ersin korkut

galiba galiba
"neye gülüyoruz?" sorusu tedavülden kalktığından beri ortalıkta dolaşan "kime
gülüyoruz?" sorusu da yavaş yavaş miadını dolduruyor. artık insanların "neden
gülüyoruz?" sorusunu yöneltmelerinin zamanı gelmiştir bence. yapılan şakaların
kıymetinin yok olup, artık sadece isimlere güldüğümüz bu zamanlarda bunun nedenini de
bulmamız gerekiyor belki de. "cem yılmaz" isminin ağzımızdan çıktığı anda yüzümüze
oturan anlamsız gülümsemenin nedenini bulmak kolay anlaşılabilir. ama belirli bir
seviyeden sonra artık nedensiz gülmek sarınca etrafımızı, gülmek de miadını dolduracak
gibi görünüyor.
tiyatroya gitmiyoruz örneğin gülmek için (tiyatroya salt gülmek için gidilmez
tabii, bu bir yönü sadece). zaten gerek de yok. ufuk uras'ın deyimiyle "modern çağın
kabe'si" televizyon tüm dualarımızın karşılığını sunduğu gibi, televizyonculuk tabiriyle
"tiyatroyu evimize getiriyor!". "neye" güldüğümüzün artık bir anlamı olmadığı için,
"kime" güldüğümüzü seçip açıyoruz tv kanallarından abecemizin beşinci harfini. artık
komikliği tescillenmiş yılmaz erdoğan'ın "kalite kontrol"ünden geçmiş çırakları ("çırak"
diyorum çünkü ısrarla "yılmaz hocamız" diyor ekibi kendisine) dolduruyor ekranı
hoplaya zıplaya: "çok güzel hareketler bunlar" adlı, adı yılmaz erdoğan'ın kardeşinin
radyo programından esinlenmiş program başlıyor. daha önce hiç tanımadığımız yüzler
kendilerinin yazıp oynadığı (buna "yılmaz erdoğan ekolü" denebilir: hem yazdım, hem
oynadım!) skeçlerle çıkıyorlar karşımıza. "oyunculuk" diyorlar meslek olarak
yaptıklarına. yalnız komiklik yapıyorlar gerçi, ama bir tiyatro sahnesinde olmaları bu
hakkı tanıyor kendilerine, kendi kanaatlerince. ve güldürüyorlar da. bir kişi haricinde:
ersin korkut. nam-ı diğer "yılmaz erdoğan'ın teyze oğlu". o güldürmüyor, "o"na
gülünüyor!
önce reklamlardan, daha sonra yılmaz erdoğan'ın yaptığı birkaç işten göz
aşinalığı kazanan ersin (herkes çok samimi bulduğundan, adıyla hitap etmek yetiyor),
televizyon dünyasının bir numaralığı komiği olup çıktı birden. bırakın yaptığı şakaları,
komiklikleri, taklitleri; yalnızca sahneye çıkıp yüzünü göstermesi bile kahkaların
kopmasına neden oluyor. arkadaşlarının tabiriyle "patates kafa" ersin, fiziksel
görüntüsünü bile komikliğe dönüştürmüş durumda. yani bir bakıma paraya ve şöhrete.
zaten artık ersin'in herhangi bir "rol" yapmasına gerek de yok. sahneye çıkıp dakikalarca
durması bile insanları güldürdükten sonra, geriye pek de bir şey kalmıyor. önceleri
şivesine ( türkçeyi sonradan öğrenmiş bir kürt'ün anlamsız komikliği), anlamsız
konuşmalarına gülen insanlar bir yerden sonra fiziğine gülmeye başlayınca artık "kim"lik
de ortadan kalkıyor. ersin'e, sadece "ersin" olduğu için gülünmeye başlanıyor.
zaten yozlaşmış "mizah", gittikçe "kurnaz kürt köylüsünün dayanılmaz libidosu"
haline gelmiş durumda "çok güzel hareketler bunlar" programında. ekibin yazdığı
skeçlerde ersin'e her zaman aynı rol biçiliyor. sürekli kadın peşinde koşan, cinsel
dürtülerini dizginleyememiş, "tatmin" amacını da açmış bir sapık! kendisine "kız
arkadaş" değil "meme, meme, meme!" arayan, karşı cinsle ilişkisini tamamen cinselliğe
endekslemiş ve buna "sevişmek" teriminin de ötesinde "deprem", "çiftleşmek", "elektrik
vermek" gibi kaba tanımlamalar bulmuş "komik" ersin. kadınları aşağılayarak onları
güldüren, "aman ne olacak, şakalar komiklikler..." olarak gülünüp geçilen erkek oğlu
erkek bir "patates kafa". bu konuda benim en çok takıldığım nokta ise kadın "oyuncular".
nasıl oluyor da böyle bir aşağılamaya göz yumuyorlar? hatta bu skeçleri nasıl yazıyorlar?
belki de "alan memnun, satan memnun." sözü bu duruma cuk oturuyor.
acımasız bir komiklik sergilemek, acımasızca izlettiriyor kendisini. sadece
kadınlar aşağılanmıyor ersin'in dilinde. kendisiyle de dalga geçmesi hem artı
kazandırıyor kendisine, hem de akıllıca bir kılıf oluyor diğer yaptıklarına. "kendisiyle
bile" dalga geçen bu adamın her yaptığı mübah sayılmaya başlıyor. hele bir de "akraba
kontenjanı" ile yılmaz erdoğan'ın övgü dolu sözlerinden nasiplenmesi yok mu! yahu biz
mi bileceğiz kim komik! "kral" kutsuyor adamını ve başlıyor acımasızlık. ersin adı,
belleğimizdeki sözlükte "komik" kelimesinin karşısındaki yerini alıyor. tüketmeye
başlıyoruz zaten tükenmiş "komiklikler"i. ersin içindeki sapığı, aptallığı, bilgisizliği
önümüze sürdükçe gülüyoruz. "vay be nerden nereye!" durumundan da yararlanıp
paraları cebe indiren "hakkari"li genç, hiçbir şey tanımadan "gümbür gümbür"
güldürüyor bizi. değersizleştikçe, değer kazanıyor.
ve şu sözü söylüyor hepimize: "amaç gülmekse, gerisi teferruattır!"
bu başlıktaki 56 giriyi daha gör