emirgan

delipedro delipedro
camiinin giriş kapısının hemen yanında mermerden yapılmış bir platform ve bu platformun her iki başında da bir sokak köpeği büyüklüğünde aslan heykelleri vardı. çay bahçelerine bakan taraftaydı. arnavut kaldırımlı zeminlere konulmuş masalarda çaylarımızı yudumlarken o aslanlara bakar ulan derdim, adama bak (heykeltıraş) bir çekiç ve bir çiviyle ve sabırla bir heykel yapmış üstelik aynısından iki tane yapmış, bu nasıl bir sabrın ürünüdür diye düşünürdüm. geçtiğimiz yıllarda restorasyon ayağına kaldırdılar o aslanları. şimdilerde kim bilir kimin bahçesini süslüyordur.

yoldan sahil yönüne geçip sağ tarafa yüz metre ilerleyince büyük iskelenin yanında ve kayıklar için yapılmış olan karagöz iskelesi, sol tarafa yüz metre ilerleyince hacı ömer dediğimiz ve ismini arkasında bulunan sabancıların yalısından alan denize giriş çıkış merdivenleri bulunurdu. üç tane peş peşe. kırık yer, ikinci merdiven ve hacı ömer. hacı ömerde yüzmek, denize girmek bizler için özel olurdu. orası hem daha derin hem de denizden karaya çıkması çok daha eğlenceli olan merdivendi. o merdivenin müdavimleri daha çok sohbet ehli yetişkinler ve izmarit balığı tutan büyüklerimizdi. o zamanlar kamış mamış yok. misinalar yerlere açılır, rüzgarın etkisiyle misinalar çıtır olmasın diye üzerine deniz suyu dökülürdü. orada bulunmak, onların arasında olmak, onların yanında yüzmek, onlardan birisiymişim hazzı verirdi.

izmarit balığı tutan birisi delikanlı şuradan iki midye çıkar bakalım desin diye etraflarında dolaşırdık. o midyelerin limon kasası parçalarının üzerine konup güneşte on onbeş dakika kurutulup iğneye takılmaya hazır hale gelmesini beklemek bile keyif vericiydi. uzun köstek ve üç sinek iğneli oltaları ellerinde nasıl tuttuklarına bakar, tüm balıkların en kurnazı olan izmariti nasıl tuttuklarını incelerdim.

şimdilerde o sahili kazıklı yol yaptılar. ne denize girme olanağı kaldı ne de balık tutma. kamışını kapan oraya üşüşüyor. geçtiğimiz günlerde hem bir kaç balık tutayım hem de biraz hava alayım diye oraya indim. balıkçı sandalyem, tripotum, kovam, takımlarım ve oltamla düzeneğimi kurarak yerleştim, bir iki attım çektim.

ananı.

hakikaten ananı.

bir adam geldi. tam da benim bulunduğum noktaya geldi, malzemelerini açtı. ulan üç metre ileri açsana, yok, burnumun dibine geldi. bana az ileri git dedi. hayırdır anlamındaki göz kırpmamı yaptım. burası benim yerim dedi. yaşça benden büyük de gösteriyor. ibne az öte git diyor. doğma büyüme buralıyım, kendisi kimbilir nereden geliyor ve bana az öte git diyor. aynı göz kırpmasıyla beraber bu sefer hayırdı arkadaş dedim. ahhhaaa... burası benim uğurlu yerim dedi. lan siktir git manyak mısın, iş misin tövbe tövbe dedim. git başka yere diyince, abi ne kızıyorsun demez mi.

gelmeyin lan emirgan'a. çay içmeye de gelmeyin.
bu başlıktaki 11 giriyi daha gör