eric rohmer

jouissance jouissance
altı ahlak hikayesi, dört mevsim ve daha pek çok filmin yanı sıra cahier du cinema'nın kurucularından olan zat-ı muhterem teorik yazılarıyla olsun, çekim teknikleriyle olsun tam bir "cineaste"dır. yeni dalga'nın bir ayağı godard ve truffaut ise diğer ayağı rohmer'dir; ilk ikisinin temsil ettiği orta sınıfın havailiklerine karşı rohmer'in formalizmi ve filmlerinin metin bakımından yoğunluğu.

filmlerinde karekterler biraraya gelir, ayrılırlar, rastlaşırlar, bekleşirler, birbirlerine ağır kitaplardan pasajlar okurlar, eşlerini aldatma girişiminde bulunurlar ama tüm bu olaylar olup biterken merkezdeki boşluğu, nedensellik zincirindeki kopukluğu da eksik etmez bay rohmer; "je ne sais quoi".. filmlere aurasına veren budur; sır ya da şans, sır ve şans, nasıl açıklarsanız artık. bence kesin olan şey ise çok tatlı filmler çektiği.
jouissance jouissance
rohmer filmlerini saklı olan mevcudiyetin açığa çıkmasıyla kendini gösteren metafizik ve dinsel bir kapsamda düşünmemizi sağlayacak olan araçları ortaya koymaya çabalarsak filmlerdeki imleri (signes) araştırmak yarar sağlayabilir;

"le signe du lion"daki aslan burcuna ilişkin yargı; önce hayatın altüst olacak ve ancak bundan sonra yaşamını zenginleştirecek olan mirasa konacaksın. filmin tüm yapısı bu ilk işaret çerçevesinde şekillenir.

"rayon verte"; güneş batarken ufuk çizgisinde bir anlığına görülen yeşil ışık şans getirecektir. filmdeki kadının yaşadığı tüm başarısız ilişki deneyimlerinden sonra tam da kasabadan gitmeye hazırlanırken gördüğü ışık ve yanıbaşında beliriveren ve sonrasında sevgilisi olacak adam.

"dört mevsim"; her mevsimin kendine özgü işaretleri ve filmlerdeki karekterlerin hareket ve eylemlerinin bu işaretlerden etkilenmesi, yaşamlarının bu işaretler çevresinde şekillenişi.

"6 ahlak hikayesi"; bu defa karekterlerin kendileri belirler geleceklerine dair işaretleri ve beklemeye başlarlar. olmadık bir rastlantı, tahmin edilmeyecek bir zamanda beklenen kişiyi getirir (mevcudiyete getirir) bunlarda esas olan ise beklentiyeve arzuya sadakattir. ahlak hikayeleri diye anılmasının nedeni de budur.

film film gidilebileceği gibi belli imlerin her filmde oynadığı işaret edici (signifiant) role de bakılabilir; yıldızlar, tarot kartları, sokakta düşürülen para, bir balo ya da eğlence daveti...

teolojik marj anlaşılabiliyor olsa gerek; tanrı'nın son yargısı ya da yargısı dünyaya iner ve karekterin yaşamını etkiler, saklı olanı mevcudiyete getirir, öznenin hakikatine dokunur (tuche), onu yeniden canlandırır (renaitre), bilmesini sağlar (connaitre), bilmesini sağladığı gibi ilişkiye girmesini de sağlar (yine, connaitre)..

"je ne sais quoi"nın önemi şurdadır ki özne her şeyi bilemez, ağzından çıkanı kulağı duymaz, o sadece yaşar, söyler ve bekler.. bilinmeyenin, şansın ya da tanrısal olanın gelip kendisine çarpmasını ve hakikatini ortaya çıkarmasını.