ebülfez elçibey

1 /
aqua aqua
büyük bir insandı, azerbaycan'lı kardeşlerimizin lideriyidi. kendi anlatımıyla okuyalım elçübey'i.*

azerbaycan'ın ordubat bölgesinin keleki köyünün halil yurdu yaylasında 1938 yılı haziran ayında doğdum. babam, aliyev kadirkulu merdanoğlu rus-alman savaşında hayatını kaybetmiş.

eğitim-öğrenimime unus ilkokulunda başladım. yedi yıl süreli ilk eğitimimin ardından ordubat şehrinde m.t. kutsi i nolu orta okulunda okudum. yedi yıllık ilköğrenimimi tamamlayıncaya kadar en büyük arzum doktor olmaktı. ona öğrenimime başladığımda tarih ilmine ilgi duydum. toplumu anlamak benim için çok ilgi çekici idi, marks'ın kapital'ini okumaya başladım. bize yaptıkları propaganda da kapital'i dünyanın şaheseri olarak tanıtmıştılar. o dönemler okuduğumda kapital'i tam anlamıyla kavrayamamıştım. öğretmenlerim ve öğrenci arkadaşlarım beni haklı olarak alaya alıyordular.

küçük yaşlarımdan başlayarak oruç tutardım, (gizli olarak tuttuğum dönemlerde oldu ki, öğretmenler bilmesin) bazen annemle birlikte namaz da kılıyordum.

9-10. sınıflarda iken mir cafer bağırov'u savunduğum için birkaç defa öğretmenler odasına çağrılıp bu düşüncelerimden vazgeçmem istendi.

10. sınıf öğrencisi iken, azerbaycan devlet üniversitesi'nde şarkşünaslık (doğu ilimleri) fakültesi açılacağını öğrendim. nizami, hakanı, fuzuli ve diğer şairlerimizi daha doğru anlamak amacı ile söz konusu fakülte sınavlarına hazırlandım. 1957 yılında azerbaycan devlet üniversitesi'nin şarkşünaslık bölümüne (o yıllarda filoloji fakültesi'nin bünyesinde idi) arap filolojisi uzmanlığına girdim.

üniversitenin ii. ve iii.. sınıflarında okurken tarihi-siyasi konulara daha çok ilgi duymaya başladım. birkaç öğrenci yoldaşım ile birlikte milli siyasi konularda ateşli tanışmalara başladık. bizde böyle bir fikir oluştu ki, halkımız köle, vatanımız ise sömürgedir.

bu sohbetler alim hasayev, malik mahmudov, rüstem eminov, mehdi ağalarov, rafık ismailov, abbas musayev ve zakir memedov ile aramızda geçiyordu. azatlık uğrunda mücadele etmeye söz verdik - elbette amatör ruhla başlayan mücahitler olarak. ancak profesyonel mücadele yollarını da arıyorduk.

üniversitenin v. sınıfında iken aramızda arap dilini iyi derecede bilen malik mahmudov ile malik karayev bir yıl süre ile irak'a pratik için gönderildiler. onlar bir yıl sonra döndüklerinde malik mahmudov ile siyasi mücadelemizi devam ettirmemiz konusunda ciddi karara vardık ve bir meramname (program) hazırladık. meramname hakkında yalnız beş kişi bilgi sahibi idi. ben takip eden süreçte yaklaşık iki yıl (1963-64) mısır'da tercüman olarak çalıştım. mısır'da bulunduğum ortam, siyasiler ile ilişkilerim bana çok önemli kazanımlar sağladı. hatta orda bîr iki kez türkiye ve abd büyükelçiliklerine giderek birileri ile tanışmak istedim. ancak çekindim. kendimce bu karara vardım ki, ben onlarla ilişki kurar isem sorun doğar, halkıma güven sarsılır, onları yurt dışına bırakmazlar. mısır'da bulunduğum süre içerisinde yabancı siyaset adamları (belki de istihbaratçılarla) hiçbir temasımın olmamasına çalıştım.

mısır'da bu ülkenin devlet adamları ile ilişkilerim oldukça seviyeli idi. gerek sovyetler gerek mısır'ın siyaset adamları beni doğrulurı konuşan bir insan olarak görüyordular. onlar birbirlerini aldattıklarında yanlışlıklarını anlatıyordum, bana bakıp gülüşüyordular. ben söz konusu olduğunda nasır' ı da kruşçev'i de eleştiriyordum. siyaset dünyasında böylesine hareket istihza yaratıyordu.

