ekofeminizm

angesen angesen
60’lı yıllarda modern feminizm ve çevrecilik akımları sadece bir tesadüf olarak aynı zamanlarda ortaya çıktı. çok geçmeden iki tarafta aynı zihniyete (doğanında, kadınlarında yüzyıllarca hor görülüp, eziyet edilip, şiddete maruz kalmaları) karşı savaştıklarını farkederek bir nevi evlilik yaptılar. ancak boşanmaları da çok hızlı oldu. önce feministler kendi aralarında ikiye ayrıldılar. feministlerin bir bölümü, erkekler ile kadınlar arasında fiziksel ayrılıklar dışında hiç bir fark olmadığını, davranış farklılıklarının ana nedenlerinin aile ve çevreden alınan kültürel faktörler olduğunu savunurken diğer grup kültürel faktörlerin önemini inkar edip, kadın ve erkeğin doğuştan gelen farklı özelliklere sahip olduğunu ve bu niteliklerin de değişik davranış biçimlerine neden olduğunu savunmuşlardır. örneğin bir kız çocuğunu önüne oyuncak bir bebek ve oyuncak bir tabanca konduğunda, kız çocuğunun oyuncak bebeği seçmesi, birinci gruptakiler için tamamen aileden aldığı kültür ve eğitim ile ilgili iken ikinci grup, kadınların doğuştan bebek yetiştirmek için programlanmaları olarak açıklıyorlardı durumu. feministler arasındaki bu görüş farklılığı ekofeministleri de etkilemiş ve onlarda ikiye bölünmüştür. davranışların sadece kültürel ve sosyal faktörlerin sonucu olduğunu söyleyen gruba katılan ekofeministler, doğanın kurtulmasının erkeklerin baskın olduğu düzenin yıkılmasıyla gerçekleşebileceğini söylerken, ikinci gruba katılan ekofeministler, erkeklerle kadınlar arasındaki farklılıkların erkeklerin kadınlardan daha üstün oldukları anlamına gelmediğini ancak kadınların çocuk doğurmaya, emzirmeye ve büyütmeye programlandıkları için daha şefkatli, yardımsever ve barış yanlısı olduklarını, bu yüzden de doğayla çok daha uyumlu yaşadıklarını iddia eder. günümüzde daha yaygın, etkili ve takipçisi çok olan taraf ikinci gruptakiler. erkek egemenliğinden kurtulmak bu gruptakilerin amaçlarından sadece bir tanesi, odaklandıkları tek nokta bu değil ve çevre sorunları ile ilgili olarakta yetkinin, merkezi otoriteden alınıp yerel yönetimlere yayılmasını savunuyorlar. şiddete kesinlikle karşılar ve pasif direnişi tercih ediyorlar.
teamo teamo
ilk defa abd'de geliştirildi, temel olarak iki yalın ilkeye dayanan akımdır. birincisi kadın ve doğa birbirine yakındır. ikincisi ise ataerkil sistemin kadın ve doğanın sorunlarından sorumludur.
bak hakkıcım bak hakkıcım
kendi içlerinde tutarlıdırlar, "kadın da doğa da tarih boyunca ataerkil düzen tarafından katledilmiştir" derler; ancak buradan "kadınların yöneteceği bir dünya" olgusuna sürüklenirler. oysa doğayı katleden ataerkil düzen değil mülkiyet kavramıdır; başta toprak mülkiyeti, ardından özel mülkiyet doğayı katletmiştir. bunlar dolaylı olarak ataerkil düzeni doğurur. asıl doğayı katleden şeyin ne olduğunu göremedikleri için gerçek hayatla tutarsız olurlar.
fromcyprus fromcyprus
kadınların yöneteceği bir dünya olgusundan ziyade, kadın ve erkeğin doğa için omuz omuza savaşmasını savunurlar. erkeğin özel alana, kadının kamusal alana katkı yapması gerektiğine inanırlar.

hem kadının hem de erkeğin doğa için gerekli mücadeleyi emeği çabayı göstermesi gerektiğini düşünürler.
ürkek ürkek
doğanın ve kadının ezilmişliğini aynı anda sorgulamaya çalışan bir düşünce akımı. kadının doğaya erkeklerden daha yakın olduğu varsayımından yola çıkar ve çevreye dair geliştirilecek politikalarda kadının öncü bir rol üstlenmesi gerektiğini savunur.

''ezilen, tahrip edilen doğa ile köleleştirilen kadının egemenlik altına alınması, özgürleşmenin de birbirine bağlı olduğunu gösteriyor. erkek egemen sisteminin kendini üstün görmesi, doğaya hükmetmeye çalışması ve kural koyarken kendini hem kadından hem doğadan üstün görmesi kadını egemenlik altına alan sistemi geliştirmiş. kadın cinayetlerinde ve kadına yönelik tacizlerde, tahrik indirimi adı altında erkekliğine göz yumarak kadının cinayetlerinin artışının yaşanmasının sebeplerinden biridir eril sistem. ekofeministler bedenin tahrip edilmesinin azalmasını ve eşitlik kavramını uygulanması için birlik olmuştur.''

ekofeministlerin gerçekleşmesini istedikleri kavramlar güzide ülkemizde oldukça ütopik kalıyor.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
vandana shiva'nın kaleme aldığı günümüz dünyasının bu halde olmasının nedenlerini tek tek anlattığı muazzam kitabı.

düşünce ve bilimin geçmişi feminist bir yaklaşımla değerlendirildiğinde fikirlerin, bilimin, geleneklerin tamamının birer cinsiyet ideolojilerinden ibaret olduklarını görmek mümkün olacaktır. cinsiyet ayrımcılığı, ataerkil düşüncenin vazgeçilmez bir unsuru olarak kadını ''özel alan'' ilan ederek ikincileştirip, eş olmak (denk olmak), eşit olmak felsefesinden uzaklaştırmaktadır.

antik yunan felsefesinden bu yana tarih içerisinden sürekli makineleşerek bir sonraki nesil ile devam etmiştir insanlık. bu dönüşüm şekli gelişim şeklini, gelişim şekli ise dönüşümün harekete geçmesine neden olan düşünce şekline yeniden tesir etmiş ve bu döngü içerisinde insan kendisini soyutlamaya kadar götürmüştür durumu.

düşünce-eylem arasındaki bir sığlık ve çarpıklık ekolojistler ve feministler tarafından oldukça derin bir incelemeye tabi tutularak doğa sorunları şemsiyesi altında insanlar arası tahakküm ele alınırken insanlar dışı tahakkümler de değerlendirilmiştir. bu yüzden ekolojik-feminist felsefe ve anaerkil düşünce insanlığın önündeki tek çıkış yoludur. insan kendini kurtardığı gibi doğayı ve diğer canlıları da kurtaracaktır bu sayede. bu benim gözümde bir tür nuh'un gemisi vasfı taşıyor.

erkek egemen söylemde doğa-kadın özdeşliği kurulmuştur. bu olumsuz bir anlamdadır. kadın özellikle toprağa benzetilerek, yerleşik hayat ile birlikte erkek toprağa ''sahip olma'' ayrıcalığına kavuşmuş olacaktır. günümüz şehirlerinde ise yansıması özel alan, kamusal alan olarak karşımıza çıkmakta ve kadın, kamusal alandan özel alana (erkeğe ait özel alana) çekilmektedir.

ekolojik açıdan baktığımızda ise insan kendisini yaratılmışların en üstünü olarak nitelediğinden dünyanın,doğanın efendisi rolüyle kendisini konumlandırır. insanlar arasında erkek egemenliği, insan-doğa arasında insan egemenliği, erkeğe kayıtsız şartsız bir iktidar sunmaktadır ki sorunlar da işte burada başlamaktadır. doğanın bir araçtan başka bir değerinin olmadığı, yüksek kazanç ve tüketim için tek kullanımlık birer meta haline dönüşmesi bu mantığın birer sonucudur. bu noktada egemen zihniyet düşüncenin ve bilimin amacını da dönüştürmekte ve bilim nihayetinde bir doğa düşmanı faaliyetlerin merkez üssü haline gelmektedir.

feminist felsefe 19. y.y.'dan başlayarak bahsettiğim yaklaşım ile savaş halindedir. özellikle, 2. dalga feminizm hareketinin gezegenin içinde bulunduğu çevresel kriz sebebiyle doğa sorunsalına ilgisi daha da yoğunlaşır. bu da 20. y.y.'ın feminist hareketini özü itibariyle şekillendirmiştir.

kitap da bu noktada ekofeminizm'in gelişimini, ortaya çıkış nedenlerini, tarihsel haklılığını detaylı bir şekilde anlatmaktadır bizlere. okunmasını şiddetle öneriyorum.