ertuğrul özkök

2 /
nargothrond nargothrond
konyada tesettür faciası sansasyonunu piyasaya süren sonra bunun yalan haber olduğunun anlaşılması üzerine özür dileyen ama bunun 300 bin ytl'yi ödemekten gazetesini kurtaramadığı kişi...
malina malina
hürriyet'in internet sitesindeki link ile birleşince bir laleliğine daha tanık olduğumuz adam.

ana sayfada "ertuğrul özkök çuval olayını yazdı" diye bir link var. tıklıyorsunuz bir sayfa daha çılıyor orada da

"sahi o gün orada ne oldu
ertuğrul özkök, kuzey ırak'taki çuval geçirme olayının sırlarını açıklıyor.

türk tarihine "çuval geçirme" olarak geçen süleymaniye baskınının perde arkasında gerçekten ne vardı? o gün orada ne oldu? bu olay "kozmik bir sır" olarak kaldı. ertuğrul özkök, "şimdi size çok ilginç bazı bilgiler vereceğim. bunlara bakıp o gün orada gerçekten ne geçtiği hakkında fikir sahibi olabilirsiniz" diyor. ertuğrul özkök'ün yazını okumak için tıklayınız."

şeklinde bir yazı çıkıyor. buraya kadar bir anormallik yok, sanıyorsunuz ki ertuğrul özkök can alıcı bilgilere ulaştı, iktidar ve genelkurmay'dan icazeti de aldı açıklayacak birşeyler. ancak yazıyı okuyunca görüyorsunuz ki ertuğrul beyciğim bilgi falan toplamamış, murat yetkin'in yazısında yazanları bize satıyor;

" sahi o gün ne oldu


şuna inanıyorum. türk askeri tarihine "çuval geçirme" olarak geçen olayın gerçek yüzünü hálá az sayıda insan biliyor.

inandığım bir şey daha var.

amerikalı ve türk subaylar bu olayın gerçek yüzünü örtme konusunda tam bir anlayış birliği içinde.

bir hatırlatma yapayım.

olaydan hemen sonra abd avrupa kuvvetler komutan yardımcısı korgeneral john sylvester ile dönemin genelkurmay harekat başkanı korgeneral köksal karabay eşbaşkanlığında bir araştırma grubu oluşturuldu.

bu grup süleymaniye olayını enine boyuna inceledi.

ama hazırladıkları rapor hiçbir zaman kamuoyuna yansıtılmadı.

"kozmik gizlilikle" saklandı.

* * *

merak eden tek gazeteci ben değilmişim.

radikal gazetesi’nin ankara temsilcisi murat yetkin dün çok ilginç bir yazı yazdı.

yazı ilk bakışta çok derin istihbarat bilgilerine dayalı gibi görünüyordu.

oysa yazdığı, açık istihbarata dayanan, hepimizin önünde duran bilgilerden derlenen bir bilançoydu.

hemen belirteyim.

bu bilançoya bakınca, insan başta sorduğum soruyu daha da yüksek sesle soruyor.

murat yetkin çok basit bir şey yapmış.

türk ve amerikan tarafında "çuval olayına" adı karışan subayların, o günden sonra başlarına ne gelmiş, kim hangi terfiyi almış, kim kariyerini yakmış.

işte bunların bir listesini çıkarmış.

bakın ortaya ne kadar çelişkili bir fotoğraf çıkıyor.

* * *

o olayın türk tarafında üç komutan vardı.

süleymaniye’deki özel kuvvetler birliği’nden sorumlu olan tuğgeneral abdullah kılıçaslan.

özel kuvvetler komutanı tümgeneral sadık ercan.

ve harekat başkanı korgeneral köksal karabay.

bu üç türk komutanın üçü de bugün emekli.

oysa karabay paşa’nın adı, ilerde genelkurmay başkanı olabilecek komutanlar arasında geçiyordu.

o olaydan sonra buna uygun terfileri alamadığı için istifasını istedi.

türk tarafındaki gelişmeler bununla da bitmedi.

özel kuvvetler, harekat başkanlığı sorumluluğundan alınarak, o dönem büyükanıt’ın başında bulunduğu genelkurmay ikinci başkanlığı’na bağlandı.

yani, süleymaniye’deki çuval olayı, sorumlu türk subayları açısından tam bir mesleki bozgun ve hüsranla kapandı.

* * *

peki olaya adı karışan amerikalı subaylara ne oldu?

buyurun onların da bilançosunu çıkaralım.

operasyonu yürüten albay melville, şu anda tuğgeneral rütbesiyle afganistan’daki abd kuvvetlerinin kurmay başkanları arasında.

yani terfi aldı.

o dönemde meyville’ın komutanı durumunda olan raymond odierno, korgeneralliğe yükseldi ve abd genelkurmay başkanı orgeneral peter pace’in yardımcısı.

david petraus ise terfi ederek ırak’taki kuvvetlerin komutanı oldu.