bir gün luksor şehrinde sovyet uzmanlarından bir grup ile devlet başkanları kruşçev'i. nasır'ı, irak devlet başkanı arifi, azerbaycan bakanlar kurulu'nun başkanı alîhanov'u, cezayir devlet başkanı ahmet bin bella'yı ve diğerlerini karşılıyorduk. herkes konuklarla tokalaşıyordu, ben yalnız iki kişi ile, ahmet bin bella ve büyük sanatkarımız reşit behbudov ile görüştüm, diğerleri geldiğinde elimi cebime koydum. (şimdi bu hareketim kendime de garip geliyor) bu davranışımdan dolayı bir soruşturmada geçirdim.

benim kendi dünyam vardı. herhalde iş arkadaşlarım beni delikanlı tercüman olarak görüyordular. soruşturma döneminde özellikle de kruşçev'in kıbrıs sorunu ile ilgili görüşlerinden dolayı bir iki aşağılayıcı söz de sarf etmiştim. baku 'ye döndüğümde dtk (devlet güvenlik komitesi kgb) kruşçev ile ilgili sözlerimden ötürü beni cezalandırdı.

mısır'dan döndükten sonra ben, malik mahmudov. alim hasayev ve rafik ismailov birkaç kez görüşüp dörtlü bir grup oluşturduk. her birimiz 3 kişi seçmeli, bu üçlü gruplardan her bîri 5 kişiyi gruba celb etmeliydi. bir süre geçtiyse de teşkilatı istediğimiz ölçüde kuramıyorduk (tecrübesizliğimizin yanısıra dtk bizi sürekli izliyordu) istediğimiz teşkilatı oluşturamayınca, her birimiz ferdi çalışmaya, daha çok propaganda faaliyetine başladık.

ben bütün gücüm ile üniversite ve doktora öğrencileri arasında milli şuurun canlanması yönünde propaganda yapıyordum. hiç kimseye hesap vermediğim gibi bazı konuları yakın dostlarımdan da gizliyordum. üçlü, beşli, yedili ve dokuzlu olmak üzere gruplar oluşturuyordum. her grup ile de yalnızca kendim meşgul oluyordum, bu süreç uzun bir süre ve güç istiyordu.

1969 yılında tolunoğulları devleti (ix. yüzyıl) adlı doktora tezimi yazdım.

1971-74 yıllarında üniversitede artık öğrenci hareketleri görülmeye başlandı. amacım geleceğe hazırlamaktı. dtk , bir teşkilatın faaliyet gösterdiğini biliyor, ancak bütün çabalarına rağmen ortaya çıkaramıyordu. (artık sır değil: l keresinde üniversitede hocam aliövset abdullayev bana dtk'da benim gizli örgüt ve programım olduğu konusunda düşünceler olduğunu bildirdi. ben, o'nu bunun doğru olmadığına inandırdım, ancak kendim yalan konuşmuştum. (şimdi hocamdan özür diliyorum)

ancak dtk bütün dikkati ile beni izliyordu. ocak i975'de beni tutukladılar. dtk benim yanıma birkaç hoca ve öğrenci yerleştirebilmişti. ben onları duymuştum. ancak onları aldatıyordum. (kim kimi?)
benim hiçbir hoca veya öğrenciye (hatta dtk ajanlarına) nefretim doğmuyordu. bazen hatta dtk çalışanlarını bile günahkar görmüyordum. bir tek düşmanım vardı. sovyet imparatorluğu. diğerleri onun zavallı hizmetlileri idi. bu zavallı generallere ve polislere de acıyordum.

benim işim zalim imparatorluğa karşı mücadele idi. hainlere, satılmışlara tarih kendisi ceza verecekti, verdi de.

ocak 1975 temmuz 1976 arasında hapis yattım. aralık 1976'dan itibaren azerbaycan ilimler akademisi salman mümtaz elyazmalar enstitüsü'nde çalıştım.

yazının kalanını internetten toparladık...

ebülfez elçibey mahkumiyetinden sonra göreve başladığı el yazmaları enstitüsü'nde de halkını azadlık uğruna örgütleme çalışmalarını aralıksız devam ettirdi. 1988 yılında başlayan ermeni saldırı ve provokasyonlarına karşı ilk direniş hareketini; kasım 1988'de meydan mitingleri'ni düzenledi.

