efendi adam yerine piç adamı seçen kız

1 /
sıvaz regal sıvaz regal
"annee lütfeeen noolur anne" diye bağırıyordum camın önünde! ayaklarımı yere vura vura ağlamaya ramak kalmışken uzatmıştı parayı annem ve "sadece bir kere" diye tembihlemişti. çünkü sokağa dönen salıncak gelmişti. her bir çocuk, apartmanının önünde "anneee" diye bağırıyordu. parayı alan salıncağa kurulmuş dolmasını bekliyordu. ve nihayet dolmuştu salıncak. "abi daha hızlı! abi biraz daha!" sesleri eşliğinde hepimiz çılgınca eğleniyorduk.

her güzel şey illa ki bitecek ya! bu eğlence de bitmişti. sonra hepimiz oyun alanımıza dağıldık. kimimiz kaldırımda şişe kapağıyla "üç vuruş" oynuyor, kimimiz bacağının altından geçirdiği eliyle son iki rakamın denk gelmesini beklediği futbolcu kartlarıyla oynuyor, kimimiz de yaşça küçük birini kaleye geçirmiş kaleci alıştırması yapıyorduk!

ama hepimizin ortak bir noktası vardı. damla!!!

hepimiz bütün hünerlerimizi onun için sergiliyor gibiydik. bisikletle iki elimizi bırakıp onun evinin önünden geçiyorduk, kafamızı yarma pahasına. camlarının açık olduğu zaman dürbünlü borularımızla kağıt atıyorduk içeriye. üst sokakla yaptığımız mahalle maçlarında gol atanın gözü ilk onu arıyordu her zaman. onun yanında hep bi mahcubiyet duyuyorduk. çünkü o kadar güzeldi, o kadar güzeldi ki...

onun yüzünden yazları hiç sevmezdim. o yazlığa gider, biz de eşin dostun yanında çıraklık yapmaya...

ama mahalleye döndüğü gün bayram olurdu bizim için. o pek tatsız inerdi babasının renault broadway arabasından. biz; o geldi diye sevinirken, o kim bilir ne kadar üzülüyordu döndüğüne. evinin karşı kaldırımına sıralanıp beklerdik cama çıksın diye. annesi evin bütün camlarını açar, bize de bütün sevecenliğiyle "nasılsınız çocuklar" derdi ve sepeti indirip peçeteye sarılı keklerden verirdi. damla da cama çıkar, kafasına geçirdiği bandanası ve esmerleşmiş teniyle mahalleyi süzüp içeri girerdi. biz de onun annesinin verdiği kekleri "uff çok güzel lan" diye yerdik.

okula başladığımızda damla benim sınıfımda ve bir ön sıramdaydı. küt kestirdiği saçlarının arkasında örülü bir kuyruğu vardı. mahallede olduğumdan daha yakındım ona. zaten bir çok arkadaşım zaman içinde taşınmıştı. rakibim yoktu yani.

beslenme saatinde mevsimin en güzel meyvelerini yerdi. bense arka sırada köyden gelen elmayı dişlerdim. teneffüslerde dansa davet oynarken, ilk defa utana sıkıla ona uzattım elimi! heyecandan ne yapacağımı bilmiyordum! sonra o da beni seçmeye başladı. ordan yüz bulunca kalem açmaya giderken o'na da soruyordum. silgisi düşünce paldırküldür sıraların altına atıyordum kendimi. adını bilmediğim bir duygu yaşıyordum onu görünce.

ama dedim ya "her güzel şey elbet biter" diye! sınıfa sonradan gelen fahri piçi bütün tezgahımı bozdu! vurdumduymaz, serseri ve piç hali damla'yı etkilemiş olacak ki; dansa davet oyunlarında artık ben değil o seçiliyordu! happ happ happ yapıp öküz gibi geğiren fahri, damla'yı kahkahalara boğuyordu. ben iyiden iyide silikleşmeye başlamıştım.

orta okul yıllarımda fahri ve damla'nın aşkı belirginleşmeye başlamıştı. o uzaktan gülmeler, yerini dokunmalara hatta sarılmalara bırakmıştı artık. hemen yanımda oturan zeliha gözümün içine bakıyordu ama benim gözüm damla'daydı.

efendiliğimin bir serseri karşısında ilk kaybedişini izliyordum gün gün.

liseye geçince de ben başka okula, fahri başka okula, damla da başka okula gitti. yani koptuk!

- ee? bi daha görmedin mi hiç?
+ yok görmedim.
- face'den falan da mı bakmadın?
+ yok.
- hacı sıkı dur sana bi sürprizim var!
+ neymiş?
- biz daha önce facebook'tan konuşup iki kere toplandık ilkokul arkadaşlarıyla. ikisinde de damla geldi.
+ yapma yaa!
- bu hafta sonu tekrar toplanıyoruz. damla da gelecek.
+ bana niye haber vermediniz?
- faceden aratınca çıkmıyorsun ki abi!
+ doğru ya! aramalarda çıkmıyorum.
- neyse sıvaz seni gördüğüm iyi oldu. hem konuştuk hem de organizasyondan haberdar oldun.
+ aynen kardeşim.
- geliyorsun değil mi?
+ bakalım. uğramaya çalışırım.
- tamam.

nereden nereye! ilkokul arkadaşım ertan'ı yolda tesadüfen görmüştüm. laf lafı açınca muhabbet nerelere gelmişti. hafta sonu önemli bi planım olmamasına rağmen hiç gitmek istemiyordum.

hafta sonu çocuklarla da rakı mangal planımız vardı. bozmamak en iyisiydi.

o hafta sonu mangalın başında etleri çevirirken, çay bardağına doldurduğum rakımdan da ilk yudumu çektiğim sırada ercan "kanka çaldı ama kapandı" diyerek telefonumu getirdi.

tanımadığım bi numaraydı ve geri aradım.

- alo?
+ beni aramışsınız!
- sıvaz sen misin?
+ benim.
- damla ben.
+ ilkokuldan damla?!
- aynen öyle. naber canım nasılsın?
+ iyiyim sen?
- mersi canım. ertan'la görüşmüşsünüz?
+ evet yolda gördüm. kafasından tanıdım herifi. hala koca kafa hahaha
- hahahaha. onunla konuştuk az önce. belki gelir belki gelmez dedi senin için.
+ evet.
- neden?
+ arkadaşlarlayım.
- nerdesiniz ki?
+ polonezköy de.
- ne zaman biter işin?
+ bilmem. belli olmaz.
- biz akşam 9'da buluşuyoruz. o zamana kadar gelirsin dimi?
+ söz vermeyeyim damla.
- gel yaa!
+ erken dönersek uğrarım.
- söz mü?
+ söz değil.
- yaa ama yaa.
+ uğramaya çalışırım tamam.
- bekliyorum muhakkak.
+ haberleşiriz.

telefonu kapatmış, ercan ibnesine küfür ediyordum. kulağını telefona dayamış konuşmamızı dinliyordu!

+ nooldu amcık??
- damla mamla ne iş lan?
+ tee ilkokuldan mk!
- dayadın mı lan hiç kantinde?
+ oğlum ilkokul diyorum lan! ilkokul!!
- noolmuş kanka, ben o zamanlarda dayıyordum!
+ oğlum anana küfretsem annene anne diyorum lan!
- sen var bakiyim şu telefonu anam?

deyip elimden telefonu almıştı ercan. "numarayı kaydedelim bakalım damla nasılmış" dedi.

- off offf offff annanı sikiim behh!
+ noldu lan?
- oğlum bu ne ya? damla bu mu lan?
+ ver bakayım?
- vermem elimde bak?
+ bakayım. hee bu?
- oyy amına koyim bu ne oğlum? gitmicen mi şimdi bunun yanına?
+ bilmiyorum.
- bu bana gel desin var ya! babam yatalak olsa giderim mk?
+ ona şüphem yok zaten!
- git kanka akşam. aklın varsa git! allahın varsa git oğlum?
+ bakarız.
- bakma git! ibnelik yapma işte!

akşam eve döndüğümüzde duşumu almış, saçlarımı makineyle kuruturken derinden bi telefon sesi geliyordu. makineyi kapatıp sesi dinlemeye başladım. salondaki telefona doğru koşarken ses kesildi. telefonu elime aldığımda ekranda "1 cevapsız damla" yazıyordu. telefonu oraya bırakıp tekrar banyoya döndüm. saçlarımı kurutup, üstümü değiştirdikten sonra evden çıktım ve arabaya bindikten sonra damla'yı aradım.

- nerdesin sıvaz arıyorum açmıyosun!
+ işim vardı duymamışım.
- geliyor musun?
+ nerdesiniz?
- taksim istiklal'de neo classic var biliyor musun?
+ galatasaray lisesine gelmeden mi?
- hah evet.
+ tamam bi yarım saate ordayım.

arabayı odakule'ye bırakıp yürümeye başladım. mekana girdiğimde 7-8 kişilik bi masa vardı sağımda. ertan'la göz göze geldiğimizde, ertan karşısında oturan ve sırtı bana dönük kıza gözleriyle işaret yaptı. işte o kız damla'ydı!

ona doğru yürürken, o da ayağa kalktı ve bir an da istemsizce sarıldık birbirimize. masadakiler de şaşırmıştı! daha sonra hepsiyle tek tek sarıldık ama hiç birine damla'ya sarıldığım gibi sarılamadım.

derken sohbet koyulaştı. daha önce de buluştukları için, benden daha biliyorlardı birbirlerini. kimi evlenmiş, kimi ikinci çocuguna hamileydi. tek bekar ben, ertan ve damla'ydı.

yemekler yenip, günün hatırasına fotoğraflar çekildikten sonra vedalaşarak ayrıldık.

eve geldiğimde dolaptan bira alıp terasa çıktım. saat 12'yi geçmişti. gökyüzünde yıldızlar, biram ve ben vardık. ortalık sessizdi fakat bu sessizliği çalan telefonum bozdu.

+ efendim?
- naber?
+ iyi damla senden naber?
- iyiyim. yeni girdim eve. kalabalıkta fazla konuşamadık dimi?
+ evet.
- yarın işin yoksa kahvaltı yapalım mı?
+ olur. nerde?
- baltalimanı'nda oba da.
+ tamam.
- on gibi buluşuruz.
+ olur.

biraz daha konuştuktan sonra telefonları kapatıp uyuduk.

ertesi gün buluşup, kahvaltıları yaptıktan sonra sahilde yürümeye başladık. boş bi bankta soluklanıyorduk.

+ fahri'yi hatırlar mısın?
- hatırlamam mı! fare suratlı!
+ hahaha. takıldınız dimi siz ortaokulda?
- evet bi ara takıldık. hatta liseden sonra nerden bulmuşsa numaramı bulmuş. konuştuk, iki seneye yakın çıktık!
+ baya uzun sürmüş!
- evet.
+ sonra?
- ayrıldık işte.
+ neden?
- aldattı beni!
+ serserinin tekiydi zaten!
- aynen öyle. insan bi yerden sonra sakinlik arıyor sıvaz!
+ keşke hep sakinlik arasa!
- gençlik işte.
+ o gençken, biz de gençtik ama efendiydik. kimseyi aldatmadık, kimseyi kırmadık! hatunlar piç adam seviyor ama en sonunda efendi adam arıyorlar!
- ....
+ neyse...
- ertan'la dedikodunu yaptık biraz.
+ ne diyor?
- bişeyler anlattı bana.
+ ne gibi?
- senin hakkında. ilkokuldan, ortaokula kadar beni sevmişsin!
+ ulan ertan! o da ne gevşekmiş be kardeşim!
- doğru mu peki?
+ çocukluk işte! beğeniyorduk demek!
- şimdi peki?
+ ohoo o köprünün altından çok sular geçti! ne sen eski damlasın, ne ben eski sıvaz!
- sen sinirli misin bana?
+ hayır. ama o dönemlerde çok sinirleniyordum. fahri gibi bi serserinin benden ne farkı vardı diye!
- gençlik işte sıvaz.
+ herşeyi gençliğe bağlama sende! gençken neysen, şimdi de osundur! liseden sonra bile çıktık diyorsun! iki sene hem de! demek ki sevmişsin ki iki sene çıkmışsın!
- yaşandı bitti işte, ne önemi var ki!
+ benim için bi önemi yok!
- benim için de kalmadı!
+ ...

banktan kalkıp arabaya doğru yürümeye başladık. damla'yı evine bırakırken, yukarı gelmem konusunda çok ısrar etti.

ben salonda oturmuş, sehpanın üzerindeki dergileri karıştırırken, o da elinde kahvelerle yanıma oturdu. ilkokuldan kalma bir kaç resim çıkardı. sonra fotoğraf albümlerine bakmaya başladık. albümler bitince hafiften kaykılıp yanıma yanaştı. bacaklarımız birbirine deyiyordu. kahvemden son yudumu çekip, bardağı sehpaya koyduktan sonra kanepeye oturmuş dizlerinin üzerinde yüzünü dönmüş bi şekilde bana bakmaya başladı.

ensedinden tutup kendime çektikten sonra dudaklarına yapışsam, muazzam bi sevişme olacağı aşikardı fakat ben böylesi ilişkilerin adamı değildim.

yerimden kalkıp "bana müsaade" dedim.