* * *

önümüzdeki tablo şudur:

çuval olayında sorumluluğu olan türk subayların hepsi, askeri kariyerlerinden olmuş.

abd’li subaylar ise terfi ettirilmiş, ödüllendirilmiş.

bu tabloyu nasıl okuyacağız?

orada küçük çaplı bir savaş oldu ve kaybeden türk askerleriydi.

komutanları bunun bedelini ödedi.

yoksa, türk subayları gerçekten, genelkurmay’ın bilgisi dışında bazı operasyonlar gerçekleştirmeye, önemli bazı kişilere suikast düzenlemeye mi kalkıştı.

işte o nedenle bir kere daha soruyorum.

o gün süleymaniye’de ne oldu?"

olabilir tabi, bir yazar başka bir yazıyı alıp kendince tekrar yorumlar. ama bundan önce de insanlara "bakın bakın ben ne buldum iyi dinleyin beni, çok şaşıracaksınız ama herşeyi benden öğreneceksiniz" imajı verilmez.
bilgi verici yazını okuyorum ve ben de soruyorum; hakkaten ya ertuğrul o gün süleymaniye'de ne oldu?
mümtaz mümtaz
bundan seneler evvel, ürdün kralı hüseyin'in cenaze törenine türkiye'den cumhurbaşkanı süleyman demirel ve dışişleri bakanı ismail cem katılmışlardı. cenaze önündeki saygı duruşu ve dua merasiminde, demirel ve cem'in yanında bir büyükelçi ya da bakanlık görevlisi değil, ertuğrul özkök vardı. türkiye'deki herhangi bir gazetenin genel yayın yönetmeninin bir kral'ın cenaze töreninde cumhurbaşkanı ile aynı heyette yer almasının mantığını anlamak için türkiye'de yaşıyor olmak yeterlidir zannımca.
afjeo afjeo
her devrin adamı. liboştur, amerikancıdır, kiralık kalemdir, dönektir, kendini satandır tıpkı diğer 80 öncesi sosyalist 80 sonrası liberaller gibi. bunlar nur içinde yatsın rahmetli uğur mumcu nun eline su dahi dökemezler.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
''şurada şunu yedim içtim'' derken hıncal uluç kılığına bürünen, aklına 40 sene öncesi geldiğinde polislere molotof kokteyli attığını belirtip kendisini uğur mumcu gibi aydın zanneden, iktidar yalakalığını mehmet barlas'tan daha güzel yaptığına inandığım, bazı yazı stillerini yavuz donat'a benzettiğim, ilginç yazar. ayrıca bu kişi hakkında aydın doğan iyi bir tercih yapmıştır, kolay değildir ''5 fonksiyonlu yazar'' bulup, genel yayın yönetmeni görevini vermek.
garion garion
kendisini takip etmek, bir anlamda türkiye'nin başındakilerin neler düşündüğünü yakından takip etmektir. çünkü ertuğrul özkök'ün yazıları, türkiye'nin politikalarıyla ve "sabun köpüğü" gündem maddeleriyle şaşırtıcı bir paralellik gösterir. kendisi bir gün "ak" dediği bir şeye, ertesi hafta rahatlıkla "kara" diyebildiği gibi, bundan hiç hicap da duymaz ve kullandığı "gelin kendimize dürüst olalım", "peki olaya bir de onun açısından bakarsak" gibi kalıplarla, yaptığı şeyin doğru olduğuna herkesi inandırmayı da bir görev bilir.

ayrıca her yazısında mutlaka bir şarap çeşidi, bir klasik müzik eseri, geçmişten kalma bir ünlü yabancı sanatçıyla olan anısı ve "bonus track" olarak kendi ruhsal değişim ve gelişiminden son haberler muntazaman yer alır.
felis felis
sevgili ülkemin aşırı hassas gündemi ne zaman çalkalansa, ertesi gününe mutlaka yazacak daha önemli konular bulabilen yüksek erdemli başboş yazar.

mesela efendim içtiği havana purosunun asiditesinin olması gerekenden yüksek olduğunu, niye cabernet sauvignon'u chardonnay'e falan tercih ettiğini, bally marka ayakkabısının katıldığı bir abd davetinde falanca aktörünkiyle aynı olduğunu gördüğünde duyduğu derin hazzı anlatır. bunlar hayati meselelerdir nitekim.

veya son olarak hürriyetin asansörlerindeki "ağır koku"dan nasıl bir tuhaf olduğunu anlatmıştır.efendim amele kokusu demeye dili varmaz. narin burun reseptörleri tahrip olmuştur.

pamuk eller üzerinde taşınmasını diliyorum nitekim böyleleri çok gelmez. gerçi herkesin bir ücreti vardır, dolarlar caziptir. (in god, sorry, in abd we trust)
aytok aytok
eleştiri süzgecinden geçirmeden militanlığına soyunduğu ideoloji için sonradan "modası geçmiş düşünceler" diyen; modadan,geçmişten ve düşünceden anlamayan eskinin sokak materyalisti, şimdilerin liberal elitisti. (!)
maloğlan maloğlan
red dergisinden alıntıdır :

...radyoda grup yorum'dan bir parça dinliyormuş, müziğe hayran olmuş, 'paylaşmayı seviyorum / eşitliği seviyorum / düşünceyi seviyorum' sözlerini duyunca hayal kırıklığına uğramış. ne kötü sözlermiş.
bu kızı(solist) bulmak ve yüzüne karşı :
-böyle güzel bir besteye bu kadar kötü sözleri nasıl yazarsın?
diye bağırmak istiyorum diye yazdı.
sözler nazım hikmetindi.
paylaşma eşitlik ve düşünce sevmiyor tabi, ona acıyoruz zira damadı ercan saatçi olan bir adam nasıl mutlu olabilir ki?

(red, sayı 7)
hektor hektor
bir yazısında mudo'nun sahibi mustafa tavilioğlu'nun paris'teki evinde bir sürü adam(eski yeni arkadaş) boxer donlarıyla, manzaraya karşı 68'de öğrencilik hatıralarından konuştuklarını yazmıştı... nasıl yani, bu nasıl ülke dedirten yazılarıyla sürekli beni irkilten adam. bir pazar ipod'undaki şarkıları yazmıştı.
2 /