16 haziran 1989'da azerbaycan halk cephesi'ni resmen kurarak başkanı seçildi. kızılordu'nun 20 ocak 1990'da bakü'de hayata geçirdiği katliama kadar çalışmalarını sürdürdü. katliamın ardından dağılma sürecine giren sovyetler birliği ve azerbaycan'da siyasi istikrar tamamen sarsıldı.

elçibey önderliğindeki azerbaycan halk cephesi, azerbaycan türklerinin bağımsızlık taleplerini açıkça dile getirdiler. üç renkli ay-yıldızlı bayrak parlamento binasına asıldı. aralıksız sürdürülen çalışmalar sonucu azerbaycan cumhuriyeti 18 ekim 1991'de bağımsızlığını ilan etti.

elçibey, parlamentonun aldığı karar gereği 7 haziran 1992'de yapılan ilk demokratik seçimler sonucu azerbaycan cumhuriyeti'nin devlet başkanı seçildi.

göreve başladığı ilk günden itibaren ülkede insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygılı demokratik devlet yapısını oluşturmaya çalıştı.

rus ordularını azerbaycan cumhuriyeti'nden çıkardı. devletin resmi dilinin türkçe olduğunu ilan etti. latin alfabesini uygulamaya koydu.

ermeni saldırı ve işgallerine azerbaycan halk cephesi taraftarlarından oluşan gönüllü birliklerle karşı koydu. ancak 4 haziran 1993'de maruz kaldığı darbe sonucu bakü'den ayrılarak nahçıvan'ın keleki köyüne gitti.

4 yıl süreyle kaldığı keleki'den 31 ekim 1997'de bakü'ye dönerek 1995 yılında partiye dönüştürülen azerbaycan halk cephesi partisi'nin genel başkanı olarak siyasi çalışmalarını devam ettirdi. bu süreçte kurduğu ve başkanı olduğu bütöv azerbaycan birliği adlı teşkilatla da büyük ideallerini hayata geçirme çalışmalarını yürüttü.

ebülfez elçibey uzun süre devam eden rahatsızlığının şiddetlenmesi üzerine tedavi görmek amacıyla 7 temmuz 2000'de geldiği türkiye'de 22 ağustos 2000 salı günü vefat etti.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
azerbaycan cumhuriyetinin ayaz muttalibov'dan sonra gelen cumhurbaşkanıdır. iktidara geldiği dönemde ermenistan ve muhalif grup ile savaşmak zorunda kalmıştır. nahçivan ve karabağ savaşlarında düzenli birliklerden oluşmayan azeri ordusu rusya tarafından desteklenen ermenistan ordusuna yenildiği için haydar aliyev tarafından yapılan kansız bir darbe ile başkanlıktan düşürülmüştür. devleti kurduğunda türkiye ile ilişkileri ve ticaret altyapısını kurabilmek için türk işadamlarından yardım istemesine rağmen, türk işadamları devletin içişlerinin karışık olmasından ötürü yardım edememiştir.
cool cool
abdullah çatlı'ya olan hayranlığı ile tanınan bi isimdi, kendisi koyu milliyetçisi idi hatta en büyük arzusu türkiye ile azerbaycan'ı birleştirmekti. kısacası türkçülüğü ile tanınır desek yeridir.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
rahmetli yemen türküsü'nü de her türlü ajitasyondan uzak gayet içten bir şekilde dinlemiştir ve duygulanmıştır. bir de halk adamı olduğunu eklemeye gerek yok istese 100 kuzu kestirip o ortamı daha da şenlendirebilirdi. o dönemde devlet başkanı değildi ama elinde iyi bir ekonomik gücü vardı.


mozalan mozalan
türkiye tarafından daha abartılarak anlatılan eski cümhurbaşkanı,büyük türkçülüğü dışında pek mahareti olduğu söylenemez,kisa hakimiyyet dönemine yeterince büyük hatalar biriktirmişdir.
itüden kovulup geri gelen karalamacı kişiyim ulan itüden kovulup geri gelen karalamacı kişiyim ulan
prof. dr. ebulfeyz elçibey (1938 – 2000)

azerbaycan eski cumhurbaşkanı ebulfez elçibey, nahçıvan’ın keleki kasabasında doğdu.

asıl adı, ebulfez kadir güloğlu aliyev olan elçibey, azerbaycan bakü devlet üniversitesi arap dili ve edebiyatı bölümünden mezun oldu.

