egon schiele

1 /
arturobandini
egon schiele ile röportaj

“egon schiele, desen çalışmalarıyla ünlü avusturyalı ekspresyonist ressam, 1890 yılında viyana’da doğmuş ve birçok eleştirmene göre kendi özgün stilini tam olarak geliştiremeden, 1918 yılında, henüz 28 yaşında ölmüştür.”

hocamız bize bir görev verdi. görevimiz bir ressam belirleyip onunla röportaj yapmaktı. benim de egon schiele’yi bulmam gerekiyordu. sonuçta ona ulaştım. ölmem gerekse bile…




-sanat hayatınıza nasıl başladınız. engellerle karşılaştınız mı hiç?


-tabi karşılaştım. ben bir kasaba çocuğuyum. tulin kasabasında yaşıyorduk ve kasabamızda ilkokul yoktu. bu nedenle dayımın ve teyzemin yanında, önce krems, sonra klosterneuburg kentlerinde okudum. daha 15 yaşındayken babam hayatını kaybetti. ekonomik sorunlarımızdan dolayı dayımın yanına, viyana’ya bankerlik öğrenmek için gittim. tabiî ki benim gözümde bankerlik falan yoktu. yıllardır annemin desteğiyle resim yapıyordum. viyana’da bir sürü fırsatım olacaktı. ve dayım ne kadar itiraz etse de vienna güzel sanatlar ve zanaat okuluna başvurdum. buradan reddedildim ve güzel sanatlar akademisine refere edildim. sınavı başarıyla geçtim. böylece akademik hayatım başlamış oldu.


-ben biliyorum ama yinede sormak istiyorum. sizin en çok etkilendiğiniz kişi kimdir?



-gustav klimt.


-resimlerinizde anne önemli bir yer tutuyor bunun temel sebebi nedir. özel bir yanı var mı acaba?


-bu tamamen bazı şeylerin yanlış olduğuna inanmamdan geliyor. annemin bana ondan bekleyeceğimi sandığım gibi, gerçekten istediğim gibi davranmayışına bir türlü anlam veremiyordum. keşke başka biri olsaydı diyordum. ama bana bunları yapanda annem diye düşünüyordum. üzücü bir durum benim ki ve bu doğaya aykırı. sanırsınız ki bir anne, daha başkalarının gözünde var olmadan önce kendi içinde oluşan, gelişen, yaşayan, soluk alan, yiyip içen ve sonra da ondan ayrılıp kendi başına yaşayan apayrı bir varlık olan çocuğuna hala ‘kendisinin bir parçasıymış’ gibi davranır böyle duyumsar. ruhen hiç benzemesek de pek çok yönden benzerlikler taşıdığım, etinden kanından oluştuğum annem, ne yazık ki böyle değildi. bana genellikle bir yabancıymışım gibi davranıyordu. ve buda beni çok incitiyordu.


-çağdaş sanat hakkında neler düşünüyorsunuz. bizimle paylaşır mısınız?


-şunu söyleyebilirim. çağdaş sanat diye bir şey yok, biliyorum. yalnızca sonsuza dek yaşayan sanat var. ben buna inanıyorum.


-sayısız otoprtreleriniz var. yakalamak istediğiniz şey nedir?


-bir şeyin peşinde değilim. sadece aynaya bakmayı severim. vakti boş geçirmemek içinde portrelerimi yapıyorum.


-peki, genç sanatçılara bir tavsiyeniz olacak mı?


-sen bu kadar soru sordun, bende sana bir soru sorayım bunların kime faydası olacak? sen artık ölüsün bunları kime duyuracaksın?


…!
ahmak ı hayal
o bedenlerin içinde saklanan bir karanlık var. hemen derinin altında. gölgesi gözlere vuran kırmızı bir karanlık. kösnül acının vahameti. dar sokakların günah saklayan, birbirini yutmaya çalışan ağızlar gibi birbirine kapanmış evleri. loş ışıklar altında, derinin hemen altında, dışarı çıkmak isteyen bir insan. yamulmuş kaburgaların, eğrilmiş ellerin, kırılmış ayakların anlatmaya çalıştığı, bin yıldır gölgelere gizlenen, güne vurmak istedikçe ötelenen bir yalnızlık. hemen derinin altında. som özgürlüğe ulaşamayan ego(n) un çizgilerle yakarışı.
mabel
"erotik sanat çalışması da kutsaldır." sözüyle bilinmektedir.


çalışmaları viyana'da; belvedere sarayı ve leopold müzesi içinde görülebilir.
pantois
ispanyol gribine yenik düşmüş pedofili, ensest ressam. çalışmaları çoğunlukla tebeşir, toz pastel ve suluboyadır. tablolarında deformasyonu abartıp seviştiği kadının gözlerini çizmeyecek kadar da saykodur.
kurgusal insan
genç yaşta ölmesine rağmen ekspresyonizmin temel taşlarındandır schiele. çoğu eleştirmen özgün stilini geliştiremeden öldüğü söyler fakat ben buna katılmam. çizdiği figürlerde değindiği hastalıklı ve hüzünlü tipler hiçbir zaman şaşmamış, gördüğünü zihnindeki elekten geçirmeyi ve bu sırada ona kendi duygularından bir şeyler katabilmeyi çok iyi başarmıştır.
nautilus
ressamların james dean' i olarak tanılanıyor. genç yaşta ve çok parlak bir gelecek vaat ederken ölmesi bu tanıma yol açmıştır.

teşekkürler inanna.
markuez
anatomiyi abartması, eller ve kolların normalden fazla uzun ama tadında abartması gerçek anlamda deforme etmek işte budur dedirten sanat eserleri veren bir ressam. ustalıkla deformeye uğratılmış figürlerle dikkat çeker.
kiya
1890 yılında avusturya'da doğan egon schiele 15 yaşında babasını kaybettikten sonra uzun süre depresyona giriyor. işte bu dönemde, seks, günah, af, korku, yaşlılık ve ölümü sorgulamaya başlıyor. schiele 1913 yılında yazıyordu: ''bilmiyorum, benim babamı bu kadar üzüntüyle hatırlayan başka biri var mı? neden ben onun gittiği yerleri sık sık ziyaret edip acı çekiyorum. neden ben sürekli olarak mezarlıklara gidiyorum? ve neden bu benim içimde yaşamaya devam ediyor?''

yaratıcılığında çıplak modellere büyük yer ayıran schiele, eserlerinde tarif ettiği modelleri onlarla cinsel ilişkiye girmeden hissedemediğini söylüyor. bu açıklamasıyla öğretmenlerini oldukça sinirlendiren schiele, okuduğu ressamlık akademisinden büyük bir gürültüyle ayrılıyor ve göçtüğü tüm şehirlerden kovuluyor. küçük yaştaki kadınları yoldan çıkarma ve pornografinin yayılması ile suçlanarak tutuklanıyor ve 125 eseri yakılıyor.

1915 yılında adı birçok kadınla anılan schiele, evlenmeye karar veriyor ancak düğünden birkaç gün sonra birinci dünya savaşına gönderiliyor. 1918 yılında 28 yaşında ölen schiele'nin altı aylık hamile olan eşi de ölümcül bir virüs yüzünden ölüyor.
the last seductive
gözümde jean paul sartre'ın le nausee'sinin, can yayınları'nın yaptığı basımındaki kapak otoportresiyle özdeşleşen sanatçı.

figürün kendinden razı olmayan duruşuyla, romanın ana kahramanı, antoine roquentin'in depersonalizasyonunu da aynı zamanda çok iyi yansıtıyor olmasından olsa gerek, kapak resmi olarak seçmişler.

egon schiele - 583059 o bedenlerin içinde saklanan bir karanlık var. hemen derinin altında. gölgesi gözlere vuran kırmızı bir karanlık. kösnül acının vahameti. dar sokak... visplash
1 /