dokunmak

1 /
dydm dydm
nesnelerin sıcaklık, soğukluk, yumuşaklık gibi türlü niteliklerinin derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak. enerji ve elektrik akışı düşünülürse özellikle yakın ilişkilerde çok önemli olan şey.
closer closer
iletişimin gerekliliklerindendir. afrodizyak etkisini sıyıralım hemen kelimenin üzerinden. şairin burada işlediği ana fikir, ileşitimde fiziksel temasın yeri. sarmaş dolaş olma durumundan öte, fiziksel olarak iletiştiğiniz kişinin yakınınızda olması durumu aslında daha çok. bakışlarını, mimiklerini, jestlerini görebilmek, hissedebilmek için gerekli. yani kızdırdı mı iki tane patlatabilecek mesafede olmalı. *
aysigma aysigma
dokunmak bir davettir , bazen bir haykırış , bazen de umutsuzluktur...dokunmak tensel iletişimdir..dokunmak aşkın rakısıdır , içmeden sarhoş eder sevdiceğe dokunmak...bazen sonsuz arzulanan , bazen korkulan , bazen tene , bazen de hayellere dokunmak...ama bence en önemlisi tensel alış verişin verdiği hazdır.
zinkafnun zinkafnun
diğer dördü görmek, duymak, tat almak ve koklamak olan beş duyudan biri.

yalnızca gözüyle gören, kulağıyla duyan, diliyle tat alan ve burnuyla koklayan birey, bunların her biriyle de dokunabilir. bu noktada duyuların en yaygınıdır dokunmak.

anlamını, nedenini, anlamsızlığını fazlaca abartmamak lazım, sorgular bazen işe yaramaz.
lefteyenine lefteyenine
duygusal olmasa dahi partnerinizle kurduğunuz her türlü temasın başlangıç noktası.

ilişiğin ekseni titreşimlerden ibarettir, terliyorsunuzdur, sevişebilirsiniz, kot pantalonlar alev alabilir, öpüşebilirsiniz, dudaklar uyuşur, yatıyorsunuzdur, saçına dolanmış, iki, farklı puntoda yazılmış "c" gibisinizdir, yahut sürükleyerek kokoreç yemeye götürüyorsunuzdur.

elzem olan tek bir şey var. kabul edilmek.

ruhâni varlıklarız. ilim henüz "kimyasallar etkileşiyor" diyerek heyecanı dizginlemeye çalışıyor ama mit olsa dahi "hakikat"e en yakın olanının "ayakları yere bassın" diye var bu cesetler ve diğer bir ruhla anlaşabilmenin yolu cesetlerin dilinden geçiyor. kabul ediyorsunuz/kabul ediliyorsunuz.

bir diğerinin varlığına geliyorsunuz.

ve öyle görünüyor ki hoşgelmişsiniz, dokunabildiyseniz.
kırmızıdenizyıldızı kırmızıdenizyıldızı
" bazen sevdiğin, kalabalık bir masada elini senin kolunun herhangi bir yerine koyar ya da belli belirsiz değer omzuna. o farkında bile değildir belki yaptığı şeyin. ama o dokunma noktasından ılık bir şey akar gövdene. o, konuşmayı sürdürür masadakilerle; sen kendi içinde daha narin, daha nadide bir aleme gidersin. o elin, o dokunuşun gitmemesini, bitmemesini istersin.bunu da söyleyemezsin; çünkü söylesen bütün o ılık akıntı dağılır, bozulur; bilirsin. ama elini çekecek diye canın çok sıkılır.içinden bunu geçirdiğini kendiliğinden bilsin istersin. sonra o tabii ki elini çeker, farkında bile değildir olan bitenin.
bir şeker kırığı gibi batar bu içine. eriyince acısı geçer. işte o an da sıkışıp gider zamanın, hareketin içine.
öyle anlar vardır işte, şeker kırığı anlar.
söylemedikçe sen de mi unutursun acaba?bir hatırlamaya başlasak kaç şeker kırığı var aslında?"

