evlad ı fatihan

düzen ve kargaşa düzen ve kargaşa
balkan* fatihlerine ve onların balkanlardaki müslüman türk varlığını sürdüren torunlarına verilen ad.

(bkz: oğuzlar)
(bkz: horasan erenleri)
(bkz: balkan türkleri)
(bkz: batı trakya)

görülen gereklilik üzerine ekleme: bu terim, tam olarak "fatihlerin(fethedenlerin) evlatları" anlamına gelir. müslüman türk topluluklarını fatih sultan mehmet'in getirip balkanlara yerleştirmiş olması gibi bir durumla ilgisi yoktur. müslüman türklerin balkanlara yerleştirilmesi fatih sultan mehmet'in değil, olduğu gibi tüm osmanlı dönemlerinin bir politikasıdır. bu tamlamadaki "fatih"(fetheden) sözcüğü -an ekini almıştır ve farsçada -an eki çoğul ekidir. örneğin, "müslüman" sözcüğü de arapça olan "müslim" sözcüğüne, farsça çoğul eki olan -an ekinin getirilmesiyle oluşturulmuştur. "müslimler, islam olanlar" gibi bir anlamı vardır. bkz.http://www.nisanyansozluk.com/search.asp?w=m%FCsl%FCman

yine aslen bu terim ilk olarak 17. yüzyılda balkanlarda kurulan ve balkanlara yerleştirilmiş, balkanların fethinde önemli görevler almış yörüklerin yeniden düzene/nizama sokulması için, yörüklerden müteşekkil olarak kurulan silahlı bir teşkilat için kullanılmış daha sonra ise, balkanları fethedenlerin şu anda balkanlardaki varlıklarını sürdüren müslüman türk torunlarına verilen genel bir ad olarak kullanılagelmiştir.

durumun daha net anlaşılabilmesi açısından şu alıntıyı yapmayı yararlı görüyorum:

"prof. dr. tayyib gökbilgin’in ifadeleriyle; 'yürükler, oruç bey’in de sarih surette bildirdiği gibi, oğuzlardandır. aşiret, taife, cemaat diye gösterilen, mesela, türkmen aşireti, yürük taifesi veya hususi ismiyle bilfarz oğulbeyli cemaatı olarak rastlanan türk göçebe halk grupları etnik bakımdan ayrı şeyler olmayıp tek menşeden çıkan ve sonra tali gruplara ayrılarak veya muhtelif grupların birleşmesiyle yeni bir birlik vücuda getiren aynı türk halk parçalarıdır.'1 'tarihi kaynaklarımızda da bazen türkmen bazen yürük olarak rastlanan, seyahatnamelerde bu suretle zikredilen bu türk halkının menşei itibariyle katiyen oğuzlardan bulunduğu xv. asır müverrihlerinden olup da imparatorluğun kuruluş devri hakkında en eski malumatı verenlerden oruç bey’in bir münasebetle, (bu oğuz taifesi göç-güncü yürükler idi) şeklindeki ifadesiyle de sabittir.'2

genel olarak, teorik ve analitik bakımdan yörüklerle ilgili en ciddi çalışmalardan birisini yapmış olan prof. dr. mehmet eröz’e göre 'yörük' sözü, 'yörümek fiilinden yapılma, anadolu’ya gelip yurt tutan göçebe oğuz boylarını (türkmenleri) ifade eden bir kelimedir...kelime sıfattır; aslı da (yüğrük) dür. kelime sıfat halinde ileri, medeni, bilgili, cins ve halis manalarına gelir...yüğrük kelimesinin kabiliyetli, dirayetli, cesur manalarına geldiğini biz de müşahede ettik...bütün yörükler, bu kelimenin (yörümek) fiilinden müştak olduğunu söylediler. bize göre (göç) kısmi hareketi, (yörümek) umumi, bütün hayat boyunca yapıla gelen fiili gösteriyor...yörük ve türkmen aynı manaya gelmekte, anadolu’ya gelen göçebe oğuz türklerini ifade etmektedir. bütün vesikalar bu göçebelerin orta asya’dan geldiklerini göstermektedir...(yörük) le (türkmen) in aynı etnik zümreye alem olan iki kelime olduğunu rahatça söyleyebiliriz. arşiv vesikalarında bu iki elime müteradif, eş anlamlı olarak kullanılıyor: türkman-i halep, yörükan-ı halep...ilh.'3

