erich fromm

1 /
cont almasy cont almasy
freud ve marx ' ı en guzel anlatanlardan.en bi super kitaplari : ozgurlukten kacis,sevgi ve siddetin kaynagi, psikanaliz ve din, sevme sanati, sahip olmak yada olmak, itaatsizlik uzerine,insanda yikiciligin kokenleri 1- 2
asmis bi adamdir zannimca.freud 'un kendi eyimiyle cinsellik ile kafese soktugu buyuk dusuncesini bi guzel kanatlandirir,elestirisini adam gibi yapar.humanist kelimesi deyince aklima gelen zat-ı muhterem.
etipuf etipuf
freud ve jungun rüya analizine yaklaşımları ve farkları üzerine yaptığım bi araştırmada rüyalar masallar mitoslar adlı kitabından faydalandığım, kendi kapsamlı teorisini geliştirmemiş, hocası freudun ve diğer düşünürlerin teorilerindeki zayıflıkları tespit etme yoluna gitmiş eleştirel bünye. akıl mantık sahibi.
ne idüğü belirsiz ne idüğü belirsiz
hümansit bir dünya görüşüne sahiptir.

freud ve marx' tan etkilenmiştir. ancak marx, tümden isyanı savunurken fromm, reformdan yana olmuştur. çünkü şiddet içeren bir isyandan yana değildir. marx' ın tüm görüşlerine katılmaz.

19. yüzyılda sömürgeciliğin artmasıyla kadın ve erkeğin birbirine meta gözüyle bakmaya başladığını dile getirmiş. zaten şöyle bir günümüze bakarsak ne kadar haklı olduğunu görürüz. hep bir tipe göre değerlendirme, bir şekilcilik var. arabası var mı ne marka giymiş bunlar birinci planda. medyaya sevgilerimi iletiyorum bu hususta.

"sosyal ve ekonomik sömürü desteklendikçe sömürücü tipler de artıyor hatta toplumun üst tabakasını bunlar oluşturuyor. daha cimri, daha ukala, daha düzen meraklısı bir portre çiziyor bu tipler" demiştir ve bu noktada da freud' un etkisini görüyoruz zira fromm bu tiplerin anal döneme takılmış, obsesif kompulsif tipler olduğunu öne sürer.

"bir başkasını kendinizden az seviyorsanız kendinizi sevmekte de başarılı olamazsınız" önermesinin sahibidir.
native native
sevgi ye dair şunları yazmış sosyal psikolog. ağır adam.

sevgi bir etkinliktir , edilgen bir durum değil ; bir şeyin içinde olmaktır , o şeye kapılmak değil ; öncelikle vermektir , almak değil. sevgi bir kişinin bütünlüğünü ve bireyselliğini yitirmeden diğer bir kişiyle veya şeyle birleşmesidir.
acaba gerçek sevgi nedir ? sevgiyi aşık olmak sananlar yanılıyorlar ; çünkü gerçek sevgi , bir gün sahip olunan diğer gün olunmayan bir şey değil. böylesi sevgi değil , ancak heyecan olabilir. sevgiyi , kendini feda etmek sananlar da yanılıyorlar ; çünkü gerçek sevgi ,seveni ve sevileni birlikte yüceltip geliştirdiğinde sevgi olma niteliğini kazanıyor.kişilerden birisinin kendini feda etmesi sevgi maskesi altına gizlenmiş kendini tatminden başka bir şey değil. sevgiyi bağımlılık sananlar da yanılıyorlar ; çünkü ancak her birimiz kendi başımıza yaşayacak güçte olup da birlikte yaşamayı seçtiğimiz zaman ,birbirimizi gerçek anlamda seviyoruz demektir. gerçek sevgide , özgür irade her zaman on planda yer almalı ; aksi halde sevgi ancak asalaklık belirtisi olabilir. sevginin yalnızca bir duygu olduğunu sananlarda yanılıyorlar ; çünkü gerçek sevgi sadece bir duygu değil , aynı zamanda bir eylem. zira ancak gerçekten sevdiğimizde , dikkatimizi sevdiğimiz kişi veya şeye yönlendirerek , çaba ve emek harcamaktan kaçınmayız. gerçek sevgi , sonunda ayrılık var gibi görünse bile , insanin sevdiği kişiyi mutlu olacağı yere doğru uğurlamaktan çekinmemesidir. eğer kişi sevdiğini uğurlamaktan çekinir ve sahiplenmeye kalkarsa , kendine hizmet etmiş olur. bir düşünür şöyle demiş : ' bir daire çizmiş ve beni dışarı atmıştı ! ama sevgi ' ve ben , daha büyük bir daire çizdik ve onu içeriye aldık. daha , daha büyük sevgi daireleri çizelim ; insan hayatında sevgiden daha güçlü bir enerjinin varolmadığının bilincinde olarak, varolan her şeyi , varlığımızın tüm gücüyle sevelim.. kalplerimizdeki sevgi çiçeklerinin , vazolarımızdaki çiçekler gibi solmalarına , kuruyup yok olmalarına izin vermeyelim. yaşamlarımızı kin değil, sevgi ile paylaşarak sürdürelim...
melomania melomania
dedi ki:

