ego

1 /
azureel azureel
erkeklerin okşadıkça kabaran en değerli uzvudur egoları. bunu çok iyi bilen dişiler şımartıp, karşısındaki erkeğe istediğini yap(tır)abilir.
philos philos
ankara büyükşehir belediyesinin elektrik-doğalgaz ve belediye otobüslerinden sorumlu kamu kuruluşunun kısaltılmış adı *
goyathlay goyathlay
insanların hepsinde olan, diğer insanlara kendilerini sevdirmek/kabul ettirmek amacıyla gerçek benliklerini saklamak için kullanılan bir nevi maske. kişinin kendine güveni arttıkça bu maskeye olan ihtiyacı azalır. tamamen maskeden kurtulmak ise oldukça zor bir iştir. kişinin her türlü zayıflığı ile yüzleşip mücadele etmesi gereklidir. bu birçok kişinin sandığı gibi zamanla değil, kişinin kendi çabasıyla olur. kitap okumak bu çabada büyük destek sağlar.

maskenin altında güvenilemeyen birşeyler olduğunda en kolay yol onu gündemden uzaklaştırıp unutmaya çalışmak, başkalarına da çaktırmamaktır. bunu da ego yani maske yapar. böylece anı, dakikayı, buluşmayı, toplantıyı, günü kurtarmayı sağlar. sıradan insan evladı da bu hizmetlerine o kadar sevinir ki, sarıldıkça sarılır ego'suna. bi yandan da hayalleriyle besleyip büyütür ego'yu.

ego'nun güçlü olması ile kişiliğin güçlü olması arasındaki fark şu şekilde açıklanabilir:

i)ego saldırıya uğradığında sarsılır ve yeterince uğraşılırsa kolayca parçalanabilir. kişi dımdızlak orta kalır, balon söner. tabi bu durum kişinin hiç hoşuna gitmeyeceği için kişiden, ego'suna verdiğiniz zararla orantılı olarak, her türlü çirkefliği bekleyebilirsiniz.

ii)güçlü kişilik saldırıya uğradığında paniklemez, çünkü korkmasına gerek yoktur. o sağlamdır ve saldırının ardından yapacağı birkaç mimik, sarf edeceği birkaç sözcük bu sağlamlığı ispatlamaya ve saldırıyı bertaraf etmeye yeter. bunları planlamasına bile gerek yoktur, sadece kendisi gibi davranacaktır.

(bkz: özgüven)
viola viola
"yazılarını yazmak üzere okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı sahilde dans eder gibi hareketler yapan birini görür. biraz yaklaştığında, bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. yazar, genç adama yaklaşarak sorar:

- neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?

genç adam yanıtlar:

- birazdan güneş yükselip, sular çekilecek. onlari suya atmazsam ölecekler.

yazar devam eder:

- kilometrelerce sahil ve binlerce denizyıldızı var. ne fark eder ki?

genç adam yazarı dinledikten sonra yerden bir denizyıldızı daha alır ve okyanusa firlattiktan sonra yanıtlar:
- onun için fark etti "

sadece paylaşmak, sadece yapmak, sadece istemek, sadece söylemek var mı yoksa ego denen şey her seferinde kendine pay ayırır mı?

not: ben bunu tanım yapamıyorum.
viola viola
insan sevildiği, ilgi gösterildiği için mi sever yoksa karşısındaki sevgi gibi yüce bir duyguyu barındırabildiği için mi?
insan karşısındakini mutlu ettiğinde onun sevincinden mi haz duyar yoksa bu mutluluk kendi başarısı olduğundan mı?
insan ibadeti cennete gitmek için mi -ya da diğerleri için- yapar yoksa allah’a layık bir kul olabilmek için mi hiçbir karşılık beklemeden?
insan ihtiyaç duyulduğu için mi yardım eder yoksa ne kadar iyi bir insanım tribine girmek için mi?
insan öğretmek için mi bilgi verir yoksa bilgisini gözler önüne sermek için mi?
insan güzeli mi sever yoksa güzelin insanların gözünde kendisini bir basamak yukarı çıkarmasını mı?
insanlar konuşmayı daha da güzeli dinlemeyi mi sever yoksa insanlarla arasındaki kontağı mı?
insan yaptığı resmi mi sever yoksa çerçevesini mi?

ego işte bu saydığım ikilerin arasındaki farktır. ne kadar iyi kalplisiniz di mi bi insanın mutluluğundan mutluluk duyuyorunuz. ne güzel ne kadar hümanist bir insansınız insanları seviyorsunuz. aslında siz insanların sizi sevmesini sevdiniz. türk genci tanışmak ister evet daha doğrusu herkes tanışmak ister çünkü insanlar diğer. insanlarla olan kontağa sahip olmayı sever. çevresinde insanlar olsun ister. ilgi gösterilmesini ister. bunca senedir hep birileri bir yerlerde bilgi veriyor. aslında sadece bilgisini gözler önüne seriyor o kadar. çünkü ego hep bunları ister. bu kadar masum gözüken şeylerde bile ego daima karışmıştır -mutluluktan, sevgiden bahsettim daha ne diyeyim?- ki üç kuruşluk davranışlarda haydi haydi ego vardır.

ego bizim bir parçamızdır, o ölürse biz de ölürüz. içimizdeki eğitilmesi gereken bir hayvan gibidir. ilk başlarda havlar, huysuzlaşır ama aç bırakırsanız yola gelir. olur olmaz yerlerde doyurursanız arsızlaşır. kontrolü kaybedersiniz ve artık sahip odur sizse boynunda tasması olansınızdır ve insan bunun farkında bile olmaz çünkü ego zaten ben demek, arada çok ince bir ayrım vardır.
ego elbette kendine pay ayıracak. ama asla ve asla gidilecek asıl durak olmamalı. geçerken uğranacak bir durak gibi olmalı. insanlar bu yüzden bir şey öğrenemedi. çünkü karşısındakinin amacı öğretmek değildi. aslında güzele çok az değer verildi. bu yüzden popülizmin sahip oldukları tat vermedi. bu yüzden insanlar aç çünkü amaç insanların ihtiyacını karşılamak değil, kendiydi.(sınırlı imkanları göz ardı diyor değilim. çoğunlukla bir şeyin tek bir nedeni olmaz.) entel ayakları, sevgi pıtırcakları, iletişim kelebekleri böylelikle doğdu. bu yüzden yapmacık, samimi değil gibi cümleler kuruldu. çünkü insanların amacı ego tatminiydi.
ego tıpkı bir hayvanın her şeyi yemeyeceği gibi seçici olmalı. önüne her gelene atlamamalı. yemeğini, aç kurtlar gibi değil de sindire sindire yemeli. bir de sanırım en makbul olanı egonun oruç tutarak tatmin olmasıdır.
1 /