eski yara

karyatid karyatid
nurettin rençber' in çıkardığı son albümde yer alan ve albüme adını veren yanık aşk şarkısı. şarkı da çivi çiviyi sökmez sözünü çürüten ve yaraların her daim taze olabileceğini, eskimeyeceğini bizlere aktarır sanatçı.

eski yara eski yara
sızlıyor eski yara
yenisinden fayda yok
varıp gidem eski yara

eski yardan eski yardan
geçilmez eski yardan
yenisiyle gönül eyle
yare kalsın eski yardan

eski yara eski yara
kapanmaz eski yara
sinesine sürer mi
geri dönsem eski yara

eski yardan eski yardan
gerçek sözler eski yardan
ben yareyim sen derman
kes umudu eski yardan

eski yara eski yara
kalbimde eski yara
yüzlerce güzel var da
hasretim ben eski yara

eski yardan eski yardan
ne kaldı eski yardan
dal kırıldı kurudu
aşka veda eski yardan
evrensel döngü evrensel döngü
üniversitedeyken kaldığım evin üst katında onur diye bir arkadaş vardı. onur un manyak günlerinde dinlediği şarkıydı. bu şarkıyı son ses dinler (tüm apartman bilirdi bu şarkının anlamını) acılara gark olurdu. deli gibi içer sonra çıkıp eski sevgilisinin evinin önünde sabahlara kadar anırırdı. hey gidi günler. bu şarkı bana onurdan kaldı. sonra yeni bi sevgili buldu. tüm apartman halay dinlemeye başladık. allahın cezası manyak.
toprağın sesi toprağın sesi
gün gelir ayrılır yollar, başkalaşır hayatlar. ama akılda hep vardır, insan olarak ona olan bağlılık bitmez, aşktır belki biten, belki birlikte yürütülemeyen bir ilişkidir. ama insanca iyi olsun istersiniz, en mutlu o olsun, en çok onun yüzü gülsün, hayat ona her şeyin en güzelini versin istersiniz. gün gelir yeni hayatta yanınızda yeni yoldaşlar olur, siz başka bir dünya da yol alırken ardınıza bakar onunda sizin gibi mutlu olmasını, yeniden sevmesini, sevilmesini istersiniz. haber almak ister, mutluluğuna mani olacağım korkusu ile vaz geçersiniz. an gelir bir yerlerde kesişir yollar, baktığınız yerde gördüğünüz resim herkes için mutluluk verir, sizde önce sevinirsiniz, yalnızlığa terk ettiğiniz eski yaranız artık bir cana tutunmuş gibi görünür, sonra dikkatle bakarsınız fotoğraflara hiç birinde gülmemektedir gözleri, hiç birinde sizinle olduğu zamanlardaki gibi değildir duruşu, bakışı... o an anlarsınız giderken en çok onun gülümsemesini çaldığınızı, yalnızca ayrılık değil, ardınızda koca bir aldatılmışlık bıraktığınızı. son bir umut olup size sarılan insanı nasıl kör kuyulara attığınızı görürsünüz. utanmak az kalır, kahrolur, ölmek ister ama beceremezsiniz. işte böyle zamanlarda insan olmak istemezsiniz.
antik acılar pasajı antik acılar pasajı
bir şeyler söyleyeceğim. hayatına uzun ya da kısa süreli girdiğim adamlarda iyi kötü ama mutlaka bir iz bıraktım. ama biri var ki bazan çok düşünürüm, nasıl hesap vereceğim ona ahirette diye.

sene çok eski. birimiz mektebi hukuki şahane öğrencisi, birimiz ise birkaç sene sonra tıbbiyeye yerleşiyor. çocuk yaştayız daha, hani her şeyin toz pembe olduğu o yıllar. istanbul, boğaz, adalar, sevdiğin adam/kadınlı olan hikaye, evet o işte.

sınav döneminde ders çalışmam için mesaj bile atmıyor. tek gayemiz var , kazanıp yanına gitmem, gitmek her daim desteğim ve koca dağım. elimi ne vakit uzatsam kolumdan tutup kaldıranım. ben gibi haylazı, adam eden, omzuna büyük yükler yükleyenim.

