dungeon

1 /
thorgrim thorgrim
homm3'te kötülerin kötü kalesi; zira 1. ve 2. levellerı kendi levelleri içerisinde oyunun en kötü yaratıkları olmalarına rağmen kalenin bu açığı kapatacak çok iyi bir yaratığı da yoktur ve genel olarak bu kaleye ait yaratıkların hit pointi de düşüktür.
plastiklahana plastiklahana
cumartesi gecesi pin up konserine gittiğime pişman olduğum mekan. zira takılanların artık olayı abarttıkları, orayı piyasa ortamı olarak gördükleri bir yer olmuştur. insanın sevgilisini elinden alırlar, haberimiz olmaz. abazanlıkta gelinen son nokta.
ven ven
konserler dışında gidilmemesi gereken mekandır. zira mekan küçük, takılanlar "olmasın" denilecek, müzikleriyse "aman allahım" diye inleten yerdir. hoş bu sebeplerden dolayı da orda bulunmak zorunda olanların normalden daha çok alkol tüketmesine neden olur.
fulya fulya
çarşamba ve cuma günleri makinenin sahne aldığı izmir bornova daki gidelebilesi tek mekan. ancak bir zaman sonra sıkıcı olabiliyor. özellikle bir dönem haftada iki kez gidilirse... çünkü insanda bağımlılık yapar burası. nedeni bilinmez.parasız kalındığı zaman bu bağımlılık dungeonun önündeki kaldırımlarda millete laf atarak ya da çekirdek yiyip içerideki insanların duvara yansıtılan görüntülerini izleyip "aa bak lem ne biçim kafa sallıyo kıro!" şeklinde kritikler yaparak en aza indirgenmeye çalışılır.
slowmotion slowmotion
ses sistemi gerçekten güzel... fakat ortamda(mekanda) çok şey değişmiş.

en son 5 yıl önce gitmiştim bu bara. izmir gece hayatında her çeşitten rock ve metal müziğin mabedlerinden biriydi. hatta o zamanlar hayaller kurardım, burada manowar çalsa helloween çalsa tam süper olurdu. zindan gibiydi çünkü, havamızı buluyorduk.

geçenlerde çok sevdiğim izmir'e eğlenmeye gittim. ilk şoku koca şehirde cumartesi gecesi çalan rock grubu olmamasıyla yaşadım. daha sonra berry blues, ooze, dungeon dışında bir mekanda zaten canlı müzik işinin bırakıldığını gördüm. eski toprak dedim, dungeon'a girdim. o gece record ve 30 saniye adında iki grup çalacaktı. artık müzik tarzına değil canlı performans olup olmamasına göre değerlendirdiğim için mekanları, içeriye daldım. ki bir zamanlar canlı performans oldumu çok hafif müzik olmazdı böyle mekanlarda.

içeride clubber denilen, giyiminden tanıyabildiğimiz insanlar vardı. çalan müzik ise gangsta s paradise idi(dj kabininden çalınıyordu)... şaşırdım. aslında her zaman sert müzik dinleyen biri değilimdir sadece o gün biraz sert birşeyler dinlemek istemiştim. çıkacak gruplardan umutluydum hala. ama olmadı..

gruplar sahne almaya başlamıştı. mor ve ötesi çalsalar bile meloik yapmayı göze almıştım. olmadı.. disko disko partizane, ı kissed a girl gibi bir çok şarkı çaldılar(diğer şarkılara aşinaydım fakat isimlerini hatırlayamadım). doğruya doğru, adamlar dörtdörtlük çalıyorlardı ama ben o gün onu istemiyordum. insanlar kopuyordu, abazanların elleri solo kızların götlerindeydi.. fazla ileri gidenler başka taraflarını yapıştırmış kızlara, ex alemine girmişlerdi adeta. herkes eller havaya yapıyordu. hatta bir ara tek kızın etrafında dört erkek dans diyemeyeceğim şekilde kıvırtıyordu.

aslen manisalı olmamdan sebep belli bir saatten sonra manisa'ya dönemeyecektim. zaten güzel bir mekan bulurum sabahlarım demiştim gelirken.artık gidecek yerim yoktu ve üşümemek için o mekana ve orada olanlara katlanmalıydım. açıkçası beklediğime değdi. chuck berry'den johnny be good ile elvis'ten tutti frutty orayı biraz daha çekilir yapmıştı... sabah dörde kadar dayanabildim. altıya kadar ilk otobüsün gelmesini bekledim.

o beklediğim iki saatte kafamdan çok şey geçirdim.

o gün dinlemek istediğim müziklerin çalındığı mekanlarda insanlar siyah giyiniyordu ve ortam karanlık olduğu için bütün ilgi sahneye gidiyordu.. yani müzik dinliyorduk! içiyorduk çünkü müzikten zevk alıyorduk. burada kesinlikle pop müziği(ya da hafif batı müziği mi demeliyim?) karalamıyorum. dungeon gibi bir barda bu tür müziğin olmayacağını, yapılamayacağını söylüyorum. ama yanıldığımı da biliyorum. zira mekan sahibi böyle daha çok para kazanıyor, eşsizler de böylece abazanlıklarından kurtuluyorlar. eğer o insanlar olmasaydı dungeon daha çekilebilir olurdu. zira içinde klavyeden başka elektronik altyapısı olmayan, elektro gitar, bas gitar ve akustik davul ile çalınan bir kenan doğulu şarkısını en önde izlemekten-dinlemekten de zevk duyarım. sözün kısası, müzik kimsenin umurunda değil... sadece dungeon'da değil, her yerde böyle artık!
1 /