- nereye?!
+ kahvemi içtim, fotoğraflara baktım. kaçayım ben!
- bu kadar mı?
+ ne bekliyordun ki damla?! burda seviştikten sonra sevgili olacağımızı mı?!
- sıvaz nooldu sana?
+ bana bişey olduğu yok kızım! ben gençken de böyleydim! değişen sensin!!
- .....
+ piç adamlarla gününü gün edeceksin, sonra insan bi zamandan sonra sakinlik arıyor diyeceksin! kusura bakma ama efendiyiz diye aptal da değiliz!!!
- doğru düzgün bir tane ilişkim oldu! o da fahri'ydi!
+ ikide bir bana fahri deme sikerim şimdi fahriyi ha!
- tamam kızma.
+ herkes yaşlılığında gençliğinin bedelini ödermiş damla! o yüzden gençlik işte diye geçiştirdiğin şeyler senin hayatın! bedelini ödeyemeyeceğin şeyler yapmayacaktın! yapıyorsan da sonuçlarına katlanacaksın! efendi adamlar sizin piçlerden yediğiniz her darbe sonrası sığınacağınız limanlar değil! hadi eyvallah!!

deyip ayrıldım evden. tek kelime edememişti damla.

yaptıklarının bedelini bi şekilde ödeyecekti! benimle olan kısmını bu şekilde ödemişti!

arabaya biner binmez rehberden silmiştim damla'yı. geçmişten gelen küçük bi hesabı kapatmanın hafifliği vardı üstümde.

neyse eyvallah.
7
duygusal bakir erkek duygusal bakir erkek
düğün fotoğraflarına bakılıp 'kıza yazık olmuş' denilecektir. piç adamlarla takılıp evliliklerini efendilerle yapan kimi gördüysem kocası ya kel, ya göbekli, ya yaşlı yada hepsi.
afşin beg afşin beg
kimseler inkar etmesin efendim. efendi ve sakin adamların kendilerini cinsel anlamda tatmin edemeyeceğini, piç elemanın ise cinsel olarak daha aktif olacağını sandıkları için gerçekleştirdikleri tercihtir. işin aslı öyle midir peki? tabi ki de hayır. efendilik ya da piçlik tamamen karakteristik özellikler olup ortamlardan ortama akıp miki kalkmayan kişiler; efendi olup pasif kalanlara oranla fazlasıyla mevcuttur. ulan aptal kızım, o piç çocuğun hareketli olması kendindeki eksiği kapatma içgüdüsüyle oluyor zaten.
ulusmurat ulusmurat
'kendilerini güldürenleri sadece sevip, ağlatanlara ise aşık olmak' minvalinde cereyan eden duygusallıktan uzak, tamamen egoyu tatmin etme yolunda bir eylemin, pişmanlık neticesinde evrildiği yeni bir hal!
üniversite okuyan birçok kişi bu konu hakkında az-biraz fikir sahibidir ve itiraz etmez.
efendiyi değil, piçozu seçer, çünkü duymak istediği her şey ondadır.
piçozu seçer ama efendiyi seçmez, çünkü kendisini kadın yerine koyar o. insan gibi davranır! kasıklarına değil, göz bebeklerine bakar!
acarabi acarabi
hayatın gerçeklerine tam olarak uyanamamış, günlük heyecanları matah bi şey zanneden ama, bir kaç yıl sonra fırıl fırıl efendi adam arayacak yellozların tercihidir. yine de ben dahil kimseyi ilgilendirdiğini zannetmediğim gibi bu konuda " taşakları 2 elma büyüklüğünde " nickli kardeşime sonuna kadar haklısın diyorum......
asrıninsanı asrıninsanı
işte kilit nokta tamda bu! aslında asıl sorun kızların ne istediğini bilmemeleri. biz erkeklerde hayatımız boyunca onları anlıyoruz ayağına yatıp gücümüz yettiğince neslimizin devamı getirmeye çabalıyoruz. bir de söylesen şöylesin böylesin diye, kabullenmeme sorunsalı var. var ki düşman başına. garip canlılarsınız kabul edin ama gelgelelim ki vazgeçilmezsiniz. kadınlar çiçektir. mottosunu layığıyla hakediyorsunuz.
- aşık ama dertli bir garibi dinlediniz. teşekkürler
1 /