evde hayvan beslemek

1 /
anosias anosias
özellikle ilkokul-ortaokul dönemlerinde öğretmenlerin en merak ettiği konuladan biridir. hayvan besliyor musunuz gibi sorularla sıklıkla karşılaşan insanlar sonunda evlerinde hiçbir hayvan yoksa bile denemek içib günün birinde bir hayvan edinmiştir. genel olarak beslenen hayvanlar evcil hayvanlar olmakla birlikte, son derece değişik hayvan besleyenler de vardır.
(bkz: evde dinazor beslemek )
(bkz: evde goril beslemek )
(bkz: evde timsah beslemek )

evde hayvan besleyenler genellikle bu hayvana çok bağlanırlar. beslediğiniz kuş salondaysa ve siz film izlerken en heyecanlı yerinde ciiikciiik diye çığlık atıyorsa siz sinir olur kendisine küfür edersiniz. eceli gelip de hayvan öldüğünde küçük kardeşiniz, sen beddua ettin de ondan öldü diye sizi suçlar. kuş belki de bu beslenen hayvanlar için de en az iletişim kurulan olsa da, onun bile ölmesinin aile fertleri üzerindeki etkilerini görünce şaşırırsınız. sadece belirli dönemlerde suyuunu, yemini verdikleri bir hayvanın ardından hüngür hüngür ağlayabilirler.

evinde sürekli kedi besleyenlerin tüm kıyafetleri kedi tüyü içindedir. (bkz: telperion). bu insanların kediye alerjisi olan insanlarla görüşmesi son derece sakıncalıdır. kedi sürekli sizden ilgi ve şevkat istemekte, mırr mırr die size yavşamaktadır. bu gibi yavşamaların sonucu sizin ona gösterdiğiniz sevginin karşılığı da illa ki çiziklerle dolu eller ve kollar olarak size geri döner. gecenin bir yarısı siz oyurken gelip göbeğinize oturması da mümkündür.

evde köpek beslemek isteyenlerin karşısında genellikle bir anne engeli vardır. "evde köpek mi beslenir yavrum , onun için bahçe lazım, hem ben köpekten korkarım" annelerin en sık verdiği tepkilerden biridir. buna rağmen köpekler kedilerden daha sadık olduklarından iletişimleri kedilerden kat ve kat iyidir. bu yüzden de sahiplerinin en çok bağlandığı hayvan genellikle köpeklerdir. masrafı çok olan bu hayvanların fino gibi türevleri süs olarak kullanılır. tiki teyzeler hayvanlarının manikürünü pedikürünü ihmal ettirmez, üşümesin diye minnoşlarına kıyafetler aldırır, ruh sağlıkları bozulduğunda, yemek yemedikleri psikoloğa götürmeyi bile ihamel etmezler.

evde beslenen en zararsız hayvanlar kamplumbağa ve balıklardır. küçük kardeşiniz bu da nesi diyerek kamplumbağa evinin içindeki palmiye ile öldürmezse, yemini düzenli bir şekilde yiyen kaplumbağanız bir güzel semirerek günden güne büyüyebilir.

evde beslenen hayvan ne olursa olsun, eğer sorumluluğu sizin üstünüzdeyse ona çok bağlanırsınız. fakat aileden başka birileri ilgileniyorsa varlığı ve yokluğu sizin için birdir. hatta aksine sizin alakanız yoksa, evde sürekli sesler çıkaran hayvanlardan nefret bile edebilirsiniz.
guenever guenever
şu kadarlık yaşamımda envai çeşit hayvan beslediğimden tecrübelerimi sizlerle paylaşacağım.

