dut

3 /
theokoles theokoles
iyidir, hoştur, hatta ağaçtan yemek baya baya güzelidir ancak etrafı kirleten bir yemiştir. olgunlaştıkça dökülmeye bir başlar her yer dut olur, ezilirler, çürürler her yer çamur deryası bir daha.
aşklaryalandöngelbebeğim aşklaryalandöngelbebeğim
küçüktüm böyle 5 belki o zamanlar nenem in kızzz aşağı düşeceksinnn ordan diye bana saatlerce yalvarırdı aşağıdan. ben tabi ağaçlardan ağaçlara.
geçen yaz baktım dut ağaçların yeri harbi dutluk olmuş. köy ölmüş ağaç mağaç hak getire zaten.

çok severim bi de keratayı olsa gene yaşıma başıma bakmadan zıplaya zıplaya toplarım.

bi de bunu yıkamayın yahu. su eritiyor çorba oluyor sonra kabın içinde.
kızıl kurt kızıl kurt
2017'nin temmuz ayıydı.

antalya'ya taşındıktan sonra geçirdiğim ilk yazdı bu. hayatında 30 c'dan yüksek sıcaklığı nadiren görmüş, yaşamış bir doğu karadenizli olarak haziran ayında arazide başıma güneş geçmesinden dolayı antalya sıcaklarına alışmak için değişik yöntemler geliştiriyordum.

o gün, yeşilkaraman mevkisindeki sağ taşıma yolunun dolgu çalışması yapılıyordu. burada inşa edilecek menfezler ve istinat duvarları da olduğu için önemli bir bölgeydi, bizzat işin başında bulunmak için araziye geldim. hava hiç unutmam telefonda 42 c'du fakat arabanın termometresi 45 gösteriyordu. bu havada hele de coğrafyasına alışkın olmayan bir adam için kafada baret, üstte reflektörlü yelek altta da kot pantolon ve iş ayakkabısıyla çalışmak çok zordu.

sol tarafta küçük bir müstakil evin bahçesindeki dut ağacı çarptı gözüme. ''biraz istesem verirler mi acaba?'' dedim, o tarafa doğru yürüyüp karşıya geçtim ve küçük bir keşif yaptım. evde kimseler yaşamıyor, zaten mülkün etrafında çit de yoktu ve terk edilmişti, kapısı falan kırılmıştı. ''eh, istimlak sınırının içinde kalıyor mu anlayamadım ama yiyeyim gitsin o zaman'' dedim. dut ağacının altına gelip uzandığım dallardan biraz biraz yedim. karaduttu, en sevdiğimden. o sıcağın altında çölde su kuyusu bulmak kadar sevindirici meyve ağacına denk gelmek.
ila ila
"kirazın tadı" filminde aslında tercüme hatası yapılmış. orada bahsi geçen meyve kiraz değil dut. türkmen adam bir dut tanesinin onu intihardan vazgeçirişini öyle güzel anlatıyor ki.
dut bence de mucizevi bir şey.
neverendingblueroad neverendingblueroad
şu dünyada sevdiğim tek meyve. ama aslında böyle tabakta yenmez dut. çıkacaksın ağacına, alacaksın eline tabağını, iki ağzına bir tabağa, üç ağzına bir tabağa yapacaksın, tutiye gidecek aklın, sonra o kuştan bu kuşa geçip "bülbül" diyeceksin "sen yeme cırcır olursun". sonra morm dendiği gelecek aklına ermenicede, ala mor, mora al yakışır diye değiştireceksin. ordan çocukluğuna gidecek aklın, mahallenin kara elli çocuğuna karadutum diye seslendiğin düşecek aklına, ne cesaret diyeceksin. bedri rahmi'ye isyan edip ağaçtan ineceksin. yani dut deyip geçmeyeceksin. bu arada akla düşmek ne güzel bir ifade değil mi? aklıma geldin değil de aklıma düştün demek daha derin sanki. neyse tutiliğim tutmadan yiyin gaari.


3
tinky pinky tinky pinky
küçükken ağaçlara tırmanır saatlerce oyalanırdık. şimdi hiç sevmem şu meyveyi. demek ağaçtan yemenin ayrı bir zevki varmış ya da benim damak tadım değişmiş. nedense böğürtlen gibi ekşi olması gerekirken son anda tatlı olmuş bir meyve gibi gelmiştir bana her zaman.
sihirlimantar sihirlimantar
"ooo hasan abi dut gibi olmuş"
kafası kıyak bir insana yakıştırılan benzetme.
dut gibi olmak deyimini nerede duysam inceden bi' gülümserim. neden? bizim jenerasyon değil de babamın zamanından insanların yani 60s 80s arası hızlı yaşayan insanların sarhoşlara yaptığı benzetmedir (bkz:dut )
bilir misiniz ya da bilmez misin bilmem.
alın bu bilgiyle karşılıklı rakı için. dut gibi olun..
3 /