eski sevgiliye mektup

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
20
napalm yutmuş kedi
bu mektup yazılıyorsa eski sevgili eski olamamıştır kalpte, beyinde ..aynı zamanda "gurur nerde lan" diye sordurur insana.. yani eski sevgilinin eski olmadığını gösteren mektup.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
kirmizibalik
yazılmaz
yazılsa bile yazıldığıyla kalır, yazandan başkası okumaz
okusa bile bir gün tavan arasında eski sandıkları kurcalayan afacan bir torun okur, o da anlamaz
anlasa anlasa en fazla edebi yönü kuvvetli olan bir torun anlar, o da kitap haline getirir, gelirini yer.

en nihayetinde, yazana bir faydası yok.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
sehrazat
en güzelini ayhan kırdar yazmıştır;

lo'ya son mektup

parmağımı yontup sana bu mektubu yazıyorum lo. iyice oku ve sonra dudaklarına dokundur bırak yansınlar.

sarhoşum başım dönüyor. zaten şarap şişelerinin burunları kanadı mı işleri tamamdır. bir bardak dolusu, bir bardak dolusu daha derken şişeler ölür yalnızlık kalır.

ama sen gülersen lo her taraf aydınlanır. dişlerin pembe dilinin yoluna dizilmiş nurdan birer fener ki hâla hatırladıkça gözlerim kamaşır.

az önce penceremi açarken, gece uzun ipekli bir kumaş gibi dağılıyordu rüzgârda. sen saçlarını çözünce gece olur biliyorum. taktığın gül gökte bir ay gibi duruyordu. fakat bir gün gelecek lo, yavaş yavaş şafak sökecek o ipek saçlarının kıyısından. çünkü zaman bir rüzgârdır daima eser ve daima şişiktir yelkenlerimiz ki hep yol almaktayız ülkesine ihtiyarlığın.

hayal gerçek ayırmadan hep seni duyuyor seni yaşıyorum lo. bir gün göğsünün mabedine yaslandım. kalbin bir kilisenin çanı gibi atıyordu. bütün sevdalılar eteklerine diz çökerken ben tepeden tırnağa mum kesildim, iri beyaz bir mum. bir fitil gibi saçlarımı tutuşturup senin için yandım. başım, boynum omuzlarım yavaş yavaş eriyordu. tam alev kalbime doğru inerken birden söndüm. çünkü kalbimde sen vardın lo, incinmeni istemiyordum.

aradan yıllar geçti. mevsimler ufukta cümbüşlü bir kervan gibi akıp gitti. geriye kalan yine yalnızlığındı, yine bulut bulut sargıları içinde uluyan hasta bir sonbahar. ne bileklerimi kesebilmek cesaretini bulabildim kendimde ne yaşama gücünü lo.

ağlama... sakın benim için ağlama. yoksa her taraf deniz demektir. üstelik gözlerin eski mısır gemisine benzerler, kirpiklerin simsiyah binlerce kürek. ki ıslanmaya görsünler alır başlarını giderler biliyorum. sonra büsbütün tenha kalır ellerimin limanları kalbime akşam çöker.

elveda lo. ey sevda bahçemde boy atan keder.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
cyan
kendime o kadar söz verdimki sana yazmayacağım artık diye...
7 ay oldu nerdeyse.
7 aydır üzülüyorum..kimi zaman ağlıyorum da.
o ilk bıraktın ya beni.kapına geldim hep.kapında yattım, kapında uyudum hani.
aptalmışım ben.hani o yüzüğü "şimdi takamam cyan.zamanı var"deyip cebine koyduğunda ümitlenmiştim ya..
aptalmışım ben...
ya ilk ayrılıp gittiğinde benden, ilk 2 ay boyunca hergün rüyalarımı süslemene ne demeli..
çok adisin çok.bu genç yaşımda hayatı zehir ettin bana.hani sabah uyanınca herşey çok güzel oluyo ya 2-3 saniye.
rüyamda sevgilimsin hala çünkü.ama uyandıktan o 2 saniye sonra aklımın başına gelmesiyle, tüm günümü zehir ediosun ya bana..
sende uyuyama...
şimdi bi sevgilin var...geçen gün gördüm seni sevgilinle.
elele görüp hala sevgilin olmadığına inanamama durumuma ne demeli?
peki facebook'ta soyadını değiştirme durumuna ne demeli?
ulan karımdın ya sen benim...
dün konuştuk ya hani.işi bıraktığını söyledin.çok yorulduğunu söyledin bu camiadan.
sevgilin mi izin vermiyo dediğimde ise sert çıktın hani..
"saçmalama cyan.ne izin vermemesi.onun sayesinde yeni bi işe başlıcam" dedin ya.çok koydu.2 sene boyunca başkasına benim hakkımda böyle bişey söyledin mi acaba?
inan üzülmüyorum artık eski sevgilim..inan bana.
mutluyum şu anda.
niye biliyo musun?
çünkü en azından nerede olduğunu biliyorum.ya sevgilinlesin ya evinde...
senle beraberken, sana verdiğim telefonla şimdi yeni sevgiline "günaydın aşkım" mesajları atıyosundur.. ne mutlu sana..

ve sana son sözüm;

her seviştiğinde aklına ben gelirim inşallah!

benim çektiklerimi çek.başka bişey istemem.

hiç iyi olama!
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
thesecret
açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hisettigim an demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
geçenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte hersey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanilmiyacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sahili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
yanlizlik hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
şu tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız midir
eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
karanlık çoktu denize yanlizlik çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mi hele elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu olu bir gezegenin soğuk tenhalığına
benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki tek kisilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek aşkımız

(bkz: atilla ilhan)

çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili

sen hiç inanmadın bu mısralara. bense bir gün ayrılacağımızı bilerek tutundum bunlara. çok zaman geçti üstünden ama ben geçemedim senden hala. geçmeyecek de bilmekteyim.kendime acı çektirmiyorum inan. artık üzülmüyorum da.bir gün gelecek bir sevgili bulacağım kendime. senin kadar iyi olmayacak. sevilmeyecek senin kadar.

gittin. gittiğinde beni bıraktın geride. bana gitmek daha zor dedin hep. belki de öyleydi gerçekten. dayanamadın o zorluğa. ama yok artık sana hak vermek yok. çoktan vazgeçtim hep seni haklı görmekten. kendimden de bıktım bu hallerimden. o yüzden değiştim. varlığında bambaşka yapmıştın beni, yokluğunla daha bir başka yaptın. iyi mi bu halim kötü mü bilmiyorum. artık kıyafetlerimi alırken kendim seçiyorum, giyinirken dolabımdan kıyafetlerimi kendim alıyorum.

büyüdüm artık.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
belirtisizisimtamlaması
"söv say dök dağıt içini bu bir eylem değil rahatlama biçimi" felsefemden yola çıkarak kurduğum sövgü dolu cümlelere bolca rastlanabilecek ve sövülesi eski sevgiliye lanet cümleleri ile sonlandırılabilecek argo aromalı kelime salatası..
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
çıkar şu üstündekileri ne dediğin anlaşılmıyor
sayın eski sevgilim;

bir gün ayrıldık ve sevilmekten eskimiş bir renk gibi hissettim kendimi. hüzünleniyorum hala. o evin önünden gelip geçerken. hüzünleniyor hala bir ses. nedenleri sende saklı belki de.

son çırpınışımdın sen insanlar arasında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

halbuki ne savaşlar verilmişti. gülüşünde kayboluşumu hatırladım da. yok bir sigara daha kaldıramam artık.

yazılar yazdım toplasan hepsini hiç
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

ellerini tuttuğum ilk gün. bırakamadığım gün. hayat durdu sanki. dünya dönüyor etrafımızda. sanki biz varız kocca dünyada. sadece biz.