a. osmanlı iskan siyaseti ve rumeli uygulaması

osmanlı imparatorluğu, kuruluş, genişleme, duraklama ve gerileme devirlerinde siyasi, iktisadi ve sosyal durumun değişmesine bağlı olarak, iskan politikasında da farklı şekilde hareket etmiştir. özellikle ilk devirlerde yeni toprakların elde edilmesiyle, 'konar-göçer' aşiretlerin bu yeni topraklara yerleştirilmesi şeklinde bir iskan politikası takip ederken (dışa dönük bir iskan siyaseti); imparatorluğun dinamizmini ve etrafa yayılma durumunu kaybetmesinden sonra, bir iç iskan unsuru olarak ortaya çıkan 'konar-göçerler'in ve çeşitli sebeplerle yerlerini terk eden ahalinin boş ve harap sahalara iskan edilerek buraların ziraata açılması düşüncesi hakim olmuştur. bunun yanı sıra xvııı. yüzyılın sonlarına doğru kaybedilen topraklardan kaçan ahalinin iskanı meselesi de ayrı bir gaile olarak devleti meşgul etmiştir. yerleşik ahaliyi korumak maksadıyla göçebe gruplar üzerindeki devlet baskısı da konar-göçerlerin kendiliğinden yerleşmelerini sağlamıştır. şekavet hareketlerine karşı yolların emniyetini sağlamak amacıyla, 'derbent' tesisleri yeniden imar edilerek çevreleri bir kasaba veya köy şeklinde bir iskan mahalli olarak kullanılmıştır. xıx. yüzyıldan itibaren ise, bir 'derebeyi' şeklindeki aile grupları ve aşiretlerin iskanı meselesi için çalışmalar yapılırken, diğer taraftan, artık tamamen 'içe doğru' başlayan muhacir akını ile meşgul olmak durumu ortaya çıkmıştır. bunun için 'muhacirin komisyonu' kurulmuş, devlet bu yüzyıldan itibaren iskan politikasını daha sistemli olarak yürütmüştür.4

osmanlı devleti, bu genel 'iskan siyaseti'ni şu 'iskan metodları' ile yürütmüştür: kuruluş devrinde bir çok tarikata mensup idealist 'derviş'in önderliğinde başlayan ilk iskan hareketiyle birlikte, yeni alınmış yerlere ahali sürgün ederek, muhtelif yerlerde vakıflar tesis ederek ve müstakil derbend tesisleri kurup buralara ahali yerleştirerek.

bilindiği gibi, rumeli’deki türk varlığı osmanlı devleti öncesinde de söz konusu idi. bu çerçevede bütün rumeli’de, mesela makedonya’da hunlar, avarlar, bulgarlar, oğuzlar, kumanlar, peçenekler ve selçuklular gibi çeşitli türk unsurlarının 378-1371 tarihleri arasında yerleşmiş olduklarını ve buralarda bunlarla ilgili hatıraların bulunduğunu biliyoruz.5

osmanlı devleti, 1356’da gelibolu yarımadası’ndaki çimpe kalesi’nin alınmasından sonra rumeli’de süratli bir şekilde yayılmış, aralıksız 1912 yılına kadar sürecek olan yaklaşık 550 yıllık türk hakimiyeti sırasında rumeli türkleşmiştir. müslüman anadolu türklerinin rumeli’ye gelişleri başlangıçta 'kolonizatör türk dervişleri'6 ile başlamış, söz konusu 'dervişler' askeri fütuhattan önce yerli halkın ve özellikle ıx. yüzyılda bölgeye gelip yerleşen peçenek ve kuman türklerinin gönüllerini kazanarak asıl fetih hareketinin zeminini oluşturmuşlardır. ordunun ardından veya onlarla birlikte hareket eden, bir nevi 'psikolojik harp' veya 'istihbarat' unsuru olarak da değerlendirilebilecek olan tarikat mensubu bir çok dervişin, ıssız yerlerde yolların geçtiği önemli mevkilere zaviyeler ve tekkeler inşa etmesiyle ilk teşebbüsler başlamış, kurulan bu tekke ve zaviyeler ilk iskan nüvelerini teşkil etmiştir. rumeli’yi bu şekilde iskan eden sarı saltuk' ile bursa’nın fethinde rol oynayan geyikli baba' bunlara örnek olarak verilebilir.7

kuruluş devrinde, konar-göçer türk aşiretleri yeni alınan yerlerin türkleştirilmesinde kullanılan en önemli unsurlar olmuşlardır. savaşçı vasıfları, bir disiplin ve teşkilat içinde olmaları onları daha da önemli hale getirmiştir. nitekim, rumeli fatihi süleyman paşa zamanında 'sürgün' metodu ile aşiretlerin rumeli’ye 'göçürülüp' 'iskan edilmeleri'ne başlanmıştır. ı. bayezid devrinde aşiretlerin rumeli’nin türkleştirilmesi amacı ile daha büyük ölçüde rumeli’ye nakledildikleri görülmektedir. türk topluluklarının rumeli’ye nakledilmeleri sırasında, devlet tarafından kendilerine zengin topraklar verilerek, bütün akrabalarıyla geçecek olanlara ise 'yurtluk', 'toprak', 'tımar' gibi imtiyazlar tanınarak muhaceret teşvik edilmiştir. bu durum 'fütuhat'ı teşvik amacı taşıdığı kadar, fethedilen yerlerin türkleştirilmesi ve memleketin 'şenlendirilmesi' yani ekonomik, sosyal bakımdan kalkındırılması amacını da güdüyordu.

ı. bayezid devrine ait ilk iskan kaydı, 1400-1401 yıllarında 'tuz yasağı'nı kabul etmeyen menemen ovası’nda kışlayan aşiretlerden 'göçerevliler'e ait olup, filibe taraflarına sürülmüşlerdir. oğlu çelebi mehmet zamanında ise, isyanları yörgüç paşa tarafından bastırılan tatarlar da, dobruca havalisine yerleştirilmişlerdir. 1397’de mora’da argos’un alınmasından sonra, buradan 30.000 kişi anadolu’ya, anadolu’dan da üsküp ve teselya bölgelerine türkmen ve tatar aşiretleri nakledilmişlerdir. anadolu’dan rumeli’ye aşiret göçürülmesi işi, ıı. bayezid’in saltanatının sonuna kadar devam etmiştir.8

b. rumeli’ye yerleşen yörük grupları

osmanlı devleti’nin balkan yarım adası’ndaki ilerlemesi ve yayılmasına paralel olarak, yörük gruplarının sayıları ve önemleri artmış ve daha sonra da bunları askeri bir teşkilata bağlamak, kendilerine mahsus bir nizam ve kanun meydana getirmek lüzumu ortaya çıkmıştır. rumeli’ye peyderpey geçen çeşitli mıntıkalarda iskan edilen yörük grupları, xv. asır ortalarından itibaren askeri ve stratejik vazifelerde belli roller almaya başlamış, içlerinden bu işleri başarabilecek şahıslar tespit edilmiş, tahrirleri (yazımları-sayımları) yapılmış; bunların celpleri, mükellefiyetleri ve diğer hususları belli kurallara bağlanmıştır. böylece, xvı. asır ortasında artık ordu hizmetlerinde ve devlet işlerinde yer ve vazife alan düzenli bir askeri sınıf meydana gelmiştir.

