el laberinto del fauno

1 /
togisama togisama
2006 yapımı guillermo del toro filmi.

film yüzeyde peri masallarıyla çokca ilgilenen küçük bir kızın annesiyle birlikte yeni babasının yanında yaşamaya başlamasıyla kendisini bir peri masalının içinde bulmasını konu alıyor.
öte yandan filmde asıl ele alınan konu ispanyol iç savaşının ardından başa geçen franco'nun emrindeki güçlerin, kendi deyimleriyle, "kırmızı"ların kökünü kurutma çabası.

şimdi efendim bu iki birbirinden bağımsız hikaye nasıl oluyor da bir filme konu oluyor derseniz işte o noktada hikayeyi yazanın ve yönetmenin ellerinden öpme gereğini hissediyorsunuz.
netekim film içerisinde küçük kızın belki gerçek belki hayal dünyasında yaşadığı peri masalı ve bu masalın filmin tamamında işlenen, faşist görüşün karanlık yanlarını sembolize eden anlatımı o kadar güzel bir araya getirilmiş ki, çok fena getirilmiş.

öte yandan her ne kadar fragmanında peri masalı havalarına sokulmuş olsa da belli bir yaşın altındaki veletlere izletmemekte fayda var filmi. 14 yaşında eşşek kadar herif olmama rağmen ben bile çoğu sahnede oldukça irkildim. şöyle diyebilirim ki standardın ötesine bile çıkar diyebileceğim bir korku-gerilim filmi olan saw'dan kat kat daha çok kesme yarma döner bıçağıyla dalma sahnesi var.

her ne kadar kahvehane ağzıyla aktarılmış olsa da gerek konusu ve konunun işlenişi gerek sanatsal açıdan mutlaka izlenmesi gereken bir film. çok güzel valla. cannes film festivalinde 20 dakika kadar ayakta alkışlandığını duyuduktan sonra yalnız olmadığımı da öğrendim.

aralık 2006'da gösterime girecekmiş. bizim memlekete ne zaman gelir bilemem.
o vakte kadar. buyrun burdan yakın:
(bkz:http://www.apple.com/trailers/picturehouse/panslabyrinth/trailer/
venom venom
bir-iki derin mesaj vermeye çalışan film.
misal, kızın masum kanı yerine kendi kanını akıtmak istemesi; hikaye kahramanı prenses'in -aynı zamanda ofelia- adaletiyle hüküm sürüp çok sevilmesi, arkasında bıraktığı izlerin ise sadece bakmasına bilene görünmesi.

lâkin ben bir bok anlamadım. değmez 2 saate.

ayrıca kardeşim, ne zorunuz var da 12 yaşındaki kızcağıza masumiyet, insaniyet sınavı çekiyorsunuz. adamlar orda çatır çatır birbirlerini avlıyorlar.
no more no more
başrolünde gerçek bir prensesin rol aldığı bir yetişkin filmi. yabancı dilde en iyi film, makyaj, görsel yönetmenlik, sanat yönetmenliği, orijinal senaryo ve orijinal müzik dallarında 6* oscar adayı olup, görüntü yönetimi, sanat yönetimi ve makyaj'da ödülleri kucaklayıp götürmüştür.*

efendim ben filmi oturdum gözümü kırpmadan izledim, hiç değilse 5 yerde durdurdum, derin bir nefes aldım, izlemeye devam ettim; bazı yerlerde hiçbir iyi tarafını sergilemesine izin verilmemiş karakterlere sövdüm, küçük kızımıza içim yandı. teknik açıdan kusur bulamadım, o kadar oscar'ı kara kaşa kara göze vermiyorlar; oyunculuklarda falso yakalayamadım, bu da çok doğal; lakin anlattığı peri masalları gibi siyah beyaz insanlarla dolu bir diyarda filmi gerçek de bulamadım.

ispanyol iç savaşı hakkında engin bilgilerim var demem abes olur, ama bu insanlar bu kadar mı acımasızdı, franco'nun askerlerinin topu mu allahsızdı yani demek istedim, ama sesimi ispanya'lara duyurmam zor buradan. evet halkın direnişi onurluydu, ama askerlerin bir avuç sadistten ibaret gösterilmesi, ne derece doğruydu tartışılır. ofelia'nın babası "kapitano" sinemada gördüğüm onca sakat karakter arasında rakibi az bulunur obsesiflik düzeyinde, hayatını babasının ardılı olmaya vermiş bir caniydi, tabi ki böyle bir adamla evlenip onun oğlunun anası olma ayrıcalığını kazanacak kadar düşen anne en acıklı ve acılı karakterlerdendi izlediğim. senaristlere selamlarımı yolluyorum, böyle bir ortamda yaşamaya çalışan bir kız yaratmak ve onun peri masallarına gömülüşü ve belki de tek kurtuluşunu anlatmak aşmış bir hayal gücü gerektirirdi, orijinal bir dram yaratmışlar, ama filme bir tarihi film gözüyle de bakmamak gerek, sanat sanat içindir, sanıyorum.
jonpromie jonpromie
tam hesabını yapamadım ama kendi grubunda son zamanlarda izlediğim yeni çekilmiş filmlerden en iyisi, en güzeli. anlatılan masalın ilginçliğiyle hayal gücünü zorlayarak acaba nasıl nasıl diye düşünürken özellikle sonuyla gülümseten ve hüzünlendiren bir film, gözlerden bir kaç damla yaş akıtır, iz bırakır derinlerde.
garion garion
masal tadında bir senaryo ile quentin tarantino şiddeti bir filmde iç içe geçerse ne olur? herhalde pek çok kişi bu soruya dehşet içinde bakakalarak cevap verir. lakin bu film, bu kadar ilginç bir sentezin altından alnının akıyla kalkarak gerçekten büyük bir şaşkınlık yaratmıştır bendenizde. son derece başarılı kurgusu, faşizme eleştirinin sloganlar yahut bayraklar olmadan da yapılabileceğini göstermesi, hemen hemen hiçbiri star olmayan oyuncularının gösterdiği kalburüstü performanslar ve filmin dokusuna cuk oturan müzikleri ile guillermo del toro'nun ustalık tezi olmuştur. izleyiniz, izlettiriniz, başroldeki genç bayana da pür dikkat kesiliniz, zira ilerleyen yıllarda parlaması kuvvetle muhtemeldir.
rita rita
3 dalda oskar alan filmin makyajları ve müziği de çok başarılı, anlatımı ve kurgusu ile şaşırtıcı. film boyunca acaba masallar gerçek olabilir mi diye düşündürtüyor, bir an masal mı gerçek mi diye düşünürken diğer yandan yaşadığımız hayatın gerçeklerini bir tokat gibi yüzümüze vuruyor. küçükken dünyamız sadece bize aittir, hayat bizim oyun alanımızdır, ofeliayı başlarda bir masal kahramanı sansak da, aslında en acı olan gerçekle yüzleşmekten kaçıyoruz, gerçek, kötülerin ve savaşın hüküm sürdüğü ve bireyin yapayalnız kaldığı o soğuk dünyada, bir çocuğun bunlardan kaçıp kendi dünyasını kurmasıdır, belki kendini feda etti ve kanını verip ülkesine geri döndü ya da sadece kendi dünyası uğruna bir kurşunla ölüverdi ve cennete, sonsuz huzura kavuştu. ne olursa olsun panın fısıltılarının izlerini doğada aramak, bazen doğanın gizemine kapılmak, perilere ve masal varlıklarına inanma isteği uyandırıyor. pan buy the pan's labyrinth (bd) blu-ray today. order top warner bros. blu-ray movies from wbshop.com. wbshop sitesinden ulaşılabilir.
i screama you screama we all scream for ice creama i screama you screama we all scream for ice creama
filmin bir sahnesinde ninninin müziğe karışmasıyla insan kendini tüm ruhuyla kurduğu, kaçmak için sığındığı masal dünyasında buluyor. sözsüz bir ninni. kanımca filmin ispanyolca olması da altyazılı izleyenler için ayrı bir keyif. zaten her sokağını bildiğimiz, boğazımıza kadar evrensel dile battığımız şehirlerde nadir duyduğumuz harfsiz, hecesiz bir dille masal dünyamızı kurmaya iten bir film.
doz aşımında hayal gücüne aşık bünyeleri yapayalnız bir masal alemine itebilir, dikkat.
anglezit anglezit
filmi ilgi çekiçi kılan kamera açılarının iyi kullanılmasının, görüntünün ve görsel efektlerin güzel olmasının yanısıra özellikle iç savaş sonrası i̇syanpa'da nazi türü faşist askerlerin kızılları ve kendilerine karşı koyan herkese karşı nasıl bir tutum sergilediklerini izleyebiliyoruz.

bunun haricinde ofelia nın hayal gücünde yarattığı görüntüler üzerinde fazla durulmadığı gibi yeraltı dünyasına ilişkin yeterli bilgiler verilmemiş. hepimizi mutlu edecek bir sonla bitirilmiş film.

izlemeniz tavsiye edilir.
chikusho chikusho
annesinin hastalığı, zorba bir üvey babaya sahip olması ve 1936 39 ispanya iç savaşı sonrası yaşanan çatışmaların tam ortasında kalmasına karşın ofelia, bunlar karşısında umutsuzluğa düşmeyip, kendi yarattığı bir hayal dünyasında yaşar. yaşadığı masal, büyüklerin dünyasından bir kaçıştır bu küçük kız için. ofelia'nın yarattığı bu fantastik dünya gerçektir belki de, ama filmde net olarak belli olmaz, ufak izler vardır sadece. filmin sonu, vermek istediği mesaj, tamamen sizin bardağı boş veya dolu olarak görmenize bağlı olarak değişir. gidin, görün, izleyin bence.
ven ven
cevahir'in 1 güne sadece 3 seans koyarak (10, 11 ve 22 civarları) bizi dumur ettiği filmdir. heyecanla beklediğimiz o kadar günden sonra "ne o yoksa boktan bir film miymiş?" gibi düşüncelere girmemizi sağlamıştır bu durum. amma velakin sözlük erbabının beğenmiş olduğunu görmek beni tekrar mutlu etmiş, yurdumun mantığını hatırlamama neden olmuştur.

(bkz: iyi ki varsın itüsözlük)
(bkz: bunu söyleceğimi hiç tahmin etmezdim ya)
1 /