edip cansever

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR
6
delikızınürküsü
bitti o sevda...

bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların
su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti
itti kıyıyı adına deniz dediğimiz şey
unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği
kaybetti kumarda gözlerim
kaybetti kumarda gözleri.

bir koru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki
uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden
yakınlaştı ağaçlar birbirlerine
yani her soluk alıp verişimizde bizim
bir mekik gibi kalbin
bir mekiği gibi kalbim
işleyip durdu bu yitikliği yeniden.

ne kaldı
farkında mısın bilmem
gündüzler..
gündüzler biraz azaldı

(edip cansever)
die for morrison
neden bu kadar "ben"sin, bendesin? diye sorup sorup yanıtını yine dizelerinde bulduğum şair. edip okunmaz; edip'le karşılıklı oturulup konuşulur, edip çilingir sofranızın baş köşesinin demirbaşıdır, edip yalnızlığınızdır, kalabalığınızdır, bir şiirini okurken size hitabettiğini düşünüp tüylerinizi diken, sizi coşkudan ağlatanınızdır. bir noktadan sonra o kadar edipleşirsiniz ya da edip sizleşir ki, ardınızda bir tek sonrası kalır...
mabel
"binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum

bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz

insan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü

kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum

çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum

öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı

anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı

evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna

değişmek

biri mi öldü, bir mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını

bana kızıyorlar sonra, ansızın bana

kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma

oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan

ve geçilmiyor ki benim

duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.


bilmezler, kızmıyorum, bunu onlardan anlıyorum biraz

erimek, bir olmak ve unutulmak içindeki onlardan

ya da bir başkaca şey: ben kendimi ayırıyorum

o yapayalnız olmaktaki kendimi

böyleyken akıp gidiyorum bir nehir gerçeği gibi

sanki ben upuzun bir hikaye

en okunmadık yerlerimle

yok artık sıkılıyorum."
delikızınürküsü
bir ölü nedir ki bir ölüm nedir
acıyla kirlenmektir, acıya sevinmektir.

siz bilirsiniz, isterseniz biraz gecikiriz
gelmesine geliriz, birazcık gecikiriz
ne kadar gecikirsek o kadar iyiyiz
ben o kadar iyiyim.

bir zamanlar hamaldım, çelenk taşırdım
en güzel çiçekleri ben sırtımda taşırdım
caddelerden geçerdim, büyük vitrinlerin önünden
serlerden bahçelerden güne damlardım
renklere karışırdım, kentin ışıklarına
içinden soyulan bir portakal gibi
kendi içdenizlerimi öper okşardım
süslenmiş gibi olurdum
kokular içinde kalırdım.

sonra bir gün çağırdılar
sonra bir gün beni gene çağırdılar
artık hep çağırdılar, dört kişi olduk
dört kişi gerekliydi, dört kişi olduk
ölüleri gördük, ölüler koltuktaydılar
ölüleri gördük ölüler yatakta
ölüler giyinik, ölüler çıplak
işte biz dört kişi buna alıştık
bizi alıştırdılar.

omuzlarım kesik kesiktir, nasırlıdır
her zaman bir ölü vardır omuzlarımda
o kadar ölü vardır ki her yanımda benim
- ölüler içindeyim ölüler içindeyim -
örneğin bir bardak su içsem bir ölü kayar şuramdan
su içmeyen bir balık gibi kayar
ölülere takılmış bir uçurtma gibiyim
biraz öyleyim.

ve otel müşterileri, onlar
en inandırıcı ölülerimdir benim
her biri ölümü her gün yeniden yaşar
camlara yapıştırılmış yüzler gibi
- unutmak utanmaktır, siz bilirsiniz -
hüzünsüz, anlatımsız, soğuk
akşamüstü rengindedirler ve yorgundurlar.

siz daha iyi bilirsiniz, hıristiyanları soyarlar
ölüleri çıplaktır onların
ne yalan söyleyeyim görünce huylanırım
yeni ölmüş genç kızlar yeni doğmuş çocuklara benzerler
görünce huylanırım
bunu karıma da anlatırım, su dökünürüm
adım mı, ademdir, iyi adamımdır.

karıma anlatırım ya, size de anlatırım
bir gün bir ölü kaldırdık, aşkenazlardan
heni şu leh yahudilerinden işte
gözleri o kadar mavi olan, mavi bir suda yüzer gibi gövdesi
saçları tütün renginde
her neyse, uzatmayalım, bir de baktık ki ölünün arka cebinde
dolarlar, marklar, sterlinler
önce paylaşmayı düşündük, yalan söylemeyeyim
götürüp geri verdik az sonra
götürüp geri verdik, yüz lira aldık
hepsi hepsi yüz lira
bir gün bir ölüye asılı iki torba
torbalar kalçalara inmiş, askılar omuzlarda
içleri altın dolu
ölüyse bir kocakarı, ermeni
çoluk çocuğu
elbette geri verdik altınları da.

