estağfurullah

1 /
maloğlan maloğlan
sanıldığının aksine anlamı "aynen katılıyorum olmayan" kelime. evet.

allah affetsin, allah korusun olarak türkçeye çevirilebilir. son derece alçakgönüllü, ince ve şık bir tepki ifadesidir. örneğin :
ben dünyanın en cahil insanıyım diyen birine estağfurullah derseniz, "allah senin hakkında böyle düşünmekten beni korusun" anlamında bir tepki vermiş olursunuz.
birisi sizin için abi süper bi adamsın dediğinde de estağfurullah diyerek "allah beni, kendimi böyle görmekten korusun" veya "böyle görünecek kendimi övecek bir şey yaptıysam allah affetsin" demek istemiş olursunuz. çünkü kök olarak af dilemeye dayalı bir kelimedir.

aynen öyle anlamında kullanıldığı tek bir durum vardır. şudur :
-abi birisi bana dedi ki, estağfurullah "aynen öyle demek" ben de inandım. açıp sözlüğe bile bakmadım o kadar safım yani. herkese inanıyorum.
- estağfurullah !
dreamore dreamore
ne şekilde yazıldığından emin olmayan insanların 'est' şeklinde kısaltarak dile getirdiği, anlamı konusunda çeşitli efsaneler olan esrarengiz sözcük.
chaghdash chaghdash
türkçe anlamı tam olarak (biraz da yerelleştirme katarak - lanet olsun çevirmen bir insan hiçbir şeyi mot a mot çeviremeyip aynı duyguyu uyandırmak için kendi yorumunu da katmak zorunda hissediyor işte) "onu ancak allah bilir" demek olan nida.

cümle içinde kullanırsak

+ abi bilirsin, ben o konuda biraz salak davranırım her zaman
- onu ancak allah bilir

+ abi işte zaten sen hep müzik konusunda hepimizden daha bilgilisin ya
- onu ancak allah bilir

+ abi biliyosun ben biraz pislik bi insanımdır bu gibi tartışmalarda
- onu ancak allah bilir
hanisankiolaki hanisankiolaki
sokakta bin ton tonlarca insan "estafurullah" der geçer...
hatta ikinci l'ye ve sondaki h'ye yokmuş gibi davranır; iyi de eder.
üç-beş tane yazan çizen "doğrusu budur, böyle yazılır" diye tutturup, dürterler.
biz de bi bok varmış gibi yazıp doğrucu davutluk/kraldan çok kralcılık yaparız...
bir türlü galatımeşhur edemiyoruz; ettirmiyorlar.
seher seher
ben istanbul pertevniyal lisesi'nden yetmiş yıl önce mezun oldum. öğretmenlerimiz arasında nurullah ataç, reşat ekrem koçu, mesut cemil beyler gibi unutulmaz isimler vardı. kimya öğretmenimizin lakabı 'deli' idi. bu sevimli zat bir gün bir arkadaşımızı uyardı:
"bilmediğin sözü kullanma! estağfurullah demek, 'ben değilim sensin, sen değilsin benim' demektir. yani birisi sana, 'ben bu işte aptallık ettim' derse, 'aman efendim estağfurullah', aptallığı zatıâliniz yapmadı, ben yaptım demektir. unutma! 'sen değilsin benim, ben değilim sensin' demektir estağfurullah!"

sonra hocamız bütün sınıfa dönüp, "anladınız mı ulan eşşoğlu eşekler" demişti. biz de bütün sınıf her bir ağızdan, "estağfurullah!" demiştik. hocamız bazı laboratuvar cam aletlerini kafamızda kırmıştı.

aydın boysan / bıkma yaşa / sayfa 93 - 94
lunedor lunedor
arapaçda tam karşılığı "allah'tan af talep ederim" olan fakat kullanılış şekli ve bu şeklin abesliği nedeniyle kimi ukala olma çabasındaki insanlar tarafından(ki zamanında biri de ben idim bunların) "aynen öyle" veya onaylama olduğu öne sürülen cümle.
fakat az buçuk arapçası araştırılırsa istiğfar etmek için kullanılan bu sözün anlamının yukarıda yazan anlam olduğu anlaşılabilir.
yoldan geçen kendi halinde bir adam yoldan geçen kendi halinde bir adam
seneler önce sınıflardan birinde muallim, istediği şeyi -meselâ cetvel diyelim- edeple kendisine veren talebesine teşekkür etmiş. talebe de bütün şirinliği ile "bir şey değil efendim" diyerek karşılık verince; o günlerde bu tarz mukâbeleye pek alışkın olmayan tecrübeli hoca, yanına çağırdığı değerli talebesinin kulağına şunları fısıldayıvermiş: "evlâdım, bir daha birisi sana teşekkür ettiğinde estafurullah de. hiç olmazsa ağzından mânâlı bir söz çıkmış olur."
bu hikâyeyi, belki de o an hâriç, hayâtının hiçbir devresinde tek mânâsız lâkırdı etmemiş bir âbide insandan dinlemiştim.
araştırmaya başladım: arapça'daki telaffuzu ile estağfirullah; allah'tan mağfiret (af) dilerim mânâsına gelen bir duâ cümlesi idi. peki ama niçin sâdece biz, milletçe teşekkür karşılığında estağfurullah, diyorduk?
yıllar sonra öğrendim ki; estağfurullahın bu tarz kullanılışı, ecdâdımızın günlük hayatta yaşanır hâle getirdiği tevhid akîdesinden doğmuştu.
bir zamanlar atalarımız, allah'tan başkasına şükredilmeyeceğinin idrâki içinde, zâhiren hayra vâsıta olan insana teşekkür ederlerdi. onlar bilirlerdi ki, tevhit inancına göre sebep ve vâsıtaya şükür, aslında cenâb-ı hakk'a şükürdür.
kendisine teşekkür edilen ise, her hâlde aynı îmanla muhâtabına, "güç, kuvvet yalnız allah'a mahsustur. beni hayra vâsıta eden de o'dur. ben kimim ki... vesîle olduğum hayrı kendimden bilmek gafletine düşmekten allah'a sığınır ve o'ndan mağfiret dilerim" mânâsında estağfurullah diyerek mukâbelede bulunuyordu.
acaba, her estağfurullah diyen bu mânâyı idrâk eder miydi?.. buna evet demek çok zor. ancak şu bir hakîkat ki, bir zamanlar teşekkür edene estağfurullah diyerek karşılık veren her fert, mânâlı bir söz söylediğinin mutlaka farkında idi.
mâziye dönmek ve onu yeniden yaşamak hayâldir. evet ama, en tabiî hakkımız olan böylesine bir îman ve tefekkür mîrâsını da reddetmeye devam edersek, kökleri geçmişe dayanan sağlam bir geleceğimiz olur mu?..


mefhumlardan tefekküre, hayri bilecik, kubbealtı neşriyatı-141, 2. baskı, 2007, sayfa:90-91
1 /