1. muhabbet kuşu: memur evlerinde en çok tercih edilen hayvandır. küçüktür, ayak altında dolaşmaz, tuvalet eğitimi derdi yoktur, taşınabilir. ayrıca sevimlidir ve eve neşe gibi hareketlendirici şeyler katabilir. bu genel kanı. şu ana dek bir çift iki tane de ayrı ayrı zamanlarda olmak üzere dört kuş beslemiş biri olarak başınıza gelebilecek pislikleri de anlatayım.

sevimli olurlar dedik. olmayabilirler. nadir de olsa konuşmayı öğrenebilenleri vardır, siz istersiniz ki her klasik kuş gibi "babacım", "cici" falan desin (kuşlar c harfini rahat söyleyebiliyorlar bu arada), ama gel gör ki beslediğiniz kuş piçin önde gideni olabilir. velhasıl, o kuş günün yirmi dört saati durmadan "keçi, keçi, keçiiii, keçiiie" diye bağırırsa sevimlilik falan kalmaz, olay tam bir kabusa dönüşür. hala merak etmekteyim hangi rahatsız o kuşa keçi demeyi öğretti..

eğer çift besliyorsanız fena, allahın emri sevişecek hayvanlar. buna katlanmak, üzerlerine vakitleri geldiğinde bir örtü örtüp kafesi karartmakla mümkün olabilir. zaten bu çift olayının en kötü durumu, biri öldüğünde diğerinin en fazla üç dört gün içinde ölecek olmasıdır. benim kuşlarımın dişisi ölmüştü, erkek olanı da iki gün sonra açlıktan öldü. yemek yemiyordu eşinin ölümünden sonra. bir de şey vardı, bizim kapıcının kuşlarından biri de ölmüştü o yıllarda, diğeri gayet umursamadan yaşamaya devam edince evin küçük oğlu "hayvan mısın eşine üzülsene lan şerefsiz" diyerek hayvana yem vermeyi kesmişti. en geç iki üç gün içinde ölürler demiştim size.

2. köpek: geniş ve/veya müstakil evde yaşayanların en çok tercih ettiği tür. kakasıydı yemeğiydi, gezmesi dolaşmasıydı bakımıydı epey masraflı ve zahmetli hayvanlar olmakla birlikte hayvan beslediğinizi hissettiren iki hayvandan biridir diye düşünüyorum. kılı tüyü olur, hayvandır kırar döker, bahar gelir eş ister, bir sürü zorluğu vardır. labrador-kangal kırması bir öküzköpek beslemiş biri olarak, genelde hesaba katılmayan o kırıp dökme işi üzerinde duracağım.

bize yeni doğmuş sevimli bir enik olarak gelen bu güzel şey, genlerinin etkisiyle üç ay içinde ayağa kalktığında beni aşağı alacak duruma geldi, ki yapıyordu da. önce bahçede bir kulübe yapıldı kendisi için, nasıl yaptı bilmiyorum ama yıkıp parçalara ayırdı. sonra zincirinin bir ucu demir bahçe çitlerine bağlandı, bağlı olduğu çiti yerinden çıkardı. sabah komşunun bahçesinde ayakkabılarla oynarken bulduk, babamı görünce koşa sırıta yanına gelip ayakkabıyı ayaklarının dibine bıraktı bir de. sonra kış geldi, eve bodrum katına aldık. kitaplığı devirdi, yayımın kirişini kopardı, vazolardan zaten bahsetmiyorum. gürültüye indiğimiz zaman satranç takımının piyonlarını kemiriyordu. daha uzayıp gidebilir, kısaca demem o ki, özellikle de beslediğiniz yerinde duramayacak bir hayvansa, nereye sığdıracağınızı hesap ederken "aman şurda da yatıverir" demeyin. "burda yatar, burayı da dağıtıp yıkar" diyin.

