düş

1 /
crimsonspider crimsonspider
esrar gibidir.bi süreliğine dünyanın en mutlu insanı yapar sizi.fakat daha sonra zaten boktan olan şeylerin artık daha da boktan olduğunu farkedersiniz.
gülüsevdimdikenibattı gülüsevdimdikenibattı
friedrich nietzsche der ki;
"uykumuzda ve düşlerimizde insanlığın bütün düşüncelerinden geçeriz. yani, insan düşlerinde akıl yürüttüğü gibi akıl yürüttü uyanık olduğu binlerce yıl boyunca... düş bizi insan kültürünün erken devrelerine geri götürür ve onu daha iyi anlamamıza yardımcı olur." sanırım bu anlamlandırma ile düşlerimizin bize bazen neden ağır geldiği ortadır.
pismistavuk pismistavuk
bereketli bi sarmaşık tohumudur olmayan, oldurulamayan iklimlerde delice sürgün veren, arsızca yayılıp genişleyen..
bi ağ gibi yayılıp,gerçekten düşenleri içine çeken..ama karnı aç bi canavar edasıyla değil! göğsüne düşenleri sevgili belleyen bi deniz edasıyla içine çeker,resiflerini okşatır..
gerçekte düşen çocuklar iç geçirerek ağlarken ,düşte düşseler gülerler..
düşten düşüşler düşedir zira.. dizleri kanamaz çocukların..
gerçek:makam meraklısıdır, düşün üstünde görür kendini, aşağılar onu..düş katman katman uzanır bereketin üstüne, gerçeğin altında..her katmanında ayrı bi okyanus rüzgarı, ayrı renk..o yüzden düşten düşmek olmaz..düş'mek bitmez..
gerçekten düşer insan ki, gökçekimi olan bi evrende yükseliştir bu...
poison poison
bir arkadaşım sayesinde haberdar olup izlediğim film.

güzel olmuş,hoş olmuş bir film.bazen rüyaların da gerçek olabileceğinin küçücük bir göstergesidir bana göre.
laein laein
ester in söylediklerindendir.

gökte, gökkuşağının üstünde
yedi renkli musa'lar
yedi lambalı, yedi güvercinli muhassen'den
yedi renkli sesler üflüyorlar aşağıya
aşağıda
seniha
bir elinde sigarası
oturmuş kıpkırmızı bir bahçe koltuğuna
önünde
masa masa masa -çok değil, hepsi bir masa-
mermer bir masa
gümüş bir masa
zümrüt bir masa
seniha birasını içiyor -bir eli de birasında-
sonsuz bir bira
sessiz bir bira
cam akışlı bir bira
saçlarında başaklar, tavus tüyleri
gözleri
gözleri ses veriyor
seng-i laciverdi gözleri
son yudumunu da alıyor birasından
yere dökülüyor ipek şalı
yere sızıyor
yeri alıyor
birlikte götürüyor yeri
katlar gibi bir halıyı durmadan
parmaklarından altın bir anahtarlık sarkıyor
ve anahtarlar anahtarlar
-çok değil, hepsi hepsi bir anahtar-
fildişi bir tahtırevana biniyor
kaldırıyoruz onu dört kişi
ben, cemile ve cemal
bir de sonsuzluk
tutuyoruz havada bir süre onu
o gülümsüyor bize durmadan
ve kalabalığa
yaldızlar dökülüyor dudaklarından
lambalar, güvercinler dökülüyor
çiçekli laledanlar, çeşmibülbüller
kristal boy aynaları
ve gelin telleri, pırlantalı taçlar

sedef kakmalı bir tramvay geçiyor yakınımızdan
ince bir org sesini sürükleyerek
benekli bir örtü çekiyor üstüne dünya

hepimiz kayboluyoruz.

edip cansever
1 /