(bkz: ece temelkuran)
(bkz: içeriden)
roselife roselife
bağ kurmaktır.

diğer duyularınla yaşadıklarını bir sen bilebilirsin. görmek, duymak, koklamak, tat almak senin anlamlandırdığın şekilde sende yer bulur.

gördüğün bir yüz sana binbir şey anlatırken başkasına hiç bir şey anlatmıyor olabilir.

duyduğun bir şarkı sende fırtınalar yaratırken başkası için tamamen anlamsız olabilir.

kokladığın bir ten kokusunun yaşattıklarını sadece sen bilebilirsin.

yediğin bir yemeğin lezzetini sen harika bulurken başkası hiç beğenmeyebilir.

ama dokunmak bağ kurmaktır.

hislerini karşı tarafa geçirebilmek için en güzel yoldur. tenin tene değmesi tüm fiziksel ve kimyasal kanunların çalışması demektir.

sırtı sıvazlamak da bir dokunma çeşididir, yumruklamak da. ikisinin anlamını da sadece sen değil her iki taraf da gayet iyi bilir. dokunmanın ortak bir dili vardır.

dokunarak aslında diğer tüm duyularını durdurup söylemek istediklerini söyleyebilirsin.
lahanaturşusu lahanaturşusu
bazen kaçamak bir temas, yanlışlıkla kolların birbirine değmesi bile sizi farklı düşüncelere götürebiliyorsa işte günümüzün elektrik dediği kavramı bundan ibarettir. dokunmak her şeyin temelidir. sevişmenin, aşkın, hatta evlenmek için ilk adımın bile ...
olea olea
konusurken karşınızdaki insanın dikkatinizi çekmek için yaptığı, tüyleri diken diken eden berbat bir tavırdır..
idiot idiot
his duyusunu harekete geçiren eylem. dokunulan tabaka sert mi yumuşak mı, pürüzlü mü?

tüyleri diken diken olmuş bir ten, uçları dikleşmiş memeler mi? ehele!
imkanatutuldum imkanatutuldum
gündelik hayatımızda tuşlarla, düğmelerle ne çok ilişki kuruyoruz; acaba tuşlarla, düğmelerle olduğu kadar insanlarla da aynı yoğunlukta iletişimimiz var mı?
bunu düşünerek dışarı çıktım... bu arada tuşlar ve düğmelerle kendi ilişkimi de beş saatliğine izlemeye aldım...
arabanın kapı kilidinin düğmesine basıp, kapıyı açarak oturdum.ön cam kirli idi; camı silecek su püskürtme motorları ile ıslatıp temizledim. yolda telefonum çaldı ve bir tuşa basarak konuştum. bir bankamatik kabininin önünde park edip, bankamatiğin tuşlarına basarak para çektim. yeniden arabaya binip teybin düğmesini açtım. sonra torpidonun düğmesini açıp bir kaset aradım ve işimi bitirip eve döndüm.
televizyon uzaktan kumandasının tuşlarına basarak haberleri izlemek üzere açtım; haberleri kaçırmıştım; kumandanın tuşuna basıp televizyonu kapattım.müzik setinin düğmesine basıp açtım; bir cd koydum ve düğmesine basıp aradığım şarkıyı buldum.sonra bilgisayarın düğmesine basıp açtım; tuşlara basarak bu yazıyı yaz- maya koyuldum. odanın ışığını söndürüp, masa lambasının düğmesini açtım.
kendimi izlemeye aldığım beş saatlik sürede düğmeler ve tuşlarla ahvalim böyleydi; bu sürede bir tek insanın elini bile sıkmamış, bir tek canlıya dokunmamıştım. bunu fark edince, çaresiz kalkıp çalışma odamda bir çiçeğin yaprağına dokundum(!)
kaldı ki ben bir kent merkezine sırtını dönmüş varoşlarda büyümüştüm; buna rağmen tuşlar, düşmeler böyle kuşatmıştı beni de…sonra kentleri ve dünyayı düşündüm. şimdi dedim, şimdi: dünyada milyonlarca insan çamaşır ve bulaşık makinelerinin, saç kurutma makinelerinin düğmeleriyle haşır neşirdir... şu an dünyada milyonlarca el asansör düğmelerine, milyonlarca el makinelerin düğmelerine dokunuyor, meşrubatlar bile düğmeli kabinelerden içiliyordur.şimdi yüzbinlerce el elektrikli tıraş makinelerinin düğmelerine, on binlerce el hastanelerin laboratuvar cihazlarının, röntgen, endoskopi cihazlarının, milyonlarca el klima düğmelerinin, on binlerce el matbaa makinelerinin, onbinlercesi de mutfak robotlarının düğmelerine dokunuyordur.
ajanslarda binlerce el, tuşlarla sonraki sabahın gündemini derlerken, masmavi sularda yatlar ve feribotlar, gökyüzünde uçaklar, jetler düğmelerin iradesiyle yol alıyordur.
bu soruyu hep kendime mi soracağım; size de soruyorum:
düğmelere, tuşlara dokunduğunuz kadar insanlara dokunuyor musunuz?ama uyarmalıyım ki, hemen sokağa çıkıp rastladığınız ilk insana dokunmaya kalkmayın; yanlış anlaşılmamanız için belki bu yazımın bütününü onlara okumanız gerekecek tir; ancak buna zamanınızın kalacağını pek sanmıyorum.
acaba diyorum, biz mi onları, yoksa hayatlarımızı bu denli kuşatmış düğmeler ve tuşlar mı bizi yönetiyorlar? düğmeler ve tuşlar mı insan zekâsının oyuncakları, yoksa insanlar mı kendi ürettikleri bu cihazların tutsakları?
acaba insanlar mı televizyonları uzaktan kumanda ediyor, yoksa televizyonlar mi yığınları uzaktan kumanda edip manipüle ederek birer serseme çeviriyor?
acaba yapraklar mı terk ediyor ağaçlarını, yoksa ağaçlar mı yapraklarını? gibi soru ve çağrışımlarla uyudum.bu sabah uyandığımda, günün ilk kahvesini içerken bilgisayarı açıp bu yazımın notlarına göz attım; sevmediğim yazıları atarım. “bunu atmayacağım, fakat bitmemiş de,” elimde bir et parçası ile kapının önüne çıktım. sokak kedileri sevinçle hareketlendiler.
çünkü sokağa çıkışımın, birazdan onlara yemeğini vereceğim anlamına geldiğini artık biliyorlar.avuçlarımdaki sıktığım et parçasını onların istikametine açtığımda, bütün sokak kedileri önüme tek sıra dizildiler.bir parça et parçasını beton zemine tuzak olarak atıp bana yaklaşmalarını sağladım; sonra daha dolu olan sağ avucumu, “ya aç kalırsınız ya da buradan yersiniz” dercesine uzattım.çünkü onlara dokunmak istiyordum, evet, dokunmak! ki ben kedileri sevmem.
avuçlarımdan yemek önce pek işlerine gelmedi; yemlerini yerde yemeyi tercih ettiklerini anlatmak ister gibi birkaç saniye tereddüt ettiler, ama çok geçmeden sağ avucumun ortasına burunlarını uzatarak ve orada geniş bir halka oluşturarak, avucumun içine ulaşamayanlar ise kendilerine yer açabilmek için heyecanla çırpınarak yemlerini yemeye koyuldular...
ben de parmak uçlarımla onları ürkütmeden boyunlarındaki yumuşak, sıcak tüyleri sevgiyle okşamaya başladığımda, aklım bilgisayarda bu bitmemiş yazımda kalmış olacaktı ki, birden sokak kedilerine fısıldadım:“hani lan sizin düğmeleriniz, hanimiş tuşlarınız?”
o an düğmesiz, tuşsuz bir şeyler bulmanın sevinciyle kendi kendime şaşkın şaşkın gülümsedim… sonra düşündüm de, milyonlarca insan düğmesiz, tuşsuz yaşayamıyorlardı da, pekâlâ bir canlıya dokunmadan, düşsüz yaşayıp gidiyorlardı işte.
üşenmeyip araştırdım; beden dili mevzusunda araştırma yapan bilim adamlarının 2 maymun üzerinde yaptığı şu deneyi sizin ile paylaşmak istedim. “belirli bir seviyeden sonra annelerinden ayrılan iki adet yavru maymun tek başlarına yaşamlarını sürdürebilecekleri kapalı bir alana koyuluyor. bir tanesinin mekanı tamamen sert zemin ve cisimlerin olduğu bir mekan iken diğeri pofuduk yastıklar, ne biliyim yumuşak eşyalardan ibaret bir alanda ikamet ediyor. yeme içme yönünden ya da diğer fiziksel ihtiyaçlar açısından birinin diğerine üstünlüğü yok. ikisi de aynı şeyleri yiyorlar ancak birinci maymuncaaza yemeğini böyle itin önüne atar gibi veren bilim adamları ikincisine başını okşaya okşaya yediriyorlar. neticede kendisine hiç ama hiç dokunulmayan hatta yumuşak bir cisimle temas dahi ettirilmemiş maymuncuk yediği önünde yemediği arkasında olmasına rağmen kafayı çiziyor, hayvanın beyni çatlıyor ve ölüyor.”
artık odama dönüp bu yazımı bitirebilirdim.fakat “bitti” denince bazen bitmez hiçbir şey, ama işte belki de sadece ben bitirdim...
dokunmak, 5 nci duyumuz....

sosyomat.com sosyomat
1 /