sınav sonuçları açıklanıyor, ailem beklentisini karşılatmak adına hiç istemediğim bir bölümü yazdırıyorlar. kimse sormuyor bile ister misin yapar mısın, kimsenin umrunda bile değil esasen. beklenti subabı gibi hissediyorum. önemli olan birilerini memnun etmek sadece. olsun varsın, o var orada. en azından onun yanına gideceğim. birlikte olacağız. o yaz mükemmel geçiyor. dağlar, kırlar, bayırlar. dönem başlıyor, başlıyor ama bir şeyler ters gidiyor. mutlu olamıyorum, mutluluğu geç kendimi sorguluyorum, iyi bir evlat iyi bir eş adayı olmak için hazırlanır gibi hissediyorum kendimi. kimsenin umrunda bile değil belki istediklerim , sınavlar oluyor sınavlar bitiyor. o yine en yanımda kendi derslerini bırakıp bana kol kanat olmaya çalışıyor. olmuyor, olduramıyorum. hayatımın dizginlerini yitirdiğim düşüncesi beni kahrediyor.

bir gün geçiyorum karşısına, yapamıyorum diyorum, okulu bırakıp kendi istediğim yolda yürümek istediğimi söylüyorum. kızar sanıyorum ama heyhat. hep yanındayım diyor. i̇stemiyor tabi, zoruna gidiyor ama koca çınar gibi orada arkamda olduğunu hissettiriyor daima. mezun oluyor o sene, ben memlekete dönüyorum. o stajını başlatıyor ve kalıyor. mülkiyelilerin sınavına hazırlanmaya karar veriyor. en büyük desteği verme sırası bana geliyor, veriyorum da. ama bir yandan da işleri ciddilestireceği için , içten içe korkuyorum. ve nihayet o gün geliyor, bir balıkçı lokantasında gel tut elimi ilçe ilçe gezelim diyor. benim sevdiğim gibi sade düz bir alyans çıkarıyor, koyuyor önüme. burnuma sadece masada duran fesleğen kokusu geliyor, kesiyor nefesimi. ödüm patlıyor , evet demekten korkuyorum. hem de çok korkuyorum. yolun başı gibi geliyor, sevgim mi eksik diye sorguluyorum, asla. sadece ona layık olamama tedirginliği bıçak gibi kesiyor beni. o ki koca çınarım, dağım. bense serseri mayın, zelzele. korkuyorum işte, basit, düz, hesapsız. hayatta yapmak istediğim çok şey varken, pranga geçirirler diye korkuyorum, onu ileride çok üzerim diye derinlere dalıyorum, belki kim bilir sadece kendimi kandırıyorum.
onu ikinci kez yarı yolda bırakışım oluyor bu ve son kez görüşüm. ta ki geçen güne kadar.

17.15 trenini bekliyorum, hava yağdı yağacak. laptobumu açmak için masa arıyorum. bir ses, seda. çok tanıdık ama çok eski, çok da uzak. merhaba diyor, kendi ana dilimde, ülkemden bilmem kaç bin km uzakta. dönmem ile irkilmem bir oluyor. yüzünde o ince tebessüm, saçları kırlaşmış, gülünce çizgi şeklini alan gözlerinin kenarlarına yıllar hatıra bırakmış. dilim tutuluyor, damağım kuruyor. uzattığı eli sıkarken, görünce boynuna sarıldığım adam olması hüznü giyotin gibi iniyor boynuma. başımı eğiyorum. trene 1 saatten fazla var ama gelse de beni alsa, uzaklara çok uzaklara götürse diye içliyorum. hayaletim, işte karşımda. senelerce nerededir, kimledir diye tek bir haberini almamak için hususi ihtimam gösterdiğim adam karşısında savunmasız yakalanıyorum. kulağımda o eski şarkı. gördüğüme sevindim diyor bir yandan, bir yandan da iş miydi bu seneler sonra düşüncesi.
.
.
.
bu yazıyı sana yazdım, yazısına dönecek biraz ama olsun varsın. lütfen beni affet, pişman olmadım değil, oldum. evet ben sana iyi bir eş , çocuklarına iyi bir anne olurdum, ama sen de biliyorsun işte. her dikiş her kumaşa gitmiyor. kendimi ikinci plana atmaktan korktum. seninle girdiğim yol, bundan bigane olamazdı. dimağımda hoş bir hatıra olmaya her daim devam edeceksin. hani demiştin ya bana ayrılırken, bir şair başka bir şaire, ben seni uzun yolda yürürken görmedim diyordu. sen de beni o hiç uzun yolda yürümeyen kadına benzetmiştin, o kadınla aynı gün doğduğumu fark ettim sonraları.kim bilir belki de seninle beni yan yana yazmayan kara yazıdır.

senin g. en.

hoşçakal.