emperyalizm

2 /
walking away walking away
ham madde ve kolay iş gücüne erişebilmek adına dünya'da geniş bir sömürü dalgası estiren akım. eskiden bir ülke'den diğerini işgal yoluyla yayılıyordu, şimdi kültürel, ekonomik, sosyal yollarla sömürüsüne devam etmektedir. en çok kullandığı araç ise ulus milliyetçiliği, ve iç dinamiklerde yarattığı tetiklemedir.
la camisa negra la camisa negra
yıllarca amerika ve avrupa gibi insan sömürgeceliğinden, savaşlardan, katliamlardan, çocuk ölümlerinden, kısacası insan kanından gelir elde etmiş, para kazanmış ülkelerin bize dikte etmekle kalmayıp beyinlerimize zorla kazıdığı politikadır.şöyleki; her birey denetlenmeli ve çok uluslu şirketlerin çizdiği yolda köleleşmeli, ülkeler devletler tarafından değil küresel şirketler tarafından yönetilmeli.herkes koyun olmalı, koyun gibi sorgusuz, sualsiz yaşamalı ve ve bi' koyun gibi kurban edilmeli, bacaklarından asılmalıdır.
umut taciri umut taciri
kıtaları aç bırakan sistem: emperyalizm...

- dünyada açlıktan günde 24 bin kişi ölüyor!
- açlıktan yılda 8.5 milyon kişi ölüyor
- afrika ülkelerinde 20 milyon kişi açlıktan ölmek üzere

- demokratik kongo cumhuriyeti'nde hergün 700 çocuk ölüyor
- geri bıraktırılmış ülkelerde hergün 800 milyon insan gece yatağına aç giriyor!


emperyalist ülkelerde, zayıflama programları uygulayan güzellik merkezleri, bakım üniteleri, pıtrak gibi çoğalıyor. sağlıklı yaşam adına açılmış binlerce tesiste parası olanlara hizmet veriliyor.
yeryüzünün öteki bölümlerinde açlıktan ölen on milyonlarca insanla alay edercesine fazla tüketmekten dolayı şişmanlamış, obezleşmiş insanlara hizmet veren binlerce merkez kurulmuş durumda. ve sürekli yenileri kuruluyor, çünkü obezlik "sorunu" gittikçe büyüyor!!!
bir afrikalı'nın ortalama ömrü 47 yıl iken, bir avrupalı'nın ortalama ömürü 78 yıldır. 1 avrupalı, bir afrikalı'dan neredeyse, 2 kat daha uzun yaşıyor.
afrika ve asya ülkelerinin halkları açlıktan kitlesel olarak kırılırken, her gece yüz milyonlarca insan yatağına aç girerken, emperyalist ülkeler "obezite salgını" nı tartışıyor, bunun için "çözümler" buluyorlar.
obezite için "asrın vebası" diyor emperyalistler. oysa ortada bir veba değil, kışkırtılan, özendirilen bir sorun var. insanlığın karşısında çaresiz kaldığı bir hastalık değil, kapitalizmin kâr hırsı ve onun sonucu olan tüketim kültürünün yarattığı bir "akıldışılık"var.
halkları bir parça ekmeğe muhtaç hale getirip, üstelik de alay ediyorlar. zengin emperyalist ülkelerin insanları, her alanda, her konuda israf sınırlarını aşan bir tüketim içinde yaşarken, parfümerisinden köpek-kedi mamasına kadar bir çok alanda akıl almaz miktarlarda harcama yaparken, afrikalı, asyalı çocuklar yiyecek ekmek bulamıyor, çocuk mezarları çığ gibi büyüyor.
emperyalistler halkların ağzındaki lokmayı, içtiği suyu ve nihayet milyarlarca insanın yaşamını çalıyorlar.
kongo'dan, somali'ye, endonazya'dan, filipinler'e, brezilya'dan, malavi'ye, pakistan'dan afganistan'a kadar halklar açlık, yoksulluk ile kuşatılmış durumdadırlar. bir avuç pirinç ile karnını doyuran binlerce filipinli, yaşamını sürdürmek için yardımlara muhtaç somalililer, bu dünyada yaşamaktadır.
açlık ve yoksulluk kıskacındakii milyarlarca insan bugün sadece ölmemek için yaşar hale getirilmiştir.
yoksulluk; kişi başına düşen milli gelirin azlığının ötesinde, insanların yaşam hakkının gasbedilmesidir; insan ömründen çalınmasıdır, insanları sağlık hizmetlerinden, temiz içme suyundan mahrum bırakmaktır.

işte emperyalizmin suç dosyası
dünyada hergün 24 bin kişi açlıktan dolayı ölüyor...
yeni-sömürge ülkelerde her gün 800 milyon insan, yatağına aç giriyor. bu demektir ki, dünyada her 7 kişiden biri açlıkla birlikte yaşıyor.
güney asya'da her dört kişiden biri, afrika'da ise her üç kişiden biri açlıkla boğuşuyor.
sorun, sadece iki kıtayla sınırlı değil. dünyada, 1 milyar 200 milyon insan; yani dünyada her beş kişiden biri, günde 1.6 liradan daha az parayla yaşamaya mahkum edilmiş durumda. yiyecek, giyecek, barınma, sağlık, her türlü ihtiyacını bu parayla karşılamak(!) zorunda!
unicef 2008 çocuk durum raporu'na göre, açlığın olduğu ülkelerde; her yıl 1000 çocuktan 119'u beşinci yaşını göremeden ölüyor.
afrika, bebek ve anne ölümlerinin en yoğun görüldüğü, yerlerden birisidir. çocuk ölüm oranlarında birinci sırada yer alan afrika ülkesi siera leone'da, her yıl beş yaş altındaki 1000 çocuktan 282'si, yani dört çocuktan biri hayatını kaybediyor.
sıralamayı angola, afganistan, nijer, liberya ve somali izliyor.
türkiye'nin üç katı büyüklüğünde yüzölçümü ve 60 milyon nüfusu olan kongo demokratik cumhuriyeti'nde sadece 10 milyon kişi karnını doyurabilir. 50 milyon kongolu ise açlığa mahkumdur.
halkın açlığı yaşadığı kongo tam 75 yıl belçika sömürgesi olarak yaşadı. tüm kaynakları yağmalandı, talan edildi. kongo halkının boğazına el attı yıllarca emperyalistler. bugün kongo'da her gün 700 çocuk açlıktan ölüyor.
bir insanın ortalama yaşam süresinin en az olduğu kıtadır aynı zamanda afrika. isveç'te ortalama yaşam süresi 80 iken, sierra leone'da bu süre 34'tür.
bir japon kadını ortalama 84 yıl, yaşarken, afrika'da botswanalı bir kadın sadece 39 yıl yaşıyor. hayatları boyunca doktor yüzü görmeyen, afrika'da, 40 bin kişiye bir doktor düşmektedir.

açlığın sorumlusu kuraklık, tembellik değil, ülkeleri talan eden emperyalizmdir
"ekvador artık biz onu modern bankacılık, mühendislik ve ekonomik yöntemler gibi mucizelerle tanıştırmadan öncesine kıyasla çok daha kötü durumda. 1970'den beri, yani 'petrol patlaması' olarak bilinen dönemde resmi yoksulluk oranı % 50'den % 70'e ve işsizlik % 15'den % 70'e çıkarken, kamu borcu da 240 milyon dolardan 16 milyar dolara yükseldi. aynı zaman diliminde milli kaynaklardan nüfusun en yoksul kesimlerine ayrılan paysa % 20'den % 6'ya düştü" (bir ekonomik tetikçinin itirafları, john perkins, syf:18)
emperyalist tekellerin yeni-sömürge ülkeleri nasıl bir enkaz yığını haline getirdiğinin en somut örneklerinden biridir ekvador'un durumu.
verilen krediler, talan edilen kaynaklar, artan dış borçlar ile kuşatılan yeni-sömürge ülkeler, borçlarını ödeyemez bir duruma getirilmekte ve bu durumu da kaçınılmaz olarak açlık, işsizlik, yoksullaşma izlemektedir.
afrika ülkeleri zengin ülkelere günde 100 milyon dolar borç ödüyor. zambiya gibi bir çok afrika ülkesi eğitim için ayırdığı fonun iki katı kadar dış borç ödüyor.
"üçüncü dünyanın (yeni-sömürge ülkeler-bn-) borcu 2.5 trilyon dolara yükselirken, bu borcun faizi... tüm üçüncü dünya sağlık ve eğitim harcamalarını ve gelişmekte olan ülkelerin yıllık aldıkları dış yardımın yirmi katını aştı." (age, syf:19)
ekvador gibi afrika'da, asya'da, latin amerika'da onlarca ülkede aynı senaryo gündeme getirilmiştir. sonuç halklar açısından tam bir yıkımdır.. öylesine bir talan yaşanmıştır ki, halklar kitlesel olarak açlıkla karşı karşıyadır.
2001 yılında "acil gıda yardımına" ihtiyaç duyan 18 afrika ülkesi mevcut iken bugün bu sayı 23'e çıkmış bulunuyor. afrika'daki açların sayısı 40 milyon olarak verilmektedir. açlık giderek daha çok ülkeyi, daha çok halkı içine almaktadır.
kuşkusuz bu rakamlar emperyalist sömürü ve yağmanın afrika kıtasında nasıl acımasızca hüküm sürdüğünü göstermektedir.
bir yanda dünyada açlık ve yoksulluk kıskacında milyonlarca insan yaşarken, emperyalist devletler bu ülkelerin tüm kaynaklarını talan etmiştir.
almanya'da kedi-köpek maması için harcanan paralar ile afrika kıtasında emperyalizmin açlığa, ölüme mahkum ettiği milyonlarca insanın yaşamını kurtarmak mümkündür
tüm bunlardan sonra bu sistemin "uygar" olduğunu düşünmemizi "istiyorlar." sonra emperyalizmin "değiştiğini" söylüyorlar. emperyalist demokrasinin dünyanın en iyi sistemi olduğunun kanıtlandığını söylüyorlar...
40 milyon aç, emperyalizmin hala aynı emyeryalizm olduğuna kanıt değil mi? her gün 700 çocuğun cesetlerini "emperyalizmin alçaklığı"nın kanıtı olarak görmeyenler kördür.
kıtaların, onlarca yeni-sömürge ülkenin, milyarlarca yoksulun açlığının sorumlusu tek başına kurak mevsimler, susuzluk, kötü ürün hasadı değil, işte bu yağma ve talandır. yani emperyalizm'dir...

yuruyus yuruyus
barva barva
halk gerçeği dergisinin bu haftaki yazısından emperyalizm...

- dünyada açlıktan günde 24 bin kişi ölüyor!
- açlıktan yılda 8.5 milyon kişi ölüyor
- afrika ülkelerinde 20 milyon kişi açlıktan ölmek üzere
- demokratik kongo cumhuriyeti'nde hergün 700 çocuk ölüyor
- geri bıraktırılmış ülkelerde hergün 800 milyon insan gece yatağına aç giriyor!

emperyalist ülkelerde, zayıflama programları uygulayan güzellik merkezleri, bakım üniteleri, pıtrak gibi çoğalıyor. sağlıklı yaşam adına açılmış binlerce tesiste parası olanlara hizmet veriliyor.

yeryüzünün öteki bölümlerinde açlıktan ölen on milyonlarca insanla alay edercesine fazla tüketmekten dolayı şişmanlamış, obezleşmiş insanlara hizmet veren binlerce merkez kurulmuş durumda. ve sürekli yenileri kuruluyor, çünkü obezlik "sorunu" gittikçe büyüyor!!!
bir afrikalı'nın ortalama ömrü 47 yıl iken, bir avrupalı'nın ortalama ömürü 78 yıldır. 1 avrupalı, bir afrikalı'dan neredeyse, 2 kat daha uzun yaşıyor.
afrika ve asya ülkelerinin halkları açlıktan kitlesel olarak kırılırken, her gece yüz milyonlarca insan yatağına aç girerken, emperyalist ülkeler "obezite salgını" nı tartışıyor, bunun için "çözümler" buluyorlar.
obezite için "asrın vebası" diyor emperyalistler. oysa ortada bir veba değil, kışkırtılan, özendirilen bir sorun var. insanlığın karşısında çaresiz kaldığı bir hastalık değil, kapitalizmin kâr hırsı ve onun sonucu olan tüketim kültürünün yarattığı bir "akıldışılık"var.
halkları bir parça ekmeğe muhtaç hale getirip, üstelik de alay ediyorlar. zengin emperyalist ülkelerin insanları, her alanda, her konuda israf sınırlarını aşan bir tüketim içinde yaşarken, parfümerisinden köpek-kedi mamasına kadar bir çok alanda akıl almaz miktarlarda harcama yaparken, afrikalı, asyalı çocuklar yiyecek ekmek bulamıyor, çocuk mezarları çığ gibi büyüyor.
emperyalistler halkların ağzındaki lokmayı, içtiği suyu ve nihayet milyarlarca insanın yaşamını çalıyorlar.
kongo'dan, somali'ye, endonazya'dan, filipinler'e, brezilya'dan, malavi'ye, pakistan'dan afganistan'a kadar halklar açlık, yoksulluk ile kuşatılmış durumdadırlar. bir avuç pirinç ile karnını doyuran binlerce filipinli, yaşamını sürdürmek için yardımlara muhtaç somalililer, bu dünyada yaşamaktadır.
açlık ve yoksulluk kıskacındakii milyarlarca insan bugün sadece ölmemek için yaşar hale getirilmiştir.
yoksulluk; kişi başına düşen milli gelirin azlığının ötesinde, insanların yaşam hakkının gasbedilmesidir; insan ömründen çalınmasıdır, insanları sağlık hizmetlerinden, temiz içme suyundan mahrum bırakmaktır.

işte emperyalizmin suç dosyası
dünyada hergün 24 bin kişi açlıktan dolayı ölüyor...
yeni-sömürge ülkelerde her gün 800 milyon insan, yatağına aç giriyor. bu demektir ki, dünyada her 7 kişiden biri açlıkla birlikte yaşıyor.
güney asya'da her dört kişiden biri, afrika'da ise her üç kişiden biri açlıkla boğuşuyor.
sorun, sadece iki kıtayla sınırlı değil. dünyada, 1 milyar 200 milyon insan; yani dünyada her beş kişiden biri, günde 1.6 liradan daha az parayla yaşamaya mahkum edilmiş durumda. yiyecek, giyecek, barınma, sağlık, her türlü ihtiyacını bu parayla karşılamak(!) zorunda!
unicef 2008 çocuk durum raporu'na göre, açlığın olduğu ülkelerde; her yıl 1000 çocuktan 119'u beşinci yaşını göremeden ölüyor.
afrika, bebek ve anne ölümlerinin en yoğun görüldüğü, yerlerden birisidir. çocuk ölüm oranlarında birinci sırada yer alan afrika ülkesi siera leone'da, her yıl beş yaş altındaki 1000 çocuktan 282'si, yani dört çocuktan biri hayatını kaybediyor.
sıralamayı angola, afganistan, nijer, liberya ve somali izliyor.
türkiye'nin üç katı büyüklüğünde yüzölçümü ve 60 milyon nüfusu olan kongo demokratik cumhuriyeti'nde sadece 10 milyon kişi karnını doyurabilir. 50 milyon kongolu ise açlığa mahkumdur.
halkın açlığı yaşadığı kongo tam 75 yıl belçika sömürgesi olarak yaşadı. tüm kaynakları yağmalandı, talan edildi. kongo halkının boğazına el attı yıllarca emperyalistler. bugün kongo'da her gün 700 çocuk açlıktan ölüyor.
bir insanın ortalama yaşam süresinin en az olduğu kıtadır aynı zamanda afrika. isveç'te ortalama yaşam süresi 80 iken, sierra leone'da bu süre 34'tür.
bir japon kadını ortalama 84 yıl, yaşarken, afrika'da botswanalı bir kadın sadece 39 yıl yaşıyor. hayatları boyunca doktor yüzü görmeyen, afrika'da, 40 bin kişiye bir doktor düşmektedir.

açlığın sorumlusu kuraklık, tembellik değil, ülkeleri talan eden emperyalizmdir

"ekvador artık biz onu modern bankacılık, mühendislik ve ekonomik yöntemler gibi mucizelerle tanıştırmadan öncesine kıyasla çok daha kötü durumda. 1970'den beri, yani 'petrol patlaması' olarak bilinen dönemde resmi yoksulluk oranı % 50'den % 70'e ve işsizlik % 15'den % 70'e çıkarken, kamu borcu da 240 milyon dolardan 16 milyar dolara yükseldi. aynı zaman diliminde milli kaynaklardan nüfusun en yoksul kesimlerine ayrılan paysa % 20'den % 6'ya düştü" (bir ekonomik tetikçinin itirafları, john perkins, syf:18)
emperyalist tekellerin yeni-sömürge ülkeleri nasıl bir enkaz yığını haline getirdiğinin en somut örneklerinden biridir ekvador'un durumu.
verilen krediler, talan edilen kaynaklar, artan dış borçlar ile kuşatılan yeni-sömürge ülkeler, borçlarını ödeyemez bir duruma getirilmekte ve bu durumu da kaçınılmaz olarak açlık, işsizlik, yoksullaşma izlemektedir.
afrika ülkeleri zengin ülkelere günde 100 milyon dolar borç ödüyor. zambiya gibi bir çok afrika ülkesi eğitim için ayırdığı fonun iki katı kadar dış borç ödüyor.
"üçüncü dünyanın (yeni-sömürge ülkeler-bn-) borcu 2.5 trilyon dolara yükselirken, bu borcun faizi... tüm üçüncü dünya sağlık ve eğitim harcamalarını ve gelişmekte olan ülkelerin yıllık aldıkları dış yardımın yirmi katını aştı." (age, syf:19)
ekvador gibi afrika'da, asya'da, latin amerika'da onlarca ülkede aynı senaryo gündeme getirilmiştir. sonuç halklar açısından tam bir yıkımdır.. öylesine bir talan yaşanmıştır ki, halklar kitlesel olarak açlıkla karşı karşıyadır.
2001 yılında "acil gıda yardımına" ihtiyaç duyan 18 afrika ülkesi mevcut iken bugün bu sayı 23'e çıkmış bulunuyor. afrika'daki açların sayısı 40 milyon olarak verilmektedir. açlık giderek daha çok ülkeyi, daha çok halkı içine almaktadır.
kuşkusuz bu rakamlar emperyalist sömürü ve yağmanın afrika kıtasında nasıl acımasızca hüküm sürdüğünü göstermektedir.
bir yanda dünyada açlık ve yoksulluk kıskacında milyonlarca insan yaşarken, emperyalist devletler bu ülkelerin tüm kaynaklarını talan etmiştir.
almanya'da kedi-köpek maması için harcanan paralar ile afrika kıtasında emperyalizmin açlığa, ölüme mahkum ettiği milyonlarca insanın yaşamını kurtarmak mümkündür
tüm bunlardan sonra bu sistemin "uygar" olduğunu düşünmemizi "istiyorlar." sonra emperyalizmin "değiştiğini" söylüyorlar. emperyalist demokrasinin dünyanın en iyi sistemi olduğunun kanıtlandığını söylüyorlar...
40 milyon aç, emperyalizmin hala aynı emyeryalizm olduğuna kanıt değil mi? her gün 700 çocuğun cesetlerini "emperyalizmin alçaklığı"nın kanıtı olarak görmeyenler kördür.
kıtaların, onlarca yeni-sömürge ülkenin, milyarlarca yoksulun açlığının sorumlusu tek başına kurak mevsimler, susuzluk, kötü ürün hasadı değil, işte bu yağma ve talandır. yani emperyalizm'dir...

açları kim kurtaracak?

kıtalarda milyarlarca insanı yoksulluğa, açlığa, kitlesel ölümlere mahkum edenler, bir yandan da "kurtarıcı" olmaya soyunmaktadırlar.
kıtaları talan edenler, göstermelik "yardım paketleri" oluşturmakta, açları doyurmaya soyunmaktadırlar. ama bunun için ayırdıkları bütçeler, lüks tüketime, parfümeriye, sapıklıklara, yozlaşmaya harcadıklarının yanında devede kulak bile değildir.
hergün binlerce çocuk ölürken, yılda 8.5 milyon insan açlıktan yaşamını yitirirken emperyalistlerin kılı bile kıpırdamamaktadır. emperyalistler çözüm diye, etiyopya'da gül, zambiya'da fasulye yetiştirmeyi önermekte, dünya bankası'nın projeleriyle açlığın gerçek sorumlusunun kendileri olduğunu gizlemeye çalışmaktadırlar.
almanya'da bankaları kurtarmak için sunulan paranın çok küçük bir bölümünün kalkınma yardımlarına ayrıldığını belirten dünya açlara yardım derneği başkanı ingeborg schaeuble, alman hükümetini eleştirdi. "yaklaşık bir milyar aç insan olması, insanlık için utanç verici bir durum. üstelik bankalara kıyasla bu insanların yaşanan felakette hiç bir suçu yok"
çözüm, emperyalistlerin yardımı değil, emperyalist sömürüye son vermektir. halkları kurtuluşa götürecek, açlığı, yoksulluğu ortadan kaldıracak olan çözüm budur!

*
telege telege
şantiyedeyim. kum yığını var önümde sertleşmiş, tabakalaşmş iyice. canım sıkılıyor, beton dökümü olacak havanın biraz daha soğumasını bekliyoruz. 2 saat sonra gelecek beton. 2 saatlik boşlukta bir stajer olarak yapabileceğim hiç bir şey yok.

elime aldım bi boru onunla oynuyorum. etraftaki bitkilere zarar veriyorum sırf yolumun üstündeler diye. sonra kuma yöneldim. benim için fazlalıktı o kum güçlü gibiydi. boruyla üstüne vurdum, yok, küçük dağılmalar dışında bana mısın demiyor. anladım bu iş böyle olmayacak bunu kaba kuvvetle yok edemeyeceğim. başladım çizikler atmaya üstünde. hafif noktasını buldum mu sokuyorum boruyu! çıkarınca içinde kalan kumlar dağılıyor etrafa. sonra gözüme kestirdim sert bi kütleyi. etrafındaki zayıf noktalara tek tek boruyla dokundum hafif hafif kopardım bağlarını. sonra üstündeki ve etrafındaki sert kumlar baskı yapmaya başladı buna. anladım zayıf noktasını! altını eşeledim, üsündeki kumla arasındaki bağları kopardım. iyice yalnız kaldı. dibine doğru küçük hamleler yaptım sonra ortasına soku verdim boruyu! 4-5 parçaya bölündü ve dökülmeye başladı kum etrafa. sonra boruyu çektim öbek öbek kumlar döküldü etrafa umursamadım küçük kalan parçalara yeniden yeniden soktum boruyu! param parça oldu, küçük küçüktü artık. istediğimde ezebileceğim zayıf kum parçalarıydı onlar ve diğer büyüklere yöneldim. uzun sürdü ama rahat oldu ve tek hakim ben kalmıştım hepsi küçük ve güçsüzdü son parçayı da küçük parçalara ayırdığımda.

işim bitince kafamı kaldırdım. dağılan kumlara baktım. ben ne yapmıştım? böldüm parçaladım ve yönetimini elime geçirdim. bunun için dipteki kum tanelerini* etrafa atmış fakat bunu umursamamıştım.

onlar benim sömürgemdi, ben emperyalizmin kendisiydim. böldüm parçaladım ve yönetimi ele geçirdim.

(bkz: böl parçala yönet)

geri kalan zamanımda da bu yazıyı nasıl yazarım diye düşündüm. aklıma birşey gelmedi ama o sırada beton geldi.
favorius favorius
insanın doğasındaki varolma, soyunu devam ettirme içgüdüsünün aşmış, olayı koparmış, bitirmiş halidir. bu doğasından ötürü medeniyet tarıhi kadar eskidir. mesela asurlular emperyal miydi, değil miydi? değillerse mısır'da ne işleri vardı? asurlular dediğimiz medeniyet kaç bin yıl önce var. ya da romalılar? gelmiş geçmiş en sağlam emperyal devletlerden biri.

ancak romalının emperyalizmi ile ingilizin emperyalizmi aynı değil. aradaki fark tarım-toplumu emperyalizmi ile sanayi toplumu emperyalizmi arasındaki farktır. tarım toplumlarında emperyalizm göz koyulan toprakların fethedilerek, oradaki yönetici elitin değiştirilmesi yada emperyal devletin merkezi sistemine bağlanması şeklinde cereyan ederdi. mesela gerek roma imparatorları, gerek osmanlı padişahları haritaya baktıklarında vayy amk sınırlarımız nereden nereye dayanmış süper olmuş breh breh şeklinde gururlanır, mutlu olurlardı. zira ne kadar çok toprak varsa o kadar çok gelir ve aynı zamanda prestij vardı. fethedilen bölgedeki hayat ise fazla etkilenmez, ülkeyi yönetenlerin adam olmasına bağlı olarak belli bir miktar ya gelişir ya da fakirleşirdi.

lakin sanayi toplumu emperyalizmi çok fena birşey arkadaş. tarım toplumu olan osmanlı mesela macaristanı fethetti ve kendine bağladı diyelim. oraya atadığı valiye paşam yılda üçyüz ton altın yolla üstü sana kalsın takıl derdi. lakin şerefsiz ingiliz emperyalizmi öyle mi? bir kere tarım toplumunun yapısı hala üzerinde. hindistan genel valisine ingiliz kraliçesi eski sistemdeki gibi toplayacağı vergi miktarını söylüyor ama ingiliz sanayicisi de kendi karının peşinde. silah zoruyla girilen ülkeye nüfuz ediyor, kaynakların yağmalanmasını ve ana ülkeye zenginlik akışını sağlıyor. halbuki biz yağmayı bir kere yapıyorduk osmanlı zamanında. mısır'ı mı fethettik, dalın yeniçeriler, 3 gün yağma legal, sonra skerim diyordu kanun. yağma bir kere oluyordu. fakat elin ingilizi sürekli yağma denen uygulamayayı soktu devreye sanayi devrimiyle.

peki dünyadaki nufüzlü birkaç yüz milyon azınlığın milyarların kanını emmesini sağlayan bu sistem nasıl altedilecek. çok basit, götünüz yiyorsa birleşin emperyal ülkelerin ordularını denize dökün. kayıplar çok fazla olacak belki ama nihayetinde adam gibi bir dünya doğabilir. (doğacaktır demiyorum, belki doğar diyorum, zira emperyalizm doğamızda var.)
2 /