"...bilinçaltının farkına vardığımızda, tüm insanlıkla temas etmiş oluruz. toplumun bireylerde ve bütün insanlar arasında tesis etmiş olduğu engelleri aşmış oluruz. bunun gerçekleşmesi pek kolay değildir. ender rastlanılan bir durumdur. ama bu amaca herkes yaklaşabilir, zira bu insanın toplum tarafından meydana getirilen (kendine ve diğer insanlara yönelik) yabancılaşmasının sonu anlamındadır.

insanın kendi bilinçaltını fark edip olgunlaşmasının zıddı ise, milliyetçilik ve "yabancı" düşmanlığıdır..." *

sonra bize olgunlaşamayan insanlarla cebelleşmek kaldı, kafamızı onlarla meşgul etmek kaldı... insanlar, garip...
de te fabula narratur de te fabula narratur
"yaşam yaratmaktır, güçsüz insanda bulunmayan bir takım nitelikleri gerektirir.
yaşam yok etmekse yalnızca bir niteliği - şiddete başvurmayı- gerektirir.
güçsüz insan, tabancası, bıçağıyla ya da kuvvetli bir bileği olduğu sürece başkalarının ya da kendisinin içindeki yaşamı yok ederek onu aşabilir.
böylece kendisini yadsıyan yaşamdan öç almış olur. ödünleyici şiddet, güçsüzlükten doğan ve güçsüzlüğü ödünleyen bir şiddet türüdür. yaratmayan bir insan, yok etmek ister."

-erich fromm; sevgi ve şiddetin kaynağı.
zd99 zd99
"her insan mutlu olamaz...
çünkü; gereğinden fazla özler dünü,
hak ettiğinden fazla düşünür yarını...
ve hiç hak etmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü...

her insan mutlu olamaz...
çünkü; gereğinden fazla özler hayatından çıkanları
hak ettiğinden daha büyük umutla bekler hayatına girecekleri
ve asla göremez yanı başındakileri..."

diyendir.
quietwild quietwild
vicdanla ilgili de:
''vicdan, insanın kendi içindeki uyumun bilincidir.
vicdanımızı dinleyebilmek için kendi kendimizi dinlemeye gücümüzün yetmesi gerekir. insanın kendi kendini dinlemesi çok güçtür. çünkü bu sanat, modern insanda pek ender rastlanan bir yeteneği, kendi kendisiyle yalnız kalabilme yeteneğini gerektirir. biz, gerçekte “yalnız kalma” korkusuna kapılmış bulunuyoruz. en sudan ve giderek en iğrenç beraberlikleri, en anlamsız etkinlikleri bile, kendi kendimizle yalnız kalmaya yeğ tutuyoruz. kendi kendimizle yüzyüze gelme olasılığından korkar gibiyiz. tanımadığımz birisiyle karşılaşmaktan utanır gibiyiz.
vicdanımızın sesinin savsaklanması belki belli bir suçluluk veya huzursuzluk bazan da yorgunluk ve kayıtsızlık tepkisiyle karşılanmaktadır. insan vicdanının sesinden kaçamaz ve ussalaştıramazsa fiziksel ve zihinsel hastalıklar ortaya çıkar.'' demiştir.
frieda frieda
paulo freire ne kadar ona atıfta bulunmuşsa o da bertrand russell'a o kadar atıfta bulunmuştur.

hümanisttir.itaatsizliği içi boş bir isyan değil, dolu dolu bir uyumdan vazgeçiş olarak görür.

hümanist psikanalizi marksist kurama uygular.

şöyle der bir kitabında :

''düşün adamı insanoğluna ve akla itaat ettiği için basmakalıp düşüncelere ve kamuoyuna karşı itaatsizdir.bunun tek nedeni vardır: mantık evrenseldir ve tüm ulusal sınırları aşar.mantığın izleyicisi olan düşün adamı da dünya vatandaşıdır.objesi şu ya da bu millet, kişi değil insandır.vatanı dünyadır doğurduğu yer değil.insan dünyadan hiçbir şeyden korkmadığı kadar –hatta yıkımdan ya da ölümden bile düşünceden korkar.düşünce yıkıcı ve devrimcidir, ayrıcalığa karşı acımasız, anarşik ve kanunsuz, otoriteye karşı ilgisi, çağlar boyu denenmiş bilgeliğe karşı aldırışsızdır.düşünce cehennem çukuruna bakar ve bundan korku duymaz.insanı sessizliğin kavranmayan derinliğiyle çevrilmiş, güçsüz bir nokta olarak görür.buna rağmen kendini evrenin hakimiymişçesine sarsılmaz bir gururla taşır.düşünce büyük hızlı ve özgürdür.dünyanın ışığıdır, insanın başlıca zaferidir.
ancak düşünce azınlığın ayrıcalığı olmaktan çıkıp herkesin mülkiyetine geçtiğinde korkudan da kurtulmuş olurduk.insanın çekinmesine neden olan şey korkudur; değer verdikleri inançlarının yanılsamadan başka bir şey olmadığının kanıtlanması korkusu, içinde yaşadıkları kurumların zararlı olduğunun ortaya çıkması korkusu, çalışan insanlar mülkiyet konusunda serbestçe düşünmeli midirler ? o zaman biz zenginler ne olacağız ? genç kadınlar ve erkekler cinsellik hakkında serbestçe düşünmeli midirler ? o zaman ahlak ne olacaktır? askerler savaş hakkında serbestçe düşünmeli midir ? o zaman askeri disiplin ne olacaktır ? düşünceye hayır ! ''
1 /