eskimeyen

eni eni
yeni olan değildir. kullanılmış olandır.

bir reha yünlüel şiiri.


evsiz-barksız
sabah yağmurlarınındır
gözlerim.

cami avlularına bırakılmış
vakitsiz sağanakların,
coşkulu fırtınaların,
ve bir de,
bir de
kandil cumalarından
tüten heyecanların.
çay bahçelerinin
kırk mumluk sarı ampullerinde
yakılıdır adlarımız
bizbiz yanar
benbön sönmez
yaz'ı bekleyen
kardanadem meydanlarından
geçer sözlerimiz
bana mısın demez
hiçbiri
bana mısın der
havvaları ademlerin
-üşümek zayıflıktır ya
kötü yola düşürür kardanhavvayı,
adamlarının gözü önünde-
kardanademler ondan beklerler yaz'ı
yokoluşları pahasına
varederler kadınlarını
varbırakırlar
kaçırırlar sözlerimizden.
uçuşan-saçışan kahkahalar
sarılır boyunlarımıza
atkılarımızdan çekiştirir
güleriz ergin dostum, geçeriz
sinekli mahalleler
hamamböcekli taverna mutfakları
kötümser garsonlar
hayatla aldığı olan
verdiği olmayan gazino patronları
ırgalamaz bizi dostum!
sineklerinden tablolar
böceklerinden şarkılar
garsonlarından iyimserlikler yapar
patronlarını gazinolarına yamak düzeriz
önümüzden bir adam geçer
kimbilir
hangi kadının
aşık olduğu
bir zamanlar
ter, tütün ve alkol kokusundan müterekkip
bir de yakasında kendisine ehemmiyet yükleyen
bilmemne birliğinin rozetası
kimbilir
hangi kadının
aşkından pişman olduğu
çooook sonrası
paslı kepenklerine koyar
renkli gözlüklerini
şişman kadın
bir çocuk,
prezervatifsiz
çit pervazlarından
atmaktadır
yüreğinin ilk adımlarını
anasının sahilinden hayatının sinesine doğru
çalıntı şarkılarda çalınsak da
ne gam!

her şarkı bizim şarkımızdır
her gam bizim gamımız
film repliklerinden
kaçamamış bir aşka meylederiz.
bir hac mevsiminde aşık olan
iki ihtiyarın öyküsüne çarpar kalbimiz
-başlamamış, bitirilmemiş
dolayısıyla yarım da bırakılmamış-
bir çift huysuz ve hırçın gölbalığının öyküsüne
işte böyle yakışırız.

le-z'avyatör barında
"evribadi niids sambadi" çalmaktadır
om dö fer'de jak brel
kolkola inmişizdir ankara sokaklarına dostum
sen duyarsın, ben görürüm
ankara anlamaz!

sevişmeler unutulmuştur
bir limon sepetine
sepette bir abajur yaşamaktadır
abajurda bir geyik
geyikte bir efsane
efsanede bir kayık kalkmaktadır ergin dostum
bizi bizbiz yapan mumların
kırklarına karıştıran.
sen görürsün, ben duyarım
strazburg anlamaz!

bir harita hatıratından
düşeriz kerevetlere
gökten,
ahmakıslatan 'beş+x elma' şeklinde
hatıra haritalarından
dizeler dizeriz,
kerevetler döşeriz
ankara görür, strazburg duyar
cânım dostum,
biz anlamazlık(')tan yanarız.
olea olea
zaman geçiyor, aşınıyor pek çok şey, eskiyor, yıpranıyor, zevkler değişiyor, zaman dönüşüyor ve kıymetliler kıymetini yitirirken, yeni kıymetliler peyda oluyor. sonra durup bir bakıyorsun, gözünün önünde değil, çok uzağında dahi olsa içinde bir yerlerde sakladığın bazı duygular, bazı anılar ve insanlar hiç eskimemiş, hatta dün gibi heyecanlandırıyor seni. yüzünde gülümseme, yüreğinde kıpırtı, yaşadığın anda anlam oluveriyor. işte böyle eskimeyenlerle yüzleşmek ve içimize dönüp kendimize unutturmaya çalıştığımız zenginliklerimizi yeniden keşfetmek için; kıymet bilen kıymetlileri güne taşıyan olabilmek için eskimeyenlere dönmek gerek...