3. kedi: boyutları, sevimliliği, tüylü oluşu, sıcaklığı, mırıldaması, gırlaması sebebiyle yalnız yaşayanlar başta olmak üzere envai çeşit insan tarafından tercih edilen hayvan türü. sevimli oldukları kadar da şerefsizdirler. bilinmeyen bir piçlikleri olduğunu sanmıyorum, herkes ne haltlar karıştırabileceğini biliyor bunların. her yerinizi kıl tüy yapmasından tutun, elleriniz kollarınızın çizik içinde olması, geceleri uyuyamamanız (illa ki gelip kucağınıza yatmak isteyebilir, izin vermezseniz asla uyutmaz), çok meraklı olup her akşam eve geldiğinde kafası gözü dağılmış olması, koltukların tırmık içinde kalması, eve geç gelirseniz trip yemeniz... bir de bahar ayları var tabi. benim kedim öyle bir hayvandı ki, bir bahar macerası sonucu karnında oluşan yaratıkların düşmesiyle öldü. üzücü şeyler bunlar. kedi beslemek cidden aşık olmaya benziyor bazen. çok feci bağlanıyorsunuz ama sıkıntıdan başka şey getirmiyor size.

4. ördek: bunu kimler tercih eder ben cidden bilmiyorum. bir gün şehir dışında bir yere gezmeye gidip elimde ördek yavrusuyla döndüm, sonraki altı ay da besleyip büyüttük hayvanı. kıvama gelince de yedik. beslenebilmesi için genel koşulları da anlatamayacağım size pek, çünkü biz bu hayvana solucan falan veriyorduk, bazılarını beğenmeyip yemiyordu. soslu makarna hastasıydı, çayıra çimene gezdirmeye götürüyorduk, bazen papatya yiyordu falan. sorunlu bir kişiliği vardı. başka sorunlu bir kişiliği olan abim, ördeklerin bezelye yerken (boğulmadıkları sürece) çok eğlendiğini keşfetmişti. ayrıca bir keresinde soğan yedirmiştik hayvana, gagası çok kötü kokuyor, her vakladığında ortalık soğan kokusuyla doluyor.. yedirmeyin.

5. at: bunu daha çok çiftliğimsi evlerde yaşayanlar tercih eder, ya da köy yerinde ikamet edenler. bizimki ikisi de değildi, evde beslediğimi de söyleyemem, ama kaldığı süre boyunca her sabah kalkıp yanına gidiyordum sorumlu kişi olarak. beslemesi zor değil, zaten ağır hayvan, ne yaptığını biliyor. hele bir de güzelse, hayvana saygınız tavan yapıyor. beslemeye değecek iki hayvandan diğeri de bu işte. ufak tefek hayvanlara alışık olanlar ilk başlarda zorluk çekeceklerdir, attan birkaç kafa yiyebilirler bu süre içinde. fakat resmen o size öğretiyor ne yapacağınızı. dezavantaj olarak, binmeyi bilmiyorsanız bacaklarınız moraracaktır başlarda, hatta belki düşüp kemiklerinizi kaburgalarınızı incitebilirsiniz. fakat dediğim gibi, hayvan resmen size öğretiyor.

6. tavşan: bunlar da genelde sevimli falan oldukları için, özellikle çocuklara hediye olarak alınıyor. biz epeyce fazlasını bir arada beslemiştik birkaç yıl kadar. et tavşanları acaip çirkin oluyorlar büyüyünce. ama lezzetliler haliyle*. küçükken ve büyüdüğünde de sevimli olanlar asıl yünleri için beslenenler*. hele de beyaz olanları, üç aylıkken çeyrek kuzu büyüklüğüne geliyorlar. kırkıldıkları zaman bile o kadar komik oluyorlar ki mıncıklamak istiyorsunuz. regl oluyorlar, idrarları asidik, değdiği yere zarar veriyor. çok çabuk korkuyorlar gerçekten, sessiz bir ortamda yaşamaları gerekiyor. yoksa ishal oluyorlar ve ölüyorlar.

çok narin oldukları için, eğer tavşan alacaksanız çiftliklerden falan alın, pet shop'lardan değil. pet shop'lardan alınan ve tavşan yemi denen abuk şeylerle beslenenlerin ömrü çok kısa oluyor, hayvanlara yazık. şöyle güçlü sağlıklı, çimen, marul, havuç yinen tavşanlarınız olsun. torunlarının torunlarını bile görebilirsiniz o zaman hayvanlarınızın.

