dünya dönüyor sen ne dersen de

41kere 41kere
iki yakası bir araya gelmeyenlerin toplantısı vardı. düğmeler gelmedi. düğümlerse oradaydı.

herkesin olmazsa olmazları vardı. ama hayatında vardı. olmayınca olmuyordu. eksik olan bir şey bulunuyordu. istek şarkılar çalan radyoyu dinlemeye benzemiyordu. sonu güzel biten ne kadar masal varsa, onları dinlemeye hiç benzemiyordu. elindeki keskin kılıcıyla ortalık yerde duran hayat, saklanmıyordu.

“hayat acımasız.” derneğinin düzenlediği çiğ köfte günleri yapılıyordu. tatlar alınıyor, doyum olmuyordu. bilinen gerçekler, tek sıra halinde kuyruğa giriyordu. kuyruk uzayıp gidiyordu. hiç ortada duruyorken hiç kimse hiç kimseyi tanımıyordu. çiğ köftelerin ardından içilen ayranların beyaz köpükleriyse, dudakların kenarlarında izler bırakıyordu.

yaşanması gerekenler yaşanıyordu.

beklenmedik anların, davetsiz misafirlik hallerine hizmetler ediliyordu. hazırlıksız yakalanmak böyle oluyordu. üzerlerden atılan şaşkınlıklar, uzun ömürlü olmuyordu. hayat yoğun bakım ünitesiydi. ama sürekli bakım ve onarım gerekiyordu.

koşar adım düşlerinde düştüğün zamanlar oluyordu. düştüğündeyse, kabuk bağlayacak olan yaraların oluyordu. düştüğün anları anımsadıkça, kabuklarında kaşınmaların başlıyor ve ardı sıra kabukların yok olup gidiyordu. gerideyse sadece izleri kalıyordu. bir sonraki düşlerinde düşeceğin ana kadar canın acımıyordu.

“hayat güzeldir.” reklam panosunun altında gülen yüzlere sahip olanlar duruyordu. gülerken ağlayacakları ana kadar olan gülücükleri anlamlar taşıyordu. kaçıncı doğum günlerinin yerini aldığını bilemediğin gözyaşlarıysa, insanı büyütüyordu.

ne dersen de…

geldik ve gidiyoruz durumları yaşanıyordu.

ve

yine ne dersen de...

adı hiçbir zaman konulamıyordu.

lambaya denilen püfüm. karanlığa bir kibrit çakman için…