seninle geçen her anı bir ömre değiştim
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

eskişehir'e gelişin. gidişin.

ben sana her şehirde biraz geç kaldım
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

mesafe ilişkisi zor demiştim. yıpratır demiştim. dinlemedin. yıllar dedin. birbirimizi kazanmak için verdiğimiz savaşları hatırlattın. ki haksız da sayılmazdın.

bana uzaktı her şey sana o kadar yakın
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

sonbahardayız ya. aksisindir. çok seversin bu mevsimi. ağlıyor derdin yağan yağmurlar için. her yağan yağmuru ayrılan bir sevgilin gözyaşlarına benzetirdin. bugün yağmur yağdı burda biliyor musun?

kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni..
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
antitartaklar
sevgili ex sevgilim


sen giderken güneşin batışını izleyen ay çiçeği gibi boynumu büküp "şimdi sen gittin ya, herkes sana benzeyecek" demiştim ya, yalan söylemişim. adriana lima hala bildiğin adriana lima, okuldaki kızlarda ha keza öyle.

şimdi de ben gidiyorum ve biliyorum kimse bana benzemeyecek. hatta benzemez kimse bana gerçi insanlar çift yaratılırmış derler ama ben tek olduğuma fazlasıyla inandığım için bu söylenene pek inanmıyorum. sen de inanma. sana biri "merhaba ben süleyman " deyip muhabbet etmeye çabalarsa bilki o sahtekarın biridir gerçi ben normalde süleyman değildim dimi? o zaman süleyman'dan özür diliyorum adamın günahını aldım. süleyman ile istediğin gibi takılabilirsin. o benim çakmam değil, o orjinal süleyman ama sen yine de benim çakmalarımdan sakın olur mu? ben gidince beni başkalarında arama gerçi sen beni zaten aramazsın ama hani ararsan diye diyorum. yani ararsın dimi? hem beni aramak samanlıkta iğne aramaktan kolay bu yüzden bile beni arayabilirsin. ara beni fazla bekletme.

bu yolculuk bana yaramadı sanırım. (b)ir(a)z(ya) kafam karıştı ama yinede beni başkalarında arayacaksan kasma, direk beni ara. telefonum 7/24 açık gerçi ben senden, ondan bundan hatta istanbuldan kaçıyordum ama noldu birden anlamadım.

neyse lafı daha uzatmayayım. kendine bir ayının yavrusuna baktğı gibi özenle bak. aynadan bakma ilgilen babında ya da şöyle söyleyeyim: kendine trafik levhasındaki ünlem işaretinin ansızın verdiği dikkat alarmı gibi dikkat et.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
aziz magnolia
benim için eski, başkası için yeni olan sevgilim,

aslında sen, benim; geçmişteki birçok zamanlardan arta kalan o karanlık dakikalarda düşlediğim, şekilden şekile soktuğum, farklı bedenlere aynı maddelerden yapılmış yapay ruhla enjekte ettiğim, ve yine o arta kalan dakikaların en izbe saniyelerinde karşıma koyduğum ve karşıma koymamla derin tanrısal orgazmlara ulaşmamı sağlayan ve bu tanrısal eylemlerde en temiz günahlara sebebiyet veren, ve bakire meryem edasıyla bana ucu görünmeyen kuyular tahsis eden, zaman zaman farklı tatmin düeylerini bana yaşatan; masamdaki o küçük, masum ve cansız lambanın vücutlarımıza gönderdiği o beyaz ışık huzmesini içime almamı ve en derinlerime göndermemi sağlayan, ve dur durak bilmeden, melekleri bile kıskandıracak derecede eşsiz olan o sesle bana, piyano melodilerinin bir hayalet gibi dolaştığı şarkıları mırıldayan ve benim o şarkılarda, kasvet yaratmada usta olan birkaç obje ve yuvarlak, yani gotik mimariye gayet uygun olan pencereler sayesinde çeşitli paranormal aktiviteler yapmama sebebiyet veren ve bunları uzaktan umarsızca seyreden, ve seyrederken, evrendeki herşeyin ana maddesinin ateş olduğunu destekler gibi içten içe yanan ve bu yanma sonucunda küllerinden doğan anka kuşu gibi farklı bir bedende ama aynı ruhla meydana gelen ve bu meydana gelme olayından mütevellit; yaşama, yeni ama çürümeye mahkum umutlarla kapılarını ardına kadar açan, ama bu kapılarını açma girişiminde de birçok saplantıya maruz kalan, ve bu saplantılar sonucunda ruhani boşluklarda paranoyak direklere asılan ve bu canice asılma sonrasında ruhunu sonsuzluğa bırakmakta hiçte tereddüt etmeyen, ve bundan sonsuza kadar pişmanlık duymayacağına kendisine ve bana yeterince samimi ve içten bir şekilde söz veren o tanrısal kadının bir tezahürü olarak, hiçte beklemediğim bir anda karşıma çıktın, ya da ben senin karşına...

