ev

1 /
dydm dydm
uzaktayken kokusu özlenen yer. tatilden bile mutlu dönmeyi sağlayan, her köşesinde bir anının saklı olduğu, yaşanmışlıklarla dolu, huzur verici mekan. *
marla singer marla singer
çay demlemek, tv karşısında uyuyakalmak, bütün gün pijamalarla gezmek, kahvaltı yapmak -gerçek kahvaltı yani tulum peyniri, limonlu kekikli zeytin, karpuz falan-, balkonu yıkayıp sulara çıplak ayak basmak, bulaşık&çamaşır yıkamak zorunda olmamak, para harcamadan yiyecek-içecek tüketebilmek, kendini güvende ve rahat hissetmek, ancak günde 20 tane gereksiz telefona bakmak, insanlara en ufak şeyin hesabını vermek, aileye karşı sorumlulukları yerine getirmek, rahat rahat sabahlayamamak, birkaç günden sonra sıkılmak, baymak, gerginlikler, tartışmaların başlaması ve istanbul'a dönme isteği. memleketi istanbul olmayan kişiler için ailenin yaşadığı ev budur.
bacillusantracis bacillusantracis
insanın en huzurlu şekilde en verimsiz dakikalarını geçirebildiği dünyadaki tek yerin etrafındaki 50-150 metrekaredir.evet arkadaşlar insanın en rahat s.çtığı yerdir evi.bunu az önce eve geldiğimde fark ettim.aslında ben bu giriyi tuvalette yazdım.fakat prototip olarak .
bloodine bloodine
cem köksal'ın siyah beyaz masallar albümündeki 2. ve en tatmin edici parça. böyle orkestra vokalin * ardından çukura düşüyormuş gibi, evet öyle bir şarkı. köksal'ın solosundan da bahsetmeden edemeyeceğim, o ne beå.

sözleri:

işte karşımda
çağırıyor
içimdeki bu sesler
zaman kayıyor

sanki onun elinde
benim aklım duruyor
karşımda onunla
oyun oynuyor

hoşgeldin
işte burası senin son durağın
ah.. evet
yok başka bir yerin

hemen kaçmam lazım
hep bana bakıyor
yine bu korkunç sesler
beni bağlıyor

burası lanetli
ruhumu kemiriyor
kötünün kuvveti
yenilmiyor

hoşgeldin
işte burası senin son durağın
ah.. evet
yok başka bir yerin

hoşbulduk
demek burası benim son durağım
ah... evet
her şeyi kaybettim
blue danube blue danube
dünyanın en güzel hissi.. "gitmek istemiyorum anne!"

daha kolay olur sandım hep. zaman geçtikçe ayrılmak daha kolay olur diye düşündüm.. ama daha zorlaşmaya başladı! haziran'ın başında, elimde kocaman bavullarla içeri girişim dün gibi. zaman ne kadar çabuk geçti! yurt odasında yaşama vakti geldi.. bünyenin zayıflığından değil, bakımsızlıktan hasta olma vakti geldi.. sil baştan alışmaya çalışmanın, tekrar bir düzen kurmanın vakti geldi..

meğer ne kadar mutluymuşum bir zamanlar. akşamları televizyon izlerken, telefonda arkadaşlarımla konuşur ve salonda uyuyakalırken, okuldan çıkıp "ev"e gelirken ne kadar mutluymuşum.. kaybettim bunu.. pişman değilsem de, sonsuza kadar kaybettim.. ne bu ev aynı ev olacak, ne de ben aynı ben olacağım..

gitmek istemiyorum.. izmir'i çok özledim, ama evimden ayrılmak istemiyorum!
1 /