elçibey, 1970′li yıllarda, eski sscb topraklarına dahil olan azerbaycan’ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başladı. 1976 yılında sovyetler’e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve 1978 yılında şartlı olarak serbest bırakıldı.

ebulfez elçibey, 1988-1989 yıllarında azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük ederek, halkından büyük destek gördü. elçibey, aktif siyasi hayatına 1989 yılında, azerbaycan halk cephesi partisi’nin (ahcp) başına geçerek başladı.

azerbaycan, sscb’nin 1990′da dağılmasının ardından 18 ekim 1991 yılında bağımsızlığını resmen ilan etti. ayaz muttalibov’un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, ebulfez elçibey 7 haziran 1992′de bağımsız azerbaycan cumhuriyeti’nin ikinci cumhurbaşkanı oldu.
elçibey, daha önce “milli kahramanlık ödülü”nü verdiği suret hüseyinov’un haziran 1993′de ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terkederek doğum yeri olan keleki’ye döndü.

azerbaycan’ın eski cumhurbaşkanı, 31 ekim 1997′de keleki’den bakü’ye döndü ve ahcp’nin başında aktif siyasi hayatına devam etti. elçibey, 1998 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine, “demokratik ve adil olmadığı” gerekçesiyle boykot ederek katılmadı.
elçibey, zaman zaman haydar aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti.

azerbaycan’da 5 kasım’da yapılacak 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan elçibey, bağımsız azerbaycan cumhuriyeti’nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koydu.
hayatı boyunca, türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden elçibey, bu yönde “bütün azerbaycan yolunda” isimli bir kitap çıkardı. 62 yaşında ölen ebulfez elçibey, iki çocuk babasıydı.

gata’da bir süredir tedavi gören azerbaycan’ın eski devlet başkanı ebulfez elçibey vefat etti.

elçibey, yaklaşık 2 aydır sağlık nedenleriyle türkiye’de tedavi altında tutuluyordu.

prostat tümörü nedeniyle önce ankara hastanesi’nde tedavi altına alınan elçibey, hastalığının belirli bir evreye ulaşması ve kemik tutulumu nedeniyle radyoterapi gerektiği için 9 ağustos çarşamba günü gata’ya radyoterapi görmek üzere kaldırılmıştı. elçibey’in türkiye’ye “metabolik durumunun çok bozuk ve septik komada, şuuru kapalı olarak” geldiği, türkiye’de kaldığı sürece durumunun iyiye gittiği, ancak nefes darlığı, akciğer enfeksiyonu, prostat kanseri hastalıklarını birarada taşıdığı belirtilmişti.

1938′de nahcivan’ın keleki kasabasında doğan elçibey, 1962′de bakü devlet üniversitesi doğu dilleri enstitüsü, arapça bölümünden mezun oldu. 1963-1964′te mısır’da tercüman olarak çalıştı. 1970′lerde ise ülkesinin bağımsızlığı için çalışmaya başladı. bu yüzden 1975′de ‘milliyetçilik’ suçundan bir buçuk yıl hapis yattı.

sovyetler sarsılıyor

1980′lerin sonlarında dünya sovyetler’i tarihin çöplüğüne atmak için gün sayıyordu. elçibey ise ülkesinde bağımsızlık mücadelesinin başını çekenlerdendi. o, milliyetler siyasetinde leninist ilkelerin bozulduğu, rusçanın emperyalist bir siyaset aracı haline geldiği görüşündeydi. 1988′in ortalarında üç baltık ülkesi litvanya, letonya ve estonya’da halk cepheleri kurulması ona esin kaynağı oldu. halk cephesi 1989′da ilk ‘yarı legal’ konferansını yaptığında ‘azat azerbaycan’ mücadelesinin başını çekecek lider olarak seçildi. üç hedefi vardı: azerbaycan’ın bağımsızlığı, karabağ’ın ermenilerden temizlenmesi, iran’daki güney azerbaycan’daki 35 milyon güney azerbaycan türkünün azerbaycan’la birleşmesi.