aslında herşey iyi başlamıştı, lakin; evrende zıtlıkların birliğine inanan ben, 'iyi'nin 'kötü' ile kardeş olduğunu unutup, bu derin olmayan ilişkinin sonunun kötü biteceğinin nedense (hiç) düşün(e)memiştim. bu düşünememenin altında yatan o gizli sır ise; içimde, aradan geçen zamanın bıraktığı keskin boşluk, ve bu keskin boşluğun pis kokusuydu...ve tabiki, senin, geçici de olsa bu boşluğu dolduruyor oluşundu, ya da sadece dolduruyor görünüyordun, ve ben inandım. dile getirdiğim gibi, herşey iyi başlamıştı, ki bu da, geçici ilişkilerin tipik özelliklerinden biri olsa gerek. oysa ki sen masumdun, ve utangaç. ilk adımı hep benden beklerdin, bana uymaya hazırdın. narindin sen, kırılgandın, ve yukarıdan yağacak bir yağmur damlasına kapılacak gibiydin. zayıftın, ama güçlüydün; hastaydın, hatta birçok hastalıkla uğraşıyordun ama ayakta durmayı becerebiliyordun, ve elinden geldiğince de hastalıklarını bana hissettirmemeye çalışıyordun. sen iyi bir insandın aslında, hala da iyisindir umarım. zira, beni bırakman seni kötü yapmaz, en fazla başkasını seviyorsundur, ve en fazla da o kişi seni haketmiyordur. peki şimdi burada suçlu kim ? ben bunu anlamadım işte. hatırlıyor musun ? hastalıklarımızı birleştirip yürüyorduk birlikte, hatta bir de utanmadan ellerimizi birbirine bağlıyorduk. öylesine de utanmazdık işte. her akşam, karanlıkta aynı yere gidiyorduk, ve nedense hep sorunlardan dert yanıyorduk. ve umarsızca ileriye dönük planlar yapıyorduk. hatta birkaç sayı belirlemiştik kendimize, sen anladın ne olduğunu...ve hatta birkaç yer belirlemiştik kendimize. eğer ki buraya ayak uyduramazsak ve burası bizi kabul etmezse oralara gidecektik, kaçacaktık...ayrılmadan önce, hastalıklarımızı birleştirip yürüyordukya birlikte...işte bu güzeldi. bilmiyorum farkettin mi ? biz yürürken yağmur hiç uğramamıştı bize. belki o da biliyordu bu kötü sonu, ya da senin bana söyleyemediğin o uğursuz cümleleri.

benim için eski, başkaları için yeni olan sevgilim; yürümek güzeldi hastalıklarımızı birleştirip...hep aynı yere giderdik, karanlıkta. ve o karanlıkta paylaşmıştık hastalıklarımızı. yalnız en çoğunu sen almıştın, bana bırakmamıştın, sevdiğin için...

peki burada suçlu kim ? onu hala anlamadım.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
20
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın