emirgan

delipedro delipedro
işte benim ilk ve orta okulu okuduğum semtim.
eskiden bir koruluğa sahipti. şimdi bu koruluk ibb eliyle park haline getirildi. özellikle nisan başlarında bütün istanbul ve civar yerleşimler topluca bu parka göç ediyor. lalelerin arasına dalıp bir taraftan o laleleri ezerken diğer taraftan objektife, özür, cep telefonlarının kamerasına sıtıran bıyıklılar mı ararsın, koca koca götleriyle çocukların salıncaklarında kendi çocuklarının bile ağlamasını umursamadan sallanan teyzeler mi ararsın, ilk yarım saatte on santimetre gidemeyeceğini bile bile, göre göre kornasına asılan sürücüler mi ararsın hepsi buralara üşüşüyorlar.
doğal çimenlerimizi ilaçlı çim halılarla değiştirdiler. yeri göğü pinkik masalarıyla doldurdular. bugünlerde asfalt arasında kalan yeşilliklerin içerisine parke yollar döşeyerek konaklanacak platform sayısını da artırıyorlar. yeşillikleri önce ikiye daha sonra her birini tekrar ikiye bölüyorlar yani.
kolu dirseğine kadar bilezikli ablalar kalabalıktan şikayet ediyorlar. abla o kalabalığın bileşenlerinden birisi de sensin bunu neden anlamıyorsun?
gelmeyin demiyorum tabii ki gelin ama herkes gibi gelmeyin, herkesin geldiği zaman gelmeyin. siz emirgan'ın güzelliğini görün emirgan da sizin güzelliğinizi görsün.
sahiline eskiden arabalar çekilir araç içine servisler yapılırdı. şimdi bu kısımlar sütiş için denize kazık çakma yöntemiyle sütişe otopark ve ispark haline getirildi.
ayrıca vale terörü yaşanıyor. aracınızı valesiz park edemezsiniz. bir çok valenin müşterilere ait olan son derece lüks arabalarla daracık yollarda driftler yaptığına, el frenini çekerek park yaptığına, birbirleriye kapıştıklarına da defalarca şahit olduk. arabasını seven valeye vermesin.
küçük bir parkı daha var. çocukluğumun üzerinde geçtiği manolya ağacımı da kesmişler. ibneler. o ağacı neden kestiniz?
tokmak burnu'nda, hacı ömer'de, karagöz'de, mehtap'da denize girerdik. buraları kazıklı yol yaptılar. bırak denize girmeyi, denize düşen boku yedi demektir. deniz tarafında bir korkuluk yok. buralardan denize yanlışlıkla bile düşen birisi için tutunabilecek hiç bir şey yok. üstüne üstlük o betonlar içbükey olarak dizayn edildiler. düşersen geber der gibi.
en çok da 40a numaralı otobüsümüz vardı. onu özledim. emirgan - taksim. körüklü olurdu bu otobüs. ben 07:10 olanını kullanırdım. her koltukta kim otururdu bilinirdi. salih amca ön kapının yanındaki tekli koltukta, güzel bir kız vardı, o, ikinci inme kapısının hizasında otururdu. kimse bu şekilde sahiplenilmiş koltuklara oturmazdı bile. hatta o gün olmayan birisi varsa kolayca anlaşılırdı da.
şimdi bana kaybolan emirgan'ımı verseler diyesim var.
bu başlıktaki 11 giriyi daha gör