7. salyangoz: bunu tercih edenler hiçbir hayvana bakamayacak durumda olduğunu bilenlerdir. üç gün kadar beslemiş biri olarak tecrübelerimi paylaşayım. üzerinde birkaç delik açılmış büyükçe bir pet şişe içinde, ıslak toprak ve marul yapraklarıyla rahatça yaşayabiliyor. ışık varken hiçbir olayı yok, gece faaliyete geçiyor. faaliyet derken, ahah hayvanın tüm olayı yemek yemek. sabah kalktığınızda bir marul yaprağı yenmiş oluyor. sonsuza dek sorunsuzca yaşayabilirmiş gibi görünürken, üçüncü sabah kalktığınızda yerinde olmadığını fark ediyorsunuz. manyak hayvan, neyine güveniyorsa şişesini kapatan streç filmi yırtarak dışarı kaçmış, boyuna bakmadan 80-90 cmlik amfiye tırmanmış, oraya bir yere yapışmış olarak buluyorsunuz. doğrudan doğaya iade yapılıyor tabi.

8. balık: bu da az zahmet, en azından biraz atraksiyon diyenler için. suyunu değiştirmeyi unutmamak ve fazla yemek vermemek gerekiyor. çatlayıp ölebiliyor, sanırım bu su hayvanlarının genel sorunu. hiçbir olayı yok bence, dolanıp salak salak bakınıyorlar. beslediğim ilk posta balıkların akvaryumundaki su temizleme aletinde kaçak varmış, şiddetini az arttırınca hepsini kızartmıştım*. şimdilerde ikinci postayı beslemekle meşgulum. beş gün önce aldığım iki balıktan biri dün sabah vefat etti. nedenini hala bulamadık, çalışmalarımız sürüyor. fakat simsiyah olan bir balık sabah nasıl altın rengine döner cidden anlamış değilim. adını darth vader koyduğumuz için yukarıdan birileri bizi uyarmış olabilir diye düşünüyoruz. kısmet tabi. diğeri* hiçbir sorunu olmadan yaşamaya devam ediyor.

9. su kaplumbağası: ninja kaplumbağaları fazla izlemiş çocuklara alınabilir bir hediye. bana böyle gelmişti. pek emin değilim ama galiba bıyıkları oluyor bu hayvanların. benimkinin vardı en azından (o yüzden adına selahattin demiştik). bütün gün yüzüp hiç sorun çıkarmıyorlar. yemini unutmanız halinde hemen triplere girip hastalanmıyorlar. toplu yem verilebiliyor (yine de iki günlükten fazla vermeyin). hayvanla hayvan olup yem dışında şeylerle beslerseniz semirip çatlıyorlar, yapmayın.


sanıyorum bu kadar. unuttuğum hayvan varsa şimdiden özür diliyorum kendisinden.

edit: ismilo'nun hatırlatmasıyla aklıma geldi. civcivler var bir de, hemen ekleyelim.

