duende

puxa vida puxa vida
''hisarlı ahmet’in, muharrem ertaş’ın çığlığı, yılmaz güney’in oyunculuğu, sineması, sabahattin ali’nin yazdıkları, ahmet uluçay’daki sihir…''

''lorca’nın “duende” si. içimizdeki yaranın bize bahşettiği şey. yaşadıklarımızdan kalan ve hiç kapanmayacak olan yaralarımızın iyileştikleri sırada ruhumuzdan çıkardıkları o saf ve benzersiz yetenek. büyü ya da cin. duende yani…

yabanıl ses:

lütfi akad, gökçeçiçek filmini çekerken filmin müziklerini yapacak olan noray demirci’ye “bu sazın sesini ne ile vereceksin?” diye sorar. “kemençe” diye cevap verilir. lütfi bey sazı tanıyordur elbet, ama sesini tek başına dinlemişliği hiç yoktur. bir süre sonra kemençeyle onu çalacak usta gelir ve stüdyoya girerler. kemençe icracısı bir şey sormadan klasik bir saz eseri çalmaya başlar. “hayır” diye korkuyla karşı çıkar lütfi bey: “bunu istemiyorum, bana hiç notaya gelmemiş, yabanıl ama içe işleyen hüzünlü bir çağrış yapın, şimdi, burada, doğaçlama!” orta yaşın üzerindeki icracı bir an duraklar ve ardından sazı heyecanla kavrayarak çalmaya başlar. lütfi akad, o anı büyülenmiş gibi anlatır: “yabanıl bir ses doldurmuştu sanki ses odasını, yabanıl ve hüzün veren bir ezgi yükselip sonra iniyordu. benim istediğim o yabanlık zaten kemençenin kendi yapısında varmış.”
lütfi akad’ın istediği yabanıllık ve sahicilik kemençeyi çalan ustanın duendesidir:''

http://birgun.net/yazi-goster/ercan-kesal/24-11-2013/duende-1218.html
nikos para elenia nikos para elenia
ispanyolcadan başka hiçbir dilde tam olarak karşılığı olmayan, "yaratıcı deha, tutku, ilham perisi" gibi kavramlarla açıklanmaya çalışınca da eksik kalan mistik-karanlık güç. ortalama bir sanatçıyla ölümsüz bir sanatçının arasındaki temel fark; ikincisinin duendesinin olmasıdır. mesela; camaron de la isla'yı, paco de lucia'yı, andres segovia'yı duendeleri ölene dek terk etmemiştir, hatta öldükten sonra da. bu üç ustanın endülüslü olması da, kelimenin çıktığı ve anlam kazandığı yer orası olduğu için; tesadüf değildir.

federico garcia lorca'nın 1933'te verdiği bir konferansta ortaya attığı "duende'nin oyunu ve kuramı" ile; bir nevi ispanya'nın o benzersiz, dışarıdan anlaşılması zor ve karanlıkta kalan ruhunu da aşikar ettiği söylenebilir:

"her sanat, hatta her ülke, ilham perisine, meleklere ve duendeye muktedirdir; mesela almanya, bir takım istisnalar dışında, ilham perisine ve italya daimi bir meleğe sahiptir.
duendenin sabahın köründe limon sıktığı kadim bir müzik ve dans ülkesi, ölümün ülkesi, ölüme açık bir ülke olan ispanya ise, her daim duende tarafından hırpalanmıştır.

ölüm bütün ülkelerde bir sondur. gelir ve perdeler kapanır. ispanya'da ise böyle değildir, perdeler kalkar. bir çok kişi öldükleri güne kadar dört duvar arasında yaşar ve ancak o gün onları güneşe çıkarırlar. ispanya'da bir ölü, dünyanın herhangi bir yerindekinden daha diridir: ölüm, bir berber usturasının ucu gibi yaralar çehresini.

duende; ölüm ihtimalini görmezse, hepimizin sahip olduğu, tesellisi olmayan ve olamayacak o bağları sallayacağından emin olmazsa gelmez. ve en can alıcı ifadelerini boğa güreşlerinde bulur."