eski sevgiliye mektup

1 /
la fee la fee
küfürle başlar, küfürle biter. amaç deşarjdır sadece.herşey kusulur sırayla.
örnek cümlelerle anlamı yoğunlaştıralım:
"herşeye sen sebep oldun pislik. dostluğunuda istemiyorum. bana bırak ruhumu yeter!"
mualla mualla
hiç eskimeyen eski sevgiliye...

her güne seni düşünerek başlıyorum, seni düşünerek bitiriyorum...beni nasıl bir eziyetle başbaşa bıraktığını bir bilsen...seni göremeyeceğimi bilerek uyanmak.
ne kadar çok lanet ettim seni tanıdığım güne,hanı şu her ay kutladığımız o özel gün, o özel sayı. yanlış anlama sakin, lanet etmem sana değil, sadece bu kadar üzüleceğimi bilsem o bir sürü güzel günü feda edip seni hiç tanımamış olmayı tercih ederdim. senle ne kadar mutlu olduğumu, kokunu duyarak omzunda yattığım anki hislerimi unutmam kaç yılımı alacak kim bilir.

söylesene sen nasıl becerdin? bir kere olsun yardım et bana, beni nasıl bir günde unuttuğunu söyle. sabahları ettim düşünerek ben. kaç gecemi tükkettim, uyandım uyandım, nerede hata yaptığımı düşündüm. bir kez sormadın bile... bu kadar kolay mi bir insanın hayatından çıkmak, evden, marketten çıkar gibi, eyvallah deyip gitmek.
''unutursun, unutursun'' diyen sesin kulağımdan hiç gitmedi aylardır. o dudaklardan mi döküldü bu kelimeler?
bütün inançlarımı, bu güne kadar 'doğru' bildiğim, beni ben yapan değerlerimi sarstın.
ben de ben değilim artık...
öyle büyük bi acı ki bu, şu an bir başkasıyla köyün koyuna uyuduğunu bilmek, artık sen bile deva olamazsın derdime.
kanadı kırık kuşlar bile gülerler şu halime.
umarım bir gün anlarsın...
karoten karoten
neden ellerim titredi, kalp atışlarım kontrolümden çıktı? neden gözlerim bir an görmeyi unuttu? bilmiyorum… heyecanlanınca çocuk gibi olduğumu bir kez daha anladım. saçmalamak ve kontrolden çıkmak için öyle uygun bir andı ki kendimi zorlamama hiç gerek yoktu. her zamanki gibi akışına bıraktım. yaptığım imla hataları adrenalinin hala damarlarımdan bir zehir gibi süzülmesindendir. hormon bu yavaş ama etkili. yani aşk gibi geç vuruyor, güç vuruyor ama acıtıyor. sevmek de hormonların harekete geçmesi gibi, kendinden geçiriyor. beni hala 5 yaşındaki çocukların acemiliğine sevk edebiliyorsun, sıcağı sıcağına bu yazıyı yazdırabiliyorsun. acı çektiriyorsun. evet, farkındayım yine kendimi acındırıyorum. ama kabul etme zamanı gelmedi mi sence de? ben acınacak haldeyim. gözlerini kapatınca, tüm gücünle sımsıkı yapıştırınca gözkapaklarını birbirine gerçekleri umursamamak çok kolay oluyor. nereden biliyorsun deme. sen öğrettin bana. hala da öğretiyorsun ya boş… salınmayı, salmayı, susuzlukta kıvranırken, sıcakta erirken, buzu paylaşmayı bildik seninle, şimdi mi? sorma!! bir damla gözyaşını paylaşamıyoruz. ne acı sözler tutulmamak içinmiş öğreniyoruz. yazılan bir yazı bir kez daha okunursa uğuru kaçarmış, düzeltmek mükemmeliyetçilere mahsusmuş bunu da öğrettin bana. sen bilemezsin belki daha neler öğrendim senden. yaşayıp geçmeyi, pişman olmamayı öğrendim. hadi git şimdi uyu sıcak yatağında, bensiz ne kadar ısınırsa… daha fazla konuşturma beni bilirsin ağlamayı sevmem yalnızken. ne zamandır yalnız ağlıyorum ya heyhat! çare aramıyorum merak da etme. sensizliğe sen bile çare olamazsın zaten artık. başka bir şey beklemem de çocukça olur bu durumda. heeyy sana dedim; hadi git yat rahat bırak beni mezarımda mutluyum sensiz burada huzurluyum. rahatsız etme. allah’a isyan ettirme beni; ben dünyaya senin tarafından acı çektirilmek için gönderilmedim. allah da biliyor ya tek suçlu benim. neyse günah çıkarma zamanı değil şimdi. hadi git yat. benim de uykum var 4 aydır; uyuyayım sessizce. sessiz bir gidiş olsun istiyorum. ölümün kokusu yayılmasın etrafa. kimse ayırt edemesin ölümle uykunun garip kokuları arasındaki farkı. ahh!! sen ve ben gibi; ölümle yaşam… sen yaşam ben ölüm. allah’a kavuşuyorum. ölüm acıdır derler bunu da ben öğretmiş olurum sana. aşk rol istemez. öğretmenlikteki ilk ve son rolüm olsun affet ve sonsuza kadar hoşçakal…
troke troke
en güzel örneği belki de solmaz kamuran tarafından kaleme alınmıştır.