10. civciv: sokaktan alındıysa küçük çocuk hevesindendir, yok eğer kümesten aldıysanız o işin nereye varacağı zaten belli. biz sokakta kutularda satılanlardan almıştık. zaten zayıf ve güçsüzlerdi, iki gün sonra da öldüler. galiba bulgur yedikten sonra su içip şiştiler, ama annem bana göstermediği için bilemiyorum kesin olarak. bunları beslemek çok gereksiz ve zor gelir bana o günden beri. hiçbir sevimlilikleri yok, mayına basmış gibi sağa sola koşup duruyorlar, ezme riski çok fazla, o olmadı zaten yeme-içme problemi derken bir şekilde ölüyorlar. canınız sıkılıyor durduk yere. alacaksanız, yine söyleyeyim, sokaktan almayın kümesten alın, sokaktan alcaksanız bile o renkli olanlarından kati suretle almayın. yazık o hayvanlara ne yapıyorlar öyle yahu..
togisama togisama
evde togisama beslemek
efendim bazı öğrenci evlerine bahşedilmiş bu yumuşak huylu yemini suyunu verince ses etmeyen hayvanı beslemek son derece zevkli ve fakat zaman zaman tehlikeli hale gelebilecek bir iştir.
gayet uysal bir hayvandır karşısına bir bilgisayar ve günde 5 ila 7 öğün arası yemek verirseniz arasıra tuvaletin girişine sarı bant çekip "do not cross" yazarsanız rahatça size adapte olur. istediğiniz zaman gidip sevebilir hal hatır sorabilir abazan muhabbeti çevirebilirsiniz. bunun yanısıra ekseriyet gece 2'den sonra olmak üzere eğer ışıklar sönükse ve içeriden tv ışıklarına benzer alacalı ışıklar eşliğinde "ja das ist schön, schnell zu schnell" tarzı sesler geliyorsa mümkün mertebe yanına yaklaşmamanız gerekmektedir. evi çok pis dağıtır üstelik toplamanıza da izin vermez. toplamaya kalkarsanız ısırır pençe atar karambol yapar tecavüz eder. kapı veya telefon sesine alerjisi vardır uzun süre çalmasına izin verirseniz telefonu açar küfür eder, kapıyı açar komşuya saldırır, pencereden atar. yemeğinden farklı olarak mümkün mertebe alkolle besleyiniz, durdurmasını biliniz kendisi durmaz...

istek üzerine
evde kutup ayısı beslemek
buzdolabının kapağını açık bırakmanız gerekebilir. onun dışında yukarıdaki özelliklere paralellik gösterir. istisna olarak konuşmaz yer.

ek fasikül 1 hamster
önüne madeni para atınız dişlesin kamaşsın kudursun

ek fasikül 2 kara sinek
kanatlarını koparıp ocağın manyetosuyla yüksek gerilim veriniz

ek fasikül 3 örümcek
manyetoya dayanan sineklerle besleyeniz

ek fasikül 4 penguen
açık buzdolabına koyup kapağını kapatınız, kutup ayısını kesip yiyiniz.

ek fasikül 5 kedi
üstüne yatınız havasız bırakınız miyavlamaya başlayacaktır inanmayınız bekleyiniz tırmalamaya başlayıp kestikten takriben 20 saniye sonra üzerinden kalkıp kaçınız

ek fasikül 6 beyaz bengal kaplanı
nesli tükenmiştir bunun. ama fasikül 5'teki işlemi kediniz üzerinde 5 ay süreyle her gün uygulayıp en sonunda kireç çukuruna atarsanız kim bilir.

(bkz: böyle gider bu)
psyche psyche
çocuklar için yararlı bir deneyimdir, dostluğu, fedakarlığı, sorumluluk duygusunu ve daha birçok şeyi hayatta yaşıtlarına göre daha erken öğrenmelerine yardımcı olur. hayvan besleyen insan iyi insandır, hayvan sevmeyen insan sevemezmiş derler, doğrudur. bir hayvanı petshoplardaki kafeslerden ya da sokaklardan evinize almak, onun hayatını kurtarmaktır. senden gücsüz olan ve derdini anlatamadığı için çaresiz bir varlığa karşılıksız yapılmış bir iyiliktir.
menemene benzeyen picasso tablosu menemene benzeyen picasso tablosu
eğer küçükken evinizde bir ya da birkaç cins hayvan olduysa ömürünzün geri kalanında kendinizi evde hayvan beslemek zorunda hissedersiniz.iguana bile beslemeyi düşünürsünüz o derece.bir kere denedikten sonra tüm olumsuzluklarına rağmen alışkanlık yapıyor.