xvıı. asırda rumeli’deki bu yörük teşkilatları dağılmaya başlamış, yörük yazılanlar azalmış, bunların önemli bir kısmı 'konar-göçer'likten çıkarak yerleşik hayata geçmişlerdir. sefer zamanlarında kendilerine verilen görevler yerine getirilemez olmuştur. ikinci viyana kuşatması ile başlayan uzun avusturya savaşları sırasında bu durum daha iyi görülmüştür. bu nedenlerle, xvıı. asrın sonları ile xvııı. asrın başlarında, kısmen disiplin ve düzenleri bozulan bu gruplar yeniden düzenlenmişlerdir. 1691 yılında padişahın bir ‘‘hattı hümayunu” ile yörük grupları, 'evlad ı fatihan' adı altında ve rumeli’nin 'sağ, sol ve orta kolu'nda olmak üzere yeniden yazıldı. böylece teşkilat hem adını, hem de zamanın ihtiyaçlarına göre askeri ve ekonomik şekil ve bünyesini az çok değiştirdi.9"

atatürk araştırma merkezi atatürk araştırma merkezi başkanlığı atam

1 t. gökbilgin, “rumeli’nin iskanında ve türkleşmesinde yürükler”, ııı. türk tarih kongresi (ankara 15-20 kasım 1943) tebliğleri, ank.. 1948. s. 649.
2 t. gökbilgin. rumeli’de yürükler tatarlar ve evlad-ı fatihan. ist.. 1975, s. 6.
3 m. eröz, yörükler. ist., 1991., s. 20-23.
4 y. halaçoğlu, xvııı. yüzyılda osmanlı imparatorluğu’nun iskan siyaseti ve aşiretlerin yerleştirilmesi, ank.. 1988, s. 2-3.”
5 bununla ilgili olarak bakınız: ö. turan, “makedonya’da türk varlığı ve kültürü”, bilig d., sayı: 3 (güz 1996), s. 21 vd.
6 bu konuda bakınız: ö. l. barkan, kolonizatör türk dervişleri, ist., tarihsiz, ı -72 s.
7 y. halaçoğlu, a., g., e., s. 3.
8 y. halaçoğlu, a., g., e., s. 4. osmanlı “tehcir ve iskan” siyaseti ve metodları konusunda artık klasikleşmiş olan şu eserlere bakılabilir: ö. l. barkan, “osmanlı imparatorluğunda bir iskan ve ko-lonizasyon metodu olarak vakıflar ve temlikler”, vakıflar d., sayı: 2 (ankara 1942), s. 284-353. ö. l. barkan, “osmanlı imparatorluğu’nda bir iskan ve kolonizasyon metodu olarak sürgünler”, iktisat fakültesi mecmuası, c: xı. (1951), s. 525-569. c: xııı. (1953), s. 56-78. c: xv. (1955). s. 209-237. c. orhonlu, “osmanlı imparatorluğu’nda aşiretlerin iskanı”, türk kültürü araştırmaları d., c: xv., sayı: 1-2 (ankara 1976). c. orhonlu, osmanlı imparatorluğu’nda aşiretlerin iskan teşebbüsü (1691-1696), ist., 1963. 1-120 s. c. orhonlu, osmanlı imparatorluğu’nda derbend teşkilatı. ist., 1967, 1 -175 s.t. gökbilim, rumeli’de yürükler, tatarlar ve evlad-ı fatihan. ist., 1957, 1-342 s.
9 t. gökbilgin, rumeli’de yürükler, tatarlar ve evlad-ı fatihan, s. 9. 20, 254.
zogo zogo
birinci murat ve fatih dönemlerinde yapılan balkan fetihleri ve iskan - istimalet (hoşgörü) politikası sonucu özellikle konya ve civarından birçok aşiret, balkan topraklarına gönderilmiş bunun sonucunda da elveda rumeli dizisi çekilmiştir. bir evlad-ı fatihan olmaktan herzaman gurur duymuşumdur.