ve genç bir kız ölüsünden ametist bir kolye çıkardım
doğrusu sakladım onu gizlice
karımdan bile sakladım, karımdan
niye mi sakladım, uğurdur diye.

bir karım, iki çocuğum, dört kişiyiz
kimseler bizimle konuşmaz
mahallede kahveye çıkmam, anlarsınız
giderek alıştım içkiye de
demin de söyledim ya, iyi adamımdır
benden kötülük gelmez
inanır mısınız, bir gün gene bir ölüyü kaldıracağız
tam kaldıracağız, birden farkına vardım
adam düpedüz yaşıyor
oysa raporlar filan tamam
buzluğa girdi mi o anda işi bitik
başında mirasçılar yas giysileri içinde
dedim ya, birden farkına vardım
evet, o gün bugündür yaşıyor
cihangir'de oturur, zengindir
bir iki kez evine de uğradım
beni pek sevmez.

ne de olsa herkes biraz ölüdür
otel müşterileri en önde gelir
kendileri soyar kendilerini kendileri giydirir
büyük kentlerin büyük tabutlarıdır oteller
nedense işte onlar gökyüzüne gömülür.

bu sabah on birde bitirdim işimi
gidip uyuyacağım
belki de
ya karımla ya da
bir başka ölüyle yatacağım.

edip cansever
laein
<<bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde
her cümlede iki tek göz, bu kimin
ya da kim korkuttu bu kadar sizi
bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı
ya da tam tersine
boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere
sulardan ürpermek gibi dokununca,
ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi
denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben
iş edinmişim öyle kimsesizliği
kendimi saymazsam - hem niye sayacakmışım kendimi -
çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da
süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi. >> *

insanın içine, içinin ölüsüne yerleşen adamdır. kendinizi kurtaramazsınız, istemezsiniz de. sizi görmesini, size bakmasını seversiniz. bakmıyor gibi bakmasını seversiniz. her güne yeni bir anlamla gelsin istersiniz hep. bir sözünü milyon defa okursunuz da milyon artı 1de bile kendinize katacak bir sürü şey bulabilirsiniz. siz eskirsiniz o eskimez. her gün sözcükleri yeniler kendini. sizi hep şaşırtacaktır. ve bu kurtulmak isteyeceğiniz bir şey değildir.

<< bitmedi diyorum, bitmedi şaşkınlığımız.>>
cagrilanyakup
şiirlerini, kendisi kadar özlediğim şair

şunu aklında tut iyice
çilekte var, altın gibi parlayan ferik elmasında var
güneşte, gümüşte, fildişinde
tahtada, kömürde, sütte
suyun ateş olduğu, ateşin su olduğu yerde var
kızımıza ördüğün yeşil atkıda bile
beni seven ellerinde var
bir sabah geçiyordun
"bir sabah geçiyordun" ne demek
nasıl, niçin, nereden
bil ki böyle bir eksiklikte var
dilini acı yapan tütün kırıntısında
örneğin bir yolculukta katran gibi çaylar içtiğin
kirazlar, bavullar, akasyalar sevdiğin
her türlü virajlarda
ağaççileği gibi, ince çekirdekli
dile, dişe, damağa yayılan
akide olan gözlerinde
gözbebeklerinde yeşim
yakut olan, zümrüt olan damarlarında
özleminde günbatımı
yok mu, var

nasıl var hem de
var içimizde bizi eksiltmeden
dışarıda var
oranda, orantıda, dengede
bir hüzün bile sinmemiş plastik çiçeklerde
gene var
yüzünü yıkadın mı, iyi
sildin kuruladın mı
çıktın mı sokağa
yalnız su aramaya gidilen yollarda
ince bir bardak gibi gövdelensin diye susuzluk
orda var

ayakların değsin de suya
sözgelimi herhangi bir haziranda
haziranın köylü yüzünde
çizgili mintanında
denizlere uçan aklında
değsin de suya ayakların
sudan üşüyen parmaklarını çekerken
tam orda
kapıyı ardımdan kapadığında
bilmez olur muyum hiç
içerde kalan yüzünde, telaşlı
olmaz olur mu, var

yalnızlık gibi ama yalnızlık değil
bildiğin, çok iyi bildiğin bir şeyin
uzağında kalmak duygusu belki
iyi ya, var
hani sayldığını duyar ya pencereler, tıpkı
göz görmez, ama bakıldığında duyar ya insan
hani ardında seni izleyen birisi
tanımazsın da sezersin birden izlendiğini
niçin mi
tam niçin dediğin zaman var

bilir miydik, sever miydik, inanır mıydık
o olmasaydı hiç
ama bugün, şimdilik
yenik düşmeden hiç de
var, diyoruz sadece, çünkü var.
6
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak ücretsizdir ve yalnızca saniyeler alır. hemen üye olun:

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın