düğün

18 /
ben de kimsin ben de kimsin
efendim biz akrabalarımızı senede bir kere gördüğümüz uzak bir memlekette yaşıyoruz. bir gün yine malumunuz bir düğün merasimi için bir araya geldik. beni de şu anda boşanan gariban kuzenim gibi başgöz etme derdindeki halalarımın sıkıştırmalarına maruz kalıyorum. mevzu ayyuka çıkınca darlandım, üstüne büyük halam gözüne kestirdiğin biri yok mu diyince, iyice coştum. var hala, dedim. iş bankası'nda birini gördüm, sanırım orada çalışıyordu, onu bana bir bulsana. halam küçük bir ilçede yaşıyor olmalarından dolayı kesinlikle detay istemediği gibi çok sevinip, tamam, o iş bende, dedi. sıkıştırmalar da böylece geçici olarak bitti. bir ay sonra halamdan bir telefon aldım.

"kızım ben o çocuğu soruşturdum, zaten bankada bi tane bekâr çocuk varmış. sen de onu beğendin herhalde, şöyleymiş, böyleymiş, o da seni beğendi. atla gel."

hâlbuki ben bırak gitmeyi, bankanın yerini dahi bilmeyen biriydim. haliyle kimseyi de beğenmemiş, halam oyalanıp sussun diye bir yalan uydurmuştum. kadın aylarca küstü bana. ibretlik, ders alın… benim gibi düğün, dernek, hala gazına desteksiz gelmeyin.
zihnindeki zihnindeki
dünyanın en saçma geleneği.

nikah tamam bak, bu özel anı sevdiklerinle elbette paylaş. çok mu mutlusun bu haltı yediğin için, ille de dağıtmam göbek atmam, hanımefendi çizgimden kaymam lazım mı diyorsun? git arkadaşlarınla sevdiklerinle bir yerde iç eğlen dağıt, ona da tamam.

ama düğün nedir ya? yok masadaki mumlar çok küçükmüş, yok gelin çiçeğinin renkleri kurdelesinin rengiyle uyumsuzmuș, yok efendim kız tarafı sahneye erkek tarafından niye daha yakın oturmuş, damadın kız kardeşi niye gelininkine benzer saç modeli yapmış ne münasebetmiș, orkestra neden görümcenin istediği parçayı çalmamıș, damadın hala oğlu gelinin kuzenine merhaba dememiş, onun boku olmuş bunun püsürü olmamıș.

manyak mıyız ya biz?
düğün denen şey insanlığa, özellikle de türklere atılmış en büyük kazıklardan biridir.

her 10 çiftten 12'si düğünden önceki hafta ayrılmayı düşünüyor. yapmayın etmeyin arkadaşlar ya, ben ettim siz etmeyin. yapmayın düğün, düğün içimizde.
driving einstein driving einstein
gitmeyi, katılmayı ve yapmayı da sevmediğim geleneksel etkinlik.

elimde olabilirse yapmayacağım, evleneceğim mi orası da muamma zaten sağlıklı kalırsam düşüneceğim ama çok sonra olur. samimiyetsiz buluyorum. kadın da değilim telli duvaklı görelim diye bir olay yok. ailelerin gereksiz samimiyetleri, sülalenin ego gösterileri ve halaydan başka bir şey yok. gelinle damat düğünün 10. ögesi falan hiçbir şekilde odak noktası değil. kim kiminle evleniyor asla bir merak konusu değil, düğün olsun da kötü geçerse elalem rezil oldular diye konuşsun iyi olursa düşmanlar çatlasın. başka bir olayı yok benim için.

gelinle damatı veya ailelerini tanımadan düğüne katılanları saymıyorum zaten, nerede beleş bulanlar varsa gelmiş. masraf kısmına da girmiyorum hiç, borç içinde yüzen aileler kredi vs bularak binlerce tl gömüyor 4 saat süren gösteriye.

çok isteniyorsa aileler arasında bir şey yapılır geçer ama türkiye şartlarında düğün her gencin hayaliymiş gibi gösteriliyor. sanmıyorum zorunlu koşmasalar düğün yapacaklarına. evlenirken bile hür iradede değil gelinle damat, aileleri ne derse onu yapıyorlar. takılan takılar vs düğün masrafını karşılamıyor. her türlü zarar şu düğün işi.
iche iche oldu nietzsche iche iche oldu nietzsche
geçen bir tanesine gittim, bahçeköyde kır düğünü.

halay çekiliyor izliyorum, müzik bana göre tam bir işkence ama yapacak bir şey yok ortam böyle, halay devam ederken erzincanlı grup birden bire halaydan ayrıldı pistin dışında ayrı bir yerde halay çekmeye başladılar. pistte kalan giresunlular azınlıktaydı böyle bir ayrışma bir huzursuzluk ne oluyoruzlar falan yaşanıyor, halay sırasında birbirlerinin kulaklarına bir şeyler fısıldıyorlar sürekli, sonra giresunlulardan bir kadın elinde telefonla selfi yaparaktan piste hareketlendi halayı çekmeyi başladı, facebooktan canlı yayın yapıyor, kadınlar başka tarafa bakmaya çalışıyor ama hepsi sırayla kadraja giriyor, o kadar ciddi bir ifadeyle halay çekiyorlar ki zaten gerginler bir de canlı yayındalar çok acayip bir ortam. sonra erzincanlıları izlemeye başladım değişik oynuyorlar daha kıvrak ve coşkulu bir halay var, kameraman onların oraya gidip onları çekmeye başladı, ev sahibi erzincanlılar çünkü, misafirler pistte afedersiniz göt gibi kaldılar, ayıp olmasın diye devam ediyorlar halaya. ulan diyorum nasıl bir ayılık bu ama yemekli düğün meyve salatasına kadar geldi, ye iche siktir et amk.
ben de kimsin ben de kimsin
arkadaşlarımın evlilikleri beni hep ayrılık ve kayıp psikolojisine sokar. o yüzden nefret ederim. hele ki gelinin en yakın kız arkadaşlarından biri olmaktan daha çok nefret ederim. zira o düğün arkadaşınızın en gürültülü kayıp ilanıdır. ayağınızda topuklu ayakkabı ve suratınızda bir ton makyajla kuaförden, eve, fotoğrafçıdan, düğün salonuna, gelin odasından, sahneye aşırı stresli gelinle birlikte mekik dokur, düğün akşamı da arkadaşınızla vedalaşırsınız. artık o başka bir boyuta evrilmiş, bambaşka bir dünyaya geçiş yapmıştır. eski samimiyetiniz isteseniz de kalmaz, sohbet konularınızın içeriği değişir, hele ki bir de siz de evlenmemişseniz potansiyel tehlike haline gelirsiniz. istediğiniz kadar oturamaz, gecenin bir yarısı arkadaşınızı arayamaz, birlikte program yapamazsınız. bir de mutlu olsalar... neyse ki mutlu, artık burada olmasa bile mutlu diye avunmak istersiniz ama ben henüz mutlu olanına rastlamadım.

beni düğünlerinize davet etmeyin, olur da bir gafletle evlenirsem düğün yapmam, nikahıma gelmediniz diye de gönül koymam yeminle. sessizce vedalaşalım ve yeni mutsuzluğunuza tek başınıza yol alın, beni de bir daha aramayın mümkünse. arkadaş dediğin bunu yapmaz diyeceksiniz, haklısınız da... ama siz mutsuz olduğunuzda ben sandığınızdan çok daha fazla üzülüyorum. sizin o mutsuz dünyaya gidişinizi eğlenceli müziklerle kutlayan kişi olmak istemiyorum.

biriniz de mutlu olun da beni yanıltın be...
kesik saç kesik saç
değişik bir seremoni. pazar günü erkek kardeşinin düğününe katılmış taze bir görümcek olarak oldukça yorucu olduğunu söyleyebilirim. hatta öyle yorgumdum ki bir ara acaba beni dövdüler mi dedim. eklemlerime kadar vücudum sızladı durdu. bu durumda gelinin ve damadın yorgunluğunu düşünemiyorum bile.
k ı r ı n t ı k ı r ı n t ı
sevmiyorum. hiç içimden gelmiyor gitmek, kuzeninkine aylardır giderim,gitmesem ayıp olur kafasındaydım tarih yaklaştıkça bu kafadan uzaklaşıyorum.
itici düğünlerden bir nebze daha uzak olacak amma lakin ki yeterli değil. o takı töreni yok mu beni benden alıyor.
plutonun askerleriyiz plutonun askerleriyiz
son yıllarda "hem evlenilecek hem de eğlenilecek kız/erkek buldum" kafasından çıkıp direkt olarak gösterişe dayalı bir organizasyon haline gelmiştir.

taraflar evleniyor güzel, hoş. normal şartlarda "madem evleniyorsunuz genşler o zaman biraz da eğlenin" denilerek yapılması gereken düğünler onca masrafa girmiş gelin-damat tarafından çıkıyor ve konukların ağırlanmasını amaçlayan bir organizasyon haline geliyor. düğün süreci sonunda da perti çıkan taraflar "hayatını düzene sokmaya çalışan" gelin-damat ve onların anne-babaları oluyor. hayatı düzene sokmak ifadesine de hastayım bu arada. neyse onunla ilgili başka bir başlık var sanırım.

geçmiş yıllarda genel olarak düğünler aynı minvalde geçer ve normal halk için çok da fazla bir fark olmazdı düğünler arasında. hepsinin seviyesi aşağı yukarı aynıydı. hal böyle olunca o zamanlar yardımlaşmayla da işler hallolur ve düğün dediğimiz organizasyon hakikaten eğlence odaklı olurdu. şimdi yapılan düğünler ise tarafların maddi manevi işkence görmesine olanak sağlıyor diyebilirim.
18 /