genellikle evde beslenen hayvan o evde uzun süre barınmaz.eve gelen arkadaş,amca ,tayze türevi insanlar evde beslenen kedi,köpek gibi canlılara çeşitli nedenlerden ötürü yaklaşmak istemez.(uyuz olurum bu tiplere)sonra bu arkadaş,amca,teyze illa ver şu hayvanı "allah onu sokakta yaratmış"(babanemin lafı) yok hastalık yapar,yok hayvanın göt kadar yerde canı sıkılır falan diye söylenir dururlar.boş bulunduğunuz bir anda birlerine verirsizniz ama çok geçmeden yani eve geldiğinizde sizi kapıda karşılayıp, kapıyı açar açmaz üstünüze atlayıp üstünüzü başınızı yırtan 40 kg luk bir öküzün yokluğunu hissetiğinizde(benimki sevgisini böyle gösteriyordu)beraber belgesel izleyecek biri bulamadığınızda "hay kafama sıçım ben niye verdim lan" dersiniz.sonra eski ev hayvanınızı bulma sansınız yoksa yenisini alırsınız.

bu durum genellikle kedi,köpek besleyen insanlarda oluyor.(en azından benim çevremde böyle)sonra eve balık,kuş gibi hayvan alsanız da ele avuca gelmemesinden mütevellit sizi kesmiyor.illa kedi,köpek.

not:elinde fazladan alman kurdu olan varsa bana ulaşsın pls.erkek yavru tercihimdir.(valla ciddiyim)
ben ruhi bey nasılım ben ruhi bey nasılım
mutlu bir hayat için olmazsa olmazdır. özellikle evinizde bütün masumluğuyla gözünüzün içine bakan, ufacık bir sevgi gösterinizde mest olan, pıtır pıtır evde dolaşan, sırt üstü yatıp ayaklarını havaya dikerek uyuyan ve uykusunun arasında severken uyandırdığınızda mahmur mahmur sizi seyreden bir köpeğiniz varsa, hayatınız bambaşkadır.
rockermanager rockermanager
evin küçük çocuğunun(ya da hala büyümek bilmeyen çocuğunun) bir heves balık isterim yok efendim kedi köpek isterim ısrarlarına dayanılmaz ve istediği hayvancık alınır.eğer alınan hayvan balık,kaplumbağa gibi aşırı ilgi ve bakım gerektirmeyen bir hayvansa ilerleyen dönemlerde bir problem yoktur.ancak alınan hayvan kedi veya köpekse durum biraz daha farklıdır.ilk aylarda herşey yolundadır fakat daha sonra çocuğunuz hayvancığı bir oyuncak gibi görür ve ondan sıkılabilir.işte asıl problemin başladığı yer burasıdır.sabah ve akşam gezdirmelerinden,periyodik aşıların yapılmasından,mamaların alınmasından sorumlu olan kişi artık sizsinizdir ve hayvanı bir süre sonra o kadar benimsersiniz ki kimselere vermek(ki bir durum daha sözkonusudur ki hiç hoş değildir,sokağa terk etmek) istemezsiniz.o artık ailenin en küçüğü oluverir.
just perfectt just perfectt
yanlış olduğunu düşündüğüm tanımdır. evde hayvan beslenmez, bir hayvanla evinizi, hayatınızı paylaşırsınız ancak. o'nu sadece beslenen bir şey olarak görüyorsanız ya da görecekseniz asla bu işe girişmemelisiniz.

başka bir canlıyla bir hayatı, evi paylaşmak herkesin harcı değildir, önüne koyduğunuz bir tabak yemek ve su değildir onun tek ihtiyacı çünkü. sevildiğini, düşünüldüğünü hissetmek ister, camlarda geleceğiniz saati bekler, başını okşadığınızda gözünüze sadece sizin görebileceğiniz duygularla bakar, konuşmaz, konuşamaz ama konuşanların anlattıklarından çok fazlasını anlatır kendi dillerinde.

manen doyuramayacağınız bir canlıyı asla hayatınıza ortak etmemeli, beslenmekten çok daha önemli ihtiyaçları olduğunu asla unutmamalısınız.
1 /