halk cephesi, rus istihbaratının engellemelerine rağmen kısa sürede bir halk hareketi haline geldi. öyle ki, 1989′da hükümet cepheyi resmen tanımak zorunda kaldı. elçibey’in ilk aktif eylemi ise, binlerce azerbaycan türkünün iran sınırına yaptığı ünlü yürüyüş oldu. bu seferki esin kaynağı berlin duvarı’nın yıkılmasıydı. nahcivan ve astra’dan onbinlerce azeri, 30 aralık’ta ‘yaşasın tebriz-bakü’ sloganlarıyla sınıra dayandığında, ne rus askerleri ne de iran askerleri çatışmayı göze alabilmişti. dikenli tellerse ‘birleşmiş azerbaycan’ sloganlarıyla parçalanmıştı.

yükselen bayrak inmez

1990′da dünyaya ‘barış ve kardeşlik’ mesajları veren sscb lideri mihail gorbaçov, azerbaycan türklerine başka bir şeyi reva görecekti: kızıl ordu. önce kimse buna inanmadı. ama 19 ocak’ı 20 ocak’a bağlayan gece umulmayan oldu ve kızıl ordu tankları tıpkı 70 yıl öncesindeki gibi bakü’ye giriverdi. 1918′de mehmet emin resulzade öncülüğünde kurulan demokratik azerbaycan cumhuriyeti’nin 27 nisan 1920′de kızıl ordu’nun paletleri altında ezilmesi gibi. ama bu kez tarihin tekerrür etmesi bu kadarla kalacaktı. bakü’deki ünlü azatlık meydanı’nı dolduran milyonlar kendilerini tankların önüne atıverdi. 130 kişi hayatını yitirdi, 700′ü yaralandı. ama bu harekâttan sonra siyasetin dengeleri de değişti. vezirov görevinden alındı ve yerine moskova’nın ‘has adamı’ ayaz muttalibov getirildi.

halk cephesi ve elçibey’in payına ise yeraltına çekilmek düştü. hükümet, halk cephesi’nin yetkililerini tutuklamıştı. baharla birlikte ortam yumuşadığında elçibey yine sahneye çıkacaktı. bu kez mayıs 1990′da uzun yıllar çalıştığı el yazmaları merkezi’nin önünde, halka, ‘azerbaycan bayrağında orak çekici kullanmayın’ çağrısı yapıyordu. elçibey, bunun yerine 1918′de resulzade’nin sözlerini tekrarlayacaktı: “yükselen bayrak bir daha inmez.”

azeri yüksek sovyet meclisi ise rus askerlerinin bakü’de olmasından yararlanıp seçim kararı aldı. halk cephesi seçime katılırken, elçibey sadece kurulan seçim bürolarını yöneterek arkadaşlarını destekleyecekti. olanca hileye rağmen halk cephesi’nden 30 milletvekili meclise seçilmeyi başardı.

cephede ilk çatlak

rusya’da boris yeltsin’in devlet başkanı olduğu 1991′de halk cephesi’nde de ilk çatlaklar belirdi. moskova’da hapis yattığı sıralarda rus yanlısı olduğu söylenen itibar memedov ve rahim gaziyev, elçibey karşısında bir grup oluşturdu. memedov, ‘milli istiklal partisi’ni kurdu. elçibey ise dikkatini bir yandan rus askerlerinden kurtulmaya diğer yandan da işgal altındaki karabağ’da verilecek savaşa odaklamıştı. 23 ağustos’ta bakü’de düzenlenen mitingde komünist partisinin lağvedilmesini isteyen konuşmasını yaptığında, sivil giyimli kgb ajanları tarafından feci şekilde dövüldü.

azerbaycan ise artık geri dönülmez bir noktaya gelmişti. komünist partisi, 14 eylül’deki kongrede lağvedilmeyi tartışıldı. elçibey’in çağrısına uyan 100 binin üzerinde azerbaycan meclisi kuşatınca beklenen oldu. bağımsızlık ilan edildi. elçibey ise 100 binden fazla azerbaycan türküne, “hukuki yönden bağımsızlığımızı kazandık. bundan sonraki mücadelemiz gerçek bağımsızlıktır” dedi. ve 18 ekim 1991′de bağımsızlığını ilan eden azerbaycan, 29 aralık’ta halkın yüzde 98′inin oyuyla bağımsızlığa evet dedi.

bu sırada gerçekleşen ve tarihe ‘hocalı katliamı’ olarak geçen olay ise muttalibov’un sonunu getirdi. rus destekli ermeni güçlerinin 10 bin nüfuslu hocalı kentine yaptığı saldırıdan sadece 1000 kişi kaçabildi. katliamın ardından adres yine meclisti. üç gün süren bekleyişin ardından muttalibov istifa etti, yerine yakup memedov geçti. ama artık cumhurbaşkanlığı seçimi kaçınılmazdı. elçibey’in bu görevde gözü yoktu. önce adaylığa yanaşmadı, ısrarlar üzerine ‘evet’ dedi. seçileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. bundan en çok rahatsız olan ise moskova ve tahran’dı. işte bu sırada şuşa ve laçin, ermenilerin eline geçti. 14 mayıs’ta mecliste toplanan ve halk cephesi milletvekillerini dışlayan bir heyet hocalı olayından muttalibov’un sorumlu tutulamayacağı kararını alıp, onu devlet başkanı ilan etti.

elçibey’e yine meydanlara çıkmak düşmüştü. 200 bine yakın türk, meclise yürüdü. muttalibov ve arkadaşları bir rus askeri uçağıyla moskova’ya kaçtı. ve 7 haziran 1992′de elçibey oyların yüzde 59.4′ünü alarak devlet başkanı seçildi. elçibey ilk iş olarak milli ordu oluşturmak için kolları sıvadı. ancak karabağ’da savaşan azerbaycan birlikleri ‘nedense bir birlik’ sergileyemiyordu. azerbaycan güçlerine verilen karşı atak emri, bizzat savunma bakanı gaziyev’in ‘geri çekil’ emriyle sabote ediliyordu. ermeniler kelbecer ve ağdam’a da girdi. elçibey’in türkiye’nin yardımıyla kurduğu milli ordu başarılı olamamıştı. eylül 1992′de cephe ziyaretlerinden birinde elçibey’e karşı bu kez suikast düzenlendi. ama sonuç alınamadı.

azerbaycan’ı iç savaşa sürüklemem

1993′e girildiğinde elçibey yönetimi petrol anlaşmalarını belli bir noktaya getirmişti. 15 haziran’da ermenilerle muhtemelen kelbecer’in geri alınması için masaya oturacaktı. ülke ekonomik ve siyasi bağımsızlığa adım adım yaklaşıyordu. ama bu kez devreye girecek olan suret hüseyinov, elçibey’in kaderini değiştirecekti. azeri lider, gence’deki birliklerin komutanı olan hüseyinov’a karabağ’daki başarıları için kahramanlık unvanı vermişti. ama onun hesabı başkaydı. rusya’nın ve iran’ın desteğini aldığı söylenen hüseyinov’un bir başka ilişkisi de o sıralarda nahcivan’da bulunan kgb tedrisatından geçmiş haydar aliyev’leydi. aliyev, bakü’de yavaş yavaş etkinliğini artırmıştı. söylentilere bakılırsa, hüseyinov ile aliyev arasında bağlantıyı gaziyev sağlıyordu. bu kez darbe ‘geliyorum’ diyordu. elçibey, 3 haziran’da gence ve bakü’deki olağanüstü hal ilanını uzatıp gence’ye birlik gönderdi. ama isyan bastırılamadı. hüseyinov, bakü’ye doğru harekete geçtiğinde elçibey’e sürgün yolları görünmüştü.
kaybettiğini anlayan elçibey, kan dökülmesini istemiyordu. aliyev’i kriz yatışana dek başa geçmesi için bakü’ye çağırmak zorunda kaldı. uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla uğraştığı söylenen hüseyinov onu ürkütüyordu. aliyev ise azerbaycan için ’sıkıntı’ anlamına gelse de hiç olmazsa azeri devleti korunabilirdi. o sıralarda yakınlarına şöyle diyecekti: bu ülke için yapılacak bir hizmet daha var. iktidardan el çektirilsek dahi ermenilerle savaş durumunda olan, bin bir emekle kurduğumuz bu devleti iç savaşa çekmeyeceğiz.

ve aliyev, bakü’ye geldi. hüseyinov’un sahneye koyduğu moskova destekli darbe planının birinci aşaması tamamlanmıştı. elçibey, hüseyinov aracılığıyla kendisine suikast hazırlandığını öğrenince, 17 haziran’da keleki’ye gitti. 24 haziran’da aliyev yeni devlet başkanı seçilirken, hüseyinov da başbakanlığa atanacaktı. 1997′de bakü’ye dönen elçibey, bir yıl sonraki devlet başkanlığı seçimini ‘demokratik ve adil’ olmadığı için boykot etti. ömrü el verseydi, 5 kasım’da milletvekili adayı olacaktı.

türkiye ile birleşmeliyiz

azerbaycan’ın eski cumhurbaşkanı ve azerbaycan halk cephesi partisi (ahcp) genel başkanı ebulfez elçibey verdiği son röportajında, ülkesindeki ve bölgedeki gelişmeleri değerlendirdi. ‘bunları birinin açıkça söylemesi gerek.’ diyerek, her zamanki açık üslubunu sürdüren elçibey, türkiye ve azerbaycan’ın sınırları kaldırarak konfederasyona gitmeleri gerktiğini söyledi.

azerbaycan halk cephesi liderliğiniz bir bağımsızlık hareketi olarak başladı. amacına ulaştı, önce iktidar sonra parti oldu. içinden birçok parti çıktı; aynı çizgideki bu partiler neden birleşemiyor?

bu tabii bir süreçtir. azerbaycan için bir şeyler yapmak isteyen milliyetçi milyonlar bir araya toplanarak bağımsızlık için mücadele etti. bağımsızlığımızı kazandıktan sonra devlet kurmak için iktidar olmak gerekliydi. halk partisi, eğer tek parti olarak kalsaydı buna izin vermezdim. o zaman yine komünist parti’nin yerine oturmuş olur, tek hakimiyetlik devam ederdi. demokrasi, çok partililikten başlar. insanlar niye böyle bakıyor? aynı çizgide birçok partinin çıkması, bunların birbiri arasındaki ihtilafları, tartışmaları gayet normaldir. abd’de esasen 30′a yakın parti vardır; bunların ikisi öndedir. rusya’da da 6′dan fazla komünist parti var; niye birleşmiyorlar? kim bilir, azerbaycan’da da zaman gelecek iki parti kalacak. toplumun tabii akışını kimse engelleyemez, kendisi hareket eder, içinden liderler çıkarır.

iktidarınızın kısa sürmesini nasıl izah ediyorsunuz?

peşinizden koşan milyonlar siz yıkılırken neden arkanızda değildi?

ben yıkılacağımı biliyordum. rus askerini azerbaycan’dan çıkardığım gün arkadaşlarıma dedim ki, benim artık iktidarda kalacağıma inanmayın. rus kgb’si bizi yıktı. rus ve iran istihbaratı ortak çalıştı; 100 milyon dolarlık bütçeleri vardı. azerbaycan’dan rus askerini kovmaya muvaffak oldum. evet, kovdum onları, ‘çık git’ dedim. tam 75 bin rus askeri vardı. kafkasya’da bakü, rus askerî üslerinin merkeziydi. gence’de hava komando tugayı vardı ki, bir günde azerbaycan’ı işgal edebilirdi. kolay olmadı. hadi şimdi çıkartın rus askerini bir yerden de görelim. çıkmıyorlar. ne gürcistan’dan ne tacikistan’dan. bunun sistemi var. rus ordusu karışık milletlerden oluşmuştu. ordunun yüzde 60′ı rus’tu, bunların içinde birbiri ile geçinemeyen ukraynalılar da vardı. nahcivan’da sınırı koruyan rus askerinin asıl görevi türkiye’de casusluk yapmaktı. operasyonlar yapıyor, anadolu’da türlü türlü işler görüyorlardı. rus askerini göndermekle türkiye’yi de kurtardık.
gence isyanını bastırmak yerine neden keleki’ye, köyünüze gittiniz; türkiye neden sizi desteklemedi?
isyancı albay suret hüseynov bakü’ye yürüdüğünde kardeş kanı dökülmesini istemediğim için keleki’ye gittim. hüseynov, karabağ’da savaşıyordu, başarılar kazanmıştı, askeri çevrelerin telkiniyle ona kahramanlık ünvanı verdim. keleki’den iki gün önce ankara’da ağırlandığım yalandır; bir ay sonra türkiye’den maslahat almaya gittiğim de doğru değil. bir halk, mücadelesini kendi yapmalıdır. türkiye’nin başını niye buraya sokalım ki? türkiye, diplomatik açıdan bizi desteklesin sağol deriz. yeterli destek oldu, olmadı tartışması abestir; yeterli ifadesinin sınırı yoktur.
azerbaycan halen rus tehdidi altında bulunuyor.

bakü-ceyhan projesi bu riski artırıyor. azerbaycan ile türkiye arasında nasıl bir ilişki hayal ediyorsunuz?

bir kere türkiye ile azerbaycan arasında vize olmasını kabul edemiyorum. vize kalkmalı. iki tarafta da çıkartılan bürokratik engeller nedeniyle ilişkilerimiz istediğimiz noktada değil. türkiye ile azerbaycan konfederasyona gitmeli, birleşmeli. sınırları kaldırmalıyız. iki ülkenin vatandaşları serbestçe çalışabilmeli. bakü-ceyhan hattının yapılmasını rusya hazmedemiyor. azerbaycan’ın petrolü var, dışarı satamıyor. biz kardeş türkiye ile petrolümüzü paylaşmak isteriz. türkiye ve azerbaycan arasında askeri işbirliği rusya ile ermenistan arasında olan seviyeye çıkartılmalı. saldırmazlık anlaşması, rusya’nın azerbaycan’a müdahale imkanlarını ortadan kaldırır. tsk ve nato azerbaycan’da askeri üslerini kurmalı. azerbaycan nato üyesi olmalı. azerbaycan ordusu en modern silahlarla donatılmalı. iki ülkenin halkı birdir, aynı duygu ve düşüncelere sahiptir. türkiye’yi vatanım kabul ediyorum. ben atatürk’ün askeriyim.

karabağ sorununa nasıl çözüm bulunabilir?

kanla verilen toprak ancak kanla alınabilir. agit, yıllardır diplomatik oyunlarla bizi oyalıyor. kadim toprağımız karabağ’ın masada satılmasına gözyummayız. bunun için 239 teşkilatı birleştirerek milli mukavamet hareketi’ni kurduk. bunun amacı halkımızı psikolojik olarak muhtemel bir savaşa hazırlamaktır, siyasi bir maksadı yoktur. kafkasya’da ikinci ermeni devleti kurulmaya çalışılıyor. ermenistan zaten rusya’nın oyuncağı, maşası. dünyada bir milletin yan yana iki devlet kurduğu görülmemiştir. bu oyun tutmayacak. ermenilere, karabağ’da ancak kültürel özerklik verilebilir.

son dönemlerde iran’daki azerbaycan türkleri için çalışmalarınızı hızlandırdınız? iran, 21. yüzyılda nasıl bir değişim geçirecek?

dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan 40 milyon azerbaycan türkü’nün hiçbir yerde kaydı yok. ne bm’de ne de ikö’de. ortada bir vurdumduymazlık var, bunu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. türk folklor ve kültürünü korumak benim görevimdir. asimilasyon politikalarına rağmen iran’daki türkler, türklük şuurunu yitirmedi. tahran rejiminin dışladığı çoğu entelektüel 4 milyon türk, değişik ülkelere dağıldı. iran’da bir grup kültürel özerklikten yana. bir kısmı ise bağımsızlık istiyor. güney azerbaycan hareketi geçtiğimiz yüzyılda üç defa kanlı biçimde bastırıldı. iran’da da bir çeşit kgb rejimi var. rus sistemi nasıl çöktüyse insan fıtratı ile uyuşmayan bu baskı rejimi de son bulacaktır.

ebulfeyz elçibey
tonyukuk tonyukuk
cumhurbaşkanı sifatıyla anıtkabir’de mustafa kemal atatürk’ün huzurunda yazmış olduğu yazıda “senin askerin ebulfez elçibey” diye imzalamıştır.

sevgim- millete!
vurgunluğum- istiklâle ve adâlete!
itaatim- hocalarıma!
borcum-dostlarıma ve meslekdaşlarıma!
nefretim- yalancılara ve yüzsüzlere!..
kutat kubilik kutat kubilik
türkiye'nin reelpolitik uğruna devrilmesine ve sürgününe yol açtığı büyük adam. azerilerin mankurtlaşmasına da yol açtık böylece. şu an azerbeycan bir kgb ajanı tarafından yönetiliyorsa bunun suçlusu süleyman demirel denilen adamdır.

ne demişti hakan albayrak? gençliğin imanını reelpolitikle çaldılar.
rutubetli gözler rutubetli gözler
24 haziran'da yani doğum yıl dönümünde fexri xiyaban'daki kabrini ziyaret etmek fırsatını bulduğum büyük fikir adamı, tarihçi. üzücü olan sindirilmiş halkın, evladını vefatından sonra da yalnız bırakması, gerçekleşen anma törenine sadece 90-100 kişinin katılması idi.

(bkz: fexri hıyaban)
1 /