerlerde, ben desen öyle.

adam açıklama bile gereği duymadı.

annelerimiz bir başka..
max brod max brod
yaşlı amca ve ben :
- heh bana sen bakmıştın işte, verdiğin ilaçlar yaramadı, kaşıntım geçmedi.
- neyin vardı amca, göster bakalım ilaçlarını, ne yazmışım ben sana?
- ilaçları almadım ki?
- ?????
- alacak mıydım?
denizin köpüğü denizin köpüğü
-buyrun, nedir şikayetiniz?
-karnım ağrıyor.
-tam neresi, gösterin.
gösterilir.
-pekiii, nasıl bir ağrı. önce şunu tespit edelim ağrı mı acı mı?
-!?
-yani şöyle. bıçak düşünün. bu bıçağı saplayıp saplayıp çıkarıyorlar mı? yoksa bıçağı içinizde çeviriyorlar mı? yoksaaa bıçak değil de makas gibi mi? ya da içinizde bir şeyler geziniyor gibi mi?

asdfghj.

eksik olmasınlar.
1
pink flamingo pink flamingo
- bu çocuk çok terliyor atilla bey, özellikle kafası.
- kafası çalışıyor da ondan.
- ahaha ilahi hocam, çok hoşsunuz.
- komiklik yapmıyorum. kafası çalışan bi çocuğunuz var, ondan terliyor kafası.
- aaa hiç duymamıştım böyle bir şey.
- internetlerde yazmaz bu flamingo hanım, herkes de benim kadar açık konuşmaz.

valla kırk yıllık profesör. ya kafayı yedi ya da içine kocakarı kaçtı bilemedim.
cowgirl cowgirl
c: bunları hissettiğim için utanıyorum
doktor: bunları herkes hissediyor
c: öyle mi
doktor: valla ben de böyle hissediyorum normal bence
c: bi sıkıntı yok o zaman ,
doktor: tabi canım.... antidepresan yazıyorum.
meftuh meftuh
yine bir gün doktor odasındayım. doktor bilgisayardan bir şeyler arıyor. bir anda yerinden fırlayıp ayağa kalktı, başlarda bir şey anlamadım, açtı kapıyı dışarıdaki dayılara bağırmaya başladı, şöyle bir diyalog gelişti.

-kim gevşek dedi bana?
+gövşeh mi? biz öyle bişey dimedik tohtor hanım.
-dediniz duydum. bu doktor da çok gevşek dediniz. (sonra bana döndü) gevşek dediler dimi ikimiz de duyduk.

bir şey diyemedim. hem işim görülsün hem ayranım dökülmesin diye hafiften onaylar gibi kafamı salladım. halbuki hiç öyle bir şey duymamıştım. benim dayılar aralarında konuştuğu sırada en büyük meşgalem yere doğru bakmaktı. beni o an hiçbir şey bu zevkten mahrum edemezdi. benim için hem kapının dışını dinlemek hem de yere bakmak aynı anda yapılabilecek işler değildi. hülasa bu doktorlar müthiş algıları olan insanlar. artık ben de sorulduğunda yalan söylememek adına kapının ardındakileri dinlemek için özel bir çaba sarf ediyorum ancak ne yazık ki diğer lüzumlu meşgalelerden kendimi feragat etmek zorunda kalıyorum.
ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
beynimde tümör tespit edilmişti, dünya tatlısı bir doktorum da vardı.

anlatmaya başladı süreci, bir baba gibi sevecen, şefkatle...

- hepsini alacağız, bir tanesine dokunmayacağız, çünkü o göz ardında, o seninle yaşayacak ve hiç bi sorun olmayacak.

ben: ya patlarsa ya kanarsa ya ölürsem ?

- bir daha bana gelmeden googledan ders çalışıp gelmezsen sevinirim.

üstelik tedx konuşmasında da bizim örneği vermiş ahsjjs. ünlü oldum anonim anonim.
tarçınlı ıhlamur huzuru tarçınlı ıhlamur huzuru
geçen ben de aile hekimine gittim. şikayetlerimi anlatıyorum ve kapı kapalı, dışarıda iki adam konuşuyorlar. birden doktor dedi ki duydunuz mu kadınların ne kadar gereksiz olduklarını söyledi, utanmadan buraya gelip kadın doktora muayene olurken yüzü de kızarmayacak dedi. haklısınız doktor hanim dedim ama ayni anda hem beni hem dışarıyı dinleyebilme yeteneği gerçekten beni şaşırttı.
querido querido
doktor yanına sadece muhabbete gelen 3 teyzeyi anlatayım.
3 teyze var, samsun' un çarşamba ilçesi nin köyünden kalkıp geliyorlar tolganın muayenehanesine, 2 haftada bir düzenli olarak her salı gelirlermiş, hasta olduklarından değil muhabbet olsun diye, pasta börek yapıp getirirlermiş, köyle güzel kız olunca tolgayı evermek için gelirlermiş, hiç gelmemezlik yapmıyorlarmış ama, 3'ü de kardeş hiç evlenmemiş. bazen canları sıkılıyormuş o yüzden geliyorlarmış, bezende yakışıklı görmek sevaptır deyip geliyorlarmış :) ama illaki 3'üde gelirmiş, hiç ayrılmadan.
bir gün sadece 2'si gelmiş, tolga'nın yüzü düşmüş telaşlanmış, sormuş hemen nerde diye,
hastalandı gelemedi o demişler :))
antreneur antreneur
doktorum: sen şu benim oyum çobanın oyuyla bir mi diyen kıza benziyorsun.( her ihtimale karşı not, alakam yok)

ben: yok bence hiç benzemiyorum.(o benden çok daha güzel demek isteyen bir ses tonuyla)

doktorum: neden bence o da güzel bir kız.

doktorumla kesinlikle aynı bakış açısına sahip değiliz. adam beni filtreli görüyor galiba.
29 /