eski sevgilim;

nerelerdesin, ne yaparsın, bu gece mutlu musun, karnın doydu mu, yoksa , yoksa zengin mi oldun?

çocukların var mı, kirada mısın, inanmam kim derse desin “ev sahibi oldu” diye...

bir bahçen var mı, ya da en azından o özlediğin çiçeklerin açtığı bir küçük, küçücük balkonun...

hala bezelyeden nefret ediyor musun ve zevkten geberiyor musun bir kızarmış mantar soslu biftek için?

eski sevgilim, hala akşamüstlerini seviyor musun, ışıkları yakmadan karanlıkta bakıyor musun ufuklara, elinde bir kalem çiziktiriyor musun kağıda adını sanını bilmediğin kadınların gizemli suratlarını?

yoksa o nefret ettiğin işyerlerinden birinde mi çalışıyorsun, tuvalette patronuna gizli küfürler savurarak, sinirlenince hala burnunu çekip duruyor musun?

eski sevgilim,ah benim eski, çok eski sevgilim...

sabahları telefonda , “uykum kaçtı, dün gece hiç uyuyamadım” diye yalan söylüyor musun çatallı sesinle arkadaşlarına, tüm tv programlarını gün ışıyana dek seyrettikten sonra? tembelim benim, bir zamanlar benim olan tembelim.

hala, okumadığın kitapları okumuş, görmediğin filmleri görmüş gibi yapıp, dergi özetlerinden dahiyane düşünceler üretiyor musun, çapkın gülüşlerinle...

çapkın gülüşlerin dedim de, temizlikçi kadınlardan komşu teyzelere , köşe başı bakkallarından banka müdirelerine cömertçe sunduğun o mutluluk dolu , çapkın gülüşlerin; seni unutulmaz kılan o ışıltılı bembeyaz dişlerin ve içinde binlerce havai fişeğinin dolaştığı gözlerin onlardan ne haber?

“iki üçünü çektirdim, gözlerim de artık yakından göremiyor, gözlük aldım, bir buçuk” deme, inanmam, daha doğrusu kıyamam sana, ve hayallerime, yapma tatlım...

benim eski, eski, çok eski sevgilim ...

sana neler söylesem...

gün batımını seyrettiğimiz sokak ağızlarındaki kayıkhaneler yıkıldı gitti, birlikte ders çalışır gibi yapıp bakıştığımız, masa altlarında el ele tutuştuğumuz çayhaneler de...

hep yürüdüğümüz o yol var ya, şimdi kentin en işlek yollarından biri oldu, 13 numaralı otobüs bile yok galiba...

doğrusunu istersen ben de uzun zamandır otobüse binmedim, otobüsler de o otobüsler değil, hepsi reklamlarla donandı, bizim hiç bilmediğimiz...güya biz hızlı yaşardık değil mi, seninle bir kez bile hamburger yemedik oysa, ne de bir başkasını su yeni moda hızlı tıkınmalardan...

olsun...

ben seninle buluşmaya gelirken çok hızlıydım, sen de öyle... en çok ben mi seni bekledim, yoksa sen mi beni? bana hep sanki ben okka altına gitmişim gibi geliyor, sanırım bunu annemden ve anneannemden ve belki de büyük anneannemden öğrendim. fark etmez, kim kimi daha çok beklemiş, sence?

onu bunu bırak, çatlıyorum meraktan, gerçekten, ne yapıyorsun, benim gibi düşünüyor musun?

aklından geçiyor muyum, arada bir de olsa, dünyada en çok bunu merak ediyorum...

yok huzursuz olma, mutsuz değilim, ama yalnızca bilmek istedim, seni ve neler yaptığını...

eski, çok eski sevgilim , beni hatırla, uzaktan da olsa bir merhaba yolla. ..

bir ağacın gövdesine dokun, bir boşalmış bardağı sıkıca tut, bir filmde durduk yere gözlerin yaşarsın, hani olur ya bir de şiir duyarsan aşk için yazılmış...

beni hatırla...

sana kapı arasından bir küçük merhaba, fısıltıyla...

nasılsın?
sulfur sulfur
defalarca yazılabilecek buna rağmen asla gönderilemeyecek ya da verilemeyecek, insanı rahatlatan bir eylem.. eski sevgili asla okuyamaz bu tip mektupları.. yazıldığını bile bilmez çoğu kez..
gudu bet gudu bet
ooofff! üzülme bebeğim, sakın üzülme. olmadı işte, ayrıldık. kızmadım sana, kızamıyorum. yeter ki sen üzülme. ben sana hiç kıyar mıyım? yani o kadar da hıyar mıyım? hıyar dedim de aklıma geldi. yeni sevgilinle aran nasıl? o da seni benim seni çok sevdiğim gibi seviyo mu? arasıra görüşelim olur mu? misafir ol gel bana, yumurta kırayım sana. param pulum yok ama, borç yazdırırız bakkala. seni nasıl sevdiğim senin hiç şeyind eee umrunda değil. hatırlar mısın bilmem o mahur beste çalar müjganla biz fenalaşırdık. he sahi geçen gün bekledim seni saza niye gelmedin? seni bilmem ama ben acayip gaza geldim. sonra soda içtim, geçti. hatırlamalı, sevgiyle anmalı, unutmamalı, incitmemeli, uçan memeli, kaçan memeli, tutan memeli, öbürü de gelmiş hani bana hani bana demiş. biliyorsun, ne yapsam ayrılamam senden asla. hafife alma, aşk vurur insana. bir de yer vurur sonra. masa tenisi. bu kadar kolay sanma ilvanlım! -ilvanlım ilvanlım ilvanlım amma- amaaan neyse. sen çok güzelsin yavrum. a acayipsin, b acayipsin, c hiçbiri, d hepsi. hatırlar mısın sazlar çalınırdı çamlıca'nın bahçelerinde. benim de arabanın teyibini çalmışlardı. şimdi de seni çaldılar benden ve şimdi içiyorum her gece, her gece başka bir işkembe. paça, tuzlama, kokoreç, kelle. gel beni kısmen yelle. he unutmadan, ıı ebabil bir kuşsa, saka daha kuştur! saka kuş olarak kalacaktır. kuştur, kuş olacaktır. kuştu, kuştunuz, kuştular, kuşarlar. şiirime burda son verirkene, bi dakka doktor bey geliyorum. şiirime burda son verirkene seni çok sevdiğimi söylemek istiyorum. ha bi de yeni bi kedi aldım. o da çok şeker. gidişim suskun olmuştu ama dönüşüm muhteşem oldu. yaslı gittim şen geldim, aç koynunu ben....

alıntı: grup vitamin / aşığın şiiri
(bkz: www gokhansemiz net)
quaver quaver
ortak noktama;
uzun bir süre sonra yazmaya karar veriyorum yine, aklımda toparlamaya çalıştığım bir iki cümle olsa da tuşlara basınca çıkan ses kadar anlamsız olacak korkusu var içimde, yazmıyorum yazamıyorum. söylemem gerekenleri söyleyemiyorum aynı düşünmem ve yapmam gerekenleri yapmadığım gibi. korkuyorum her şeyin sonunda. dinlediğin şarkılarla konuşuyorum, sadece onlarla hissediyorum.dondurulmuş düşüncelerim var, hareket etmelerine izin vermiyorum, senden uzak olmalarını sağlamak için yapabildiğim tek şey de bu. nefesimi dinliyorum, belki bir bildiği vardır diye hiç durmadan devam etmek üzerine. sırrını söylemiyor bir türlü.onun da dökülmüyor kelimeler ağzından, belki onun için de zordur devam etmek, dur diyorum ama dinlemiyor beni.belli ki aynı dili konuşmuyoruz. belki aynı hayatı da yaşamıyoruzdur. gelen geçen rüzgâr hava hepsi kayıtsız. anlatılmak istenenler yine gerilerde kalıyor, bilinmezliğin ve kararsızlığın aslında korkunun gerisinde kalıyor. erteleniyor gözyaşları, yapılmak istenenler tarihte sayfa atlıyor, ardına bakmadan. takılıp düşecekler ardına baktıkları anda. ışıklar yanınca fark ediyorum, yanlış bir isme açılmış yanlış kapılar ve ardında bıraktığı kırık dökük parçaların açtığı yaralar. ufak belki fark edilmeyen ama acıtan, bunu yapmaktan uzun bir süre vazgeçmeyecek olan. belki de hiç bir zaman.
belki en doğru zamanda geldin hayatıma ama en yanlış zamanda bırakıp gidiyorsun. bak hala geçmiş zamanı katamıyorum sana, geçmişimde bırakamıyorum. hayatımın her anına yayıp her nefesimde bir damla koklamak istiyorum seni. seni kazanmak için elime geçen fırsatları geri getirip bu sefer daha çok çaba harcamak istiyorum. rüyalarımda seni görüyorum ısrarla. ne kadar acı verse de ne kadar uzaklaştırsa da beni mutluluktan kovamıyorum seni rüyalarımdan bile. benim ol istiyorum, her şeyinle, yo sadece kalbinle benim ol istiyorum, beni sev istiyorum,benim seni sevdiğim kadar olmasa bile sev, sevebileceğin kadar. dene istiyorum sevmeyi, tanımayı dene. ama saçma şimdi böyle bir liste yapmak. kaybedilenin arkasından yas tutmak gerekir bense gelecek planları yapıyorum. yanlış yapıyorum, yanlışı yaratıyorum hatta. melodilerime sakladım seni hayat ölüm ve mutluluk melodilerime aşkımın melodisi de sen oldun. her notada her ritimde kaybedilenin biraz daha farkına varıyorum ama kaybetmek başka bir anlam kazandı sende. hani alışık olduğumuz uzaklaşmak anlamında değil de etrafa yayılan hatta kazınsa dahi çıkmayan ama bir türlü ulaşılamayan, dokunulamayan oldu kaybetmek.her yerde her seste her görüntüde ama sadece bende değilsin. benim değilsin. neden değilsin?anlamıyorum, oysa resim için tek gerekli olan senin atacağın imzaydı, sense çevresine bir iki çizik atıp saatlerce bekleyip çekip gittin. bana pek fazla seçenek kalmadı aslında sana dair. hatta seçenek bile yok önümde. ama yine de elim uzanmıyor yapmam gerekene. başka şeyler arıyorum,peradoxa çözüm arıyorum. yine sınırlarda dolaşır oldum.şimdi de seni suçlayacağım beni o sınırlara ittiğin için belki de. hâlbuki ben yürüdüm o sınırlara, bir bir sahip olduğum her şeyi yok ederek. o sınırlara gelmeni istedim mi senden bilmiyorum. aslında beni kurtarmanı istedim o sınırlardan. ama sen farkında mıydın ki neresinde olduğumun hayatın?sanmıyorum. belki de sanmadığım için daha az şey kayıp edeceğim seninle birlikte. ama hayatımda ilk defa bir şeyi kayıp etmeyi istemiyorum, hem de kaybettiğim halde... sana ait zamanı durduruyorum şimdi. bir gün uyandığımda rüyamdaki sana beni sev diye yalvarırken buldum kendimi. şimdi yine yalvarıyorum durdurduğum zamanda ve akmayacak o zaman beni sevene kadar. elimdeki gücün farkına vardım, ama şunu da öğrendim ki o güç sadece benim hayatıma ait. durdurduğum zaman da, yok ettiğim hayat da benimki anlayacağın. korkma bebiş, zarar gelmez benden sana, senden bana ne kadar gelse de. iyi geceler yine. her gece olduğu gibi seviyorum seni.
undeuxtrois undeuxtrois
ilk gün biraz ağladım, ikinci gün her aklıma geldiğinde gözlerim doldu, üçüncü gün bi arkadaşım komik bi espri yaptı çok güldüm, seni düşünmem geçti.
o kadar yani, ne bekliyodun ki.
lunatic lunatic
öfkeyle ayrılınmışsa çok kolay yazılabilecek her türlü şeyi rahatlıkla döşeyebileceğiniz mektuplardır ama severek ayrılındıysa kalme almak bazı şeyleri iç burkar,boğaz düğümletir o tarz bir mektuptur karmaşıktır itiralar içerir,geç kalmışlıklar pişmanlıklar.
a fine day to exit a fine day to exit
"neden girdin hayatıma bilmiyorum. ama tek bildiğim 2 gün önce herşeyin normal göründüğü. mutsuzum şimdi. az önce aradın. iş yüzünden konuşmak zorundaydık konuştuk, gayet dediğin gibi "arkadaş"tık. sonra başka bir şey söyledim yine yanlış anladın, derken yine tartıştık ve yine: "ben bir sey demiyorum istedğini yap" demek zorunda kaldım.
neden diye sormuyorum. sorgulamıyorum. tek bildiğim arkadaş kalmak istemediğim.
o kadar içtiğim içki, 1 haftanın yorgunluğu, beraber çalışmak zorunda olmamız.. bekleseydin bir gün keşke...
neyse her şeye tamam. herşeye.
artık yorulmuş insanların dediği gibi, umursamaz, hiçbir şey için çabası olmayan insanlar gibi. "tamam ne dersen."

sen bilirsin deyince kavga çıkmazmış. öyle diyordu mustafa hakkında herşey de annesi. ben de mi öyle demeliyim?
oysa söylemek istediğim çok şey vardı hala, hepsi yarım kaldı.

ha bu arada söylemeliyim, beni bıraktığından 10 dakka sonra eski sevgilimle karşılaştım. teselli eski sevgili de aranır mı? ben aradım. sana söylemedim. söylemek istemedim. belki üzmek istemedim.

ama sen kendi değerini anlamadın ki...

ben anlatmışım öyle söyledin.
sen alışık değilmişssin ilgiye. üzülmemi istemiyormuşsun sonra. öyle söyledin. hiç üzülmedim inan. hiiç canım.
oraya buraya giderken dün tek başıma, herkese neden ayrıldığımızı bilmediğimi söylerken, gözlerim dalarken,
seni görürken..
hiç üzülmedim canım.
ben?
her dakika neşeli görünen ben?
niye üzüleyim?
lütfen...
dalga geçiyor olmalısın.


evet.
kesinlikle dalga geçiyor olmalısın...."
mabel mabel
"senin yaşadığın şehirden uzaklaşamıyorum.seni görmüyorum.sadece seninle aynı şehirde yaşadığımı biliyorum.bugün yağmur yağıyor,dün lodos vardı,havayı kar kokusu sardı,sen de yün hırkalarla geziyorsundur evde,sen de ıslanmışsındır dışarıda,şehir içine kapanmış evleri seyrederken,ben binlerce ev arasında senin evini seçmeye uğraşırken,sen benim kısılan gözlerimi yakalayamazken,seninle aynı şehre bakıyorum.sana aynı karanlık göğün altında yaklaşabiliyorum sadece.seninle beni birleştiren